Yayınlanma tarihi: Sal, Ağu 7th, 2012

Açık Mutfak – Cihan Aktaş

Cihan Aktaş ablamız “Açık Mutfak” denince aklına gelenleri yazmış. Kavramın gerçek anlamının hayatımızı nasıl şekillendirebileceğinden, Urumiye’deki güzel bir adetten bahsetmiş. İmkansızlıktan değil sana ait olmadığını hatırlattığından oruç tutanların yemek tenceresinden uzak kalmasının eşitleyici öğreticiliğini aktarmış. Kardeşlik İftarlarını da hatırlamış düşünürken. Sağ olsun. Bu güzel yazıyı sizlerle paylaşırken teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Bütün anlamlarıyla açık mutfak üzerine düşünüyorum. Yemek pişirmeyi gündelik hayatının bir icabı olarak benimseyen yazar için açık mutfak daha az zaman ve emek kaybı demek. Yemek kokularının bütün eve sindiği iddiası doğru değil, iyi çalışan bir davlumbazla kokuların üstesinden gelebiliyorsunuz. Banko ve paravanlarla da kaybolma alanları oluşturabilirsiniz, mütecessis konuk nazarlara karşı.Yeni taşındığım evin mutfağı açık, daha önce de açık mutfaklı evlerde yaşadığım oldu. Çoğunlukla çalışma masamı açık mutfağa bitişik tutmaya çalışırım. Yemeklerin dibinin tutmasını her zaman önleyemesem de…Açık mutfak kapalı olana göre daha derli toplu ve sade olmak zorunda, gelgelelim aradaki bankoda bazen kitaplar, gazeteler, bardaklar ve kavanozlar birbirine karışıyor. Çamaşır makinesi de mutfağa yerleşmek zorundaysa, düzeni korumak biraz daha hassas bir planlama gerektiriyor. Bir söyleşi için evine gittiğim İranlı sinema oyuncusu Hediye Tehrani’nin evinin açık mutfağı, yemek sanatı etrafında bir müzeyi andırıyordu. Yüzlerce kavanoz raflarda dizili, irili ufaklı tavalar duvarda bir insicamla asılı, en küçük bir aksama görünmüyor salondan bakıldığında, nasıl koruyor bu düzeni? Aileden gelen kabul ve alışkanlıklar var, diye cevaplandırdı Tehrani sorumu. Sofraları kalabalık, tencereleri tavaları sokağa taşan bir evde yetişti. Açık mutfak ülkesinin gündelik hayatında Muharrem ve Ramazan ayında daha belirgin bir şekilde faal. Köşe başında bir kazan kaynıyor, karşı evin önünde de bir kuyruk var, iftar hayratı. Her an kapı çalınabilir ve beş sokak öteden gönderilen zerde ya da safranlı pilav tabağı çıkabilir karşınıza. O tepsinin aynısı yoldan geçene ve sokakta geceleyene de sunuluyor.

Maarif radyosunun yorumu ilginç: Sılayı rahim muhakkak ki çok önemli, ancak hazırlığının ağırlığı yüzünden insanlar erteliyorlar. Pahalı hediyeler alınacak, zengin sofralar hazırlanacak. Evin gündelik yemeğinin sunulduğu sade sofra, misafiri rahatlatıyor: Kendisi de böyle bir sofrayı rahatlıkla hazırlayabilir.


Urumiye
’de şöyle bir Ramazan âdeti var: İftara yakın bir kişi telefon açıyor eşe dosta, yemeğinizi alıp gelin, iftarı birlikte yapalım, diyor. Bazen selelerle sepetlerle orta bir yerde buluşuyor akraba ve arkadaşlar, bir parka gidip iftar sofrası açıyorlar.

Ramazan günleri, iftar-sahur, sofralar daha bir kalabalık oluyor oruç tutulan evlerde. Açık mutfak önce bankoya dayalı çalışma masasının düzenini karıştırıyor. Projenin ilk sahibi belli ki sadece yerden kazanmak niyetiyle çalışan çifti bu mutfağın iyiliklerine ikna etti. Kimine bir dayatma, kimine mahremiyet kaybı gibi geliyor mutfak telaşının salona taşması; yemek göz önünde pişmemeli sanki. Buna karşılık kimi lokantalar mutfaklarını bir ekranla müşterilerinin nazarına açmayı, bir kalite göstergesi sayıyor.

Ramazan’dan hiçbir şey öğrenemesem de şunu öğrendiğimi söyleyebilirim: Sana ait sandığın nimet aslında o kadar da elinde değil. Bir vitrin camı yok arada, bir duvar da yükselmiyor ve sen bir sokak çocuğu gibi engellenmediğin hâlde, uzağında duruyorsun yemek tenceresinin. İsmail Ankaravî’ninMinhâcu’l-Fukara’da yazdığı gibi: Oradaki lokma, kendi kazandığın değil, Allah’ın nasip ettiği bir nimet. (İnsan; 2005)

Açık mutfak, ikrama da açıklık demek, göz hakkı diye bir şey var, ancak bu kanaati toplumda canlı tutmanın da yollarını aramak gerekiyor. Emek Adalet Platformu’nun çağrıcılığında düzenlenen Fatih Saraçhane’deki İşçi Buluşması iftarı, ardından geçtiğimiz cumartesi günü gerçekleşen Tophane sahilindeki Evsizlerin Evi yakınındaki iftar ve önümüzdeki cumartesi gerçekleşecek olanGöçmen Buluşması iftarı, konfor bozan, düşünmeye sevk eden örnekler. Herkes evindeki yemeği aldı gitti, iki kişiye yeten üç kişiye de yetti.


Arakan
’da Müslümanlar katliamdan kaçarken açlık ölümlerine yakalanıyorlar. Esenler Belediyesibu “uzak” ölümlere seyirci kalmadı, geleneksel 100 bin kişilik iftar sofrasını Arakan’a taşıdı. “Ben kandan elbise giydim bundan haberin var mı” diye sormaya devam ediyor Sezai Karakoç. Bunu da öğrendik; Suriye “yakın yabancı”ymış, başlangıçta desteklenmiş olan muhalifleriyle kanlı bir çözümün belirsizliğine terk edildi. Konu konuyu açıyor masa başında, sıra hiç konuşulmamış olana da gelecek. Sofra ya da masa filozof ve psikanalist Pierre Fédida’ya göre aktif yürütücü eleman. Yazı faaliyetinin ahşap malzemeyle, marangozlukla ve elbet masayla bir ilişkisi var. “Özneler arası ilişkinin mobilyası olarak kocaman bir masa.” Açık mutfakla bütün salon kocaman bir masaya dönüşüyor oruç günlerinde.

Romancı Margaret Oliphant’ı düşüncelere sevk ediyor çalışma masasının mutfakla ilişkisi: Ev kadını olarak yazar masasını mutfakla salon arasına bir yere kurarken, sanat eseri ile ev işi denen duygusal, el emeğine dayalı, idari beceriler ve görevler bütünü arasındaki zor, belirsiz, rastlantısal bağdan yazdıklarının bir şeyler kazandığını hissediyor. Bu bağı koparmak yazmanın kendisini tehlikeye atacak, onu doğal olmayan bir şey hâline getirecektir. Açık mutfak kesintisiz sohbet demek olduğu kadar, hayatın seslerinden öğrenmeyi önemseyen metne de iyi geliyor.


cihanaktas1@gmail.com


twitter.com/chn_aktas

 

Yorum bırakın

XHTML: Bu html etiketlerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>