Yayınlanma tarihi: Çar, Oca 2nd, 2013

Emeğin 2012 halleri – Aziz Çelik

Emek meselesine kafa yoran kalem erbabı isimlerin önde gelenlerinden Aziz Çelik’in, geride bıraktığımız yıla dair kuşbakışı değerlendirmesini dikkatinize sunuyoruz.

“Yeni çalışma rejimi” tabirinin altını çiziyoruz.

 

Aziz Çelik

Emeğin 2012 halleri

Kuşkusuz bir takvim yılı kesitini alıp emeğin hallerini analiz etmek eksik bir değerlendirme olacak. Yine de dönemsel değerlendirmelerin süreci ve bütünü anlamak için anlamlı ip uçları verdiğini söylemek mümkün. 2012 emek ve sendikal hareket açısından uzun süredir etkili olan olumsuz eğilimlerin güçlendiği bir yıl oldu. Öte yandan 2012 AKP iktidarının onuncu yılı olması nedeniyle özel bir anlam da taşıyor. Aslında 2012’yi ele alırken AKP’nin emeğe yönelik 10 yıllık siyasetine de bakmak gerekiyor. AKP on yılda yeni bir çalışma rejimi inşası yolunda önemli mesafe kaydetti. 2012 yılında atılan adımlar bu yeni çalışma rejimi açısından kritik öneme sahip.

Yeni bir çalışma rejimi inşası

AKP yeni bir çalışma rejimi inşa ediyor. Güvencesiz, esnek ve kuralsız bir çalışma rejimini adım adım örüyor. Bu süreç 2003 yılında kabul edilen 4857 sayılı İş Yasası ile başladı ve on yıl boyunca çalışma ilişkilerinde esnekliğin kurumsallaşmasına yönelik çok sayıda adım atıldı. Bunun en önemli göstergelerinden biri yaygınlaşan taşeron (alt işveren) uygulamasıdır. Kamu kesimi başta olmak üzere kadrolu-güvenceli istihdam yerine taşeron ve hizmet alımı teşvik edildi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre AKP’nin 10 yılında taşeron işçi sayısı 350 binlerden 1 milyon 500 binlere ulaştı.2012 yılında AKP hükümeti yeni bir çalışma rejimi inşası konusunda stratejik bir adım attı. Ulusal İstihdam Stratejisi (UİS) belgesini açıkladı. 2023 yılına kadar çalışma hayatında yapılması hedeflenen değişiklikleri içeren bu belgenin çalışma yaşamı açısından temel hedefi daha esnek işgücü piyasaları yaratmak. AKP eğer iktidarda kalırsa ikinci on yılında tam esnek bir çalışma rejiminin inşasını tamamlamayı hedefliyor. Diğer bir ifadeyle “katı” olduğu iddia edilen sınırlı sayıdaki işçiyi koruyucu düzenlemeyi ortadan kaldırmak ve çalışma ilişkilerinde esnekliği kurumsallaştırmak. UİS’te ve 61. Hükümet programında yer alan en önemli iddia işsizliğin işgücü piyasalarının “katı” olmasından kaynaklandığıdır. Bu nedenle “katı” olan ne varsa esnekleştirmek istiyorlar.UİS’te taşeron (alt işveren) uygulamasının yaygınlaştırılması ve asıl işlerde de taşeron çalıştırmanın tamamen serbest bırakılması hedefleniyor. Böylece ülke tam bir taşeron cumhuriyetine dönüşecek. Diğer bir hedef geçici işçiliğin yaygınlaştırılması. Stratejinin en önemli ayağını “kiralık işçilik” oluşturuyor. Bu uygulama ile istihdam büroları aracılığıyla işçi kiralama dönemi başlayacak. Böylece esnekliğin kurumsallaşması yönünde önemli bir adım atılacak.

Stratejik hedefler arasında kıdem tazminatı da var. Her ne kadar Başbakan Erdoğan, 2012 yılı içinde kıdem tazminatının gündemlerinde olmadığını söylediyse de bu açıklamanın erteleme anlamına geldiği biliniyor. 2013 yılında kıdem tazminatı tekrar gündeme gelecek. Çünkü sermeye örgütlerinin kıdem tazminatını budama kararlılığı sürüyor. Hükümet 2012’de açıkladığı Ulusal İstihdam Stratejisine yönelik uygulama adımlarını 2013’te atmaya başlayacak.

Hani sendikal haklar genişleyecekti?!

2012 yılında sendikal yasalar açısından önemli değişiklikler yaşandı. Bilindiği gibi 2010 anayasa referandumu sırasında en önemli iddialardan biri, referandum sonucunda sendikal hakların genişleyeceği yönündeydi. Bu iddia ne yazık ki kimi sendikal ve sol çevrelerde bile taraftar bulmuştu. Ancak 2012 yılında yapılan sendikal düzenlemeler referandumun sendikal hakları geliştirmek bir yana kısıtladığını ortaya koydu.

Önce Nisan 2012’de 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nda değişiklik yapıldı. Yapılan değişikliklerle kamu çalışanlarının tümünün grev hakkı yok sayıldı. Sözde toplu sözleşme hakkı getirildi ama özünde zorunlu tahkim rejimine geçildi. Kamu görevlilerin kaderi hükümetin belirleyici olduğu Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun (KGHK) insafına bırakıldı. Nitekim yasa sonrasında KGHK’nın bağıtladığı toplu sözleşmede hükümetin dediği oldu. Öte yandan 4688’de pek çok kamu görevlisi kategorisinin sendikalaşmalarına yönelik yasak korundu. Böylece kamu çalışanları sendikal rejimi bir vesayet rejimine dönüştürüldü. Bu vesayet rejiminin en açık kanıtı hükümete yakın bir konfederasyonun 2002’de 42 bin olan üye sayısını 15 kat artırarak 2012’de 650 bine çıkarması oldu. Oysa aynı dönemde yüzde 10 civarında olan işçilerin sendikalaşma oranı yüzde 38 azalarak yüzde 6’nın altına düştü.

2012’de sendikal açıdan bir başka önemli değişiklik ise 6356 sayılı yeni Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun kabul edilmesi oldu. Eski 2821 ve 2822 sayılı yasaların yerini alan 6356 ile zarf değişti ancak mazruf aynı kaldı. 12 Eylül ürünü eski mevzuatın temel parametrelerini ve ruhunu koruyan yeni sendikal yasa, uluslararası çalışma normlarına esaslı aykırılıklar içeriyor. Statükocu, ayrımcı ve yasakçı nitelikleri ağır basan yasa mevcut sendikal yapılar dışında yeni sendikaların sisteme girmesini engelliyor. Barajlı sistemi ve işkolu sendikacılığını koruyor. Yasa eski sınırlamaları korumakla kalmıyor, işçilerin kazanılmış haklarını da ortadan kaldırıyor. Yasa ile işçilerin yaklaşık yüzde 55’ini oluşturan 30’un altında işçi çalıştıran işyerlerinde çalışanlar ile 6 aydan az kıdemi işçilerin sendikal tazminat hakları ortadan kaldırıldı. Bu düzenleme TOBB ve TUSKON gibi sermaye örgütlerinin baskısıyla gerçekleştirildi. Yeni sendikal yasanın en önemli yönlerinden biri (TİSK ve TÜSİAD’ın yerine) TUSKON ve TOBB gibi sermeye örgütlerinin ön plana çıkması oldu. Yeni rejimin öne çıkan sermaye örgütleri sendikal yasaları da şekillendirdi. AKP sembiyotik bir sendikal rejim oluşturma yolunda 2012’de önemli adımlar attı.

Hak ihlalleri arttı

2012 yılında sendikal ve çalışma haklarına yönelik ihlaller artış eğilimindeydi. Sendikalaşmaya yönelik engellemeler devam etti. Yargıç ve Savcılar Sendikası Yargı-Sen kapatıldı. Polislerin sendikalaşma girişimine yönelik keyfi uygulamalar gündeme geldi. Hava taşımacılığı ve borsa hizmetlerine grev yasağı getirildi (havacılıkta grev yasağı tepkiler üzerine geri alındı). Ancak havacılıkta grev yasağını protesto eden 300 civarında Hava-İş üyesi işçi işten atıldı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı keyfi bir tutumla 2012 Ocak ayından Kasım ayına kadar sendikaların yetki başvurularını işleme koymadı böylece toplu iş sözleşmelerinde 10 aylık bir gecikme yaşadı.

Sendikal nedenli işten çıkarmalar devam etti. Yeni sendikalar yasasında sendikal güvencenin işçilerin büyük bölümü için ortadan kaldırılması önümüzdeki yıllarda sendikal nedenli işten çıkarmalarda artışa yol açacaktır. Barışçıl toplu eylem hakkını kullanan işçilere yönelik baskılar devam etti.  Özellikle KESK’li sendikacılara yönelik baskı, gözaltı ve tutuklamalarda 2012 yılında belirgin bir artış yaşandı.

Giderek artan sendikal hak ihlalleri ve anti-demokratik mevzuat nedeniyle sendikalaşma oranları dibe vurdu. 2012 yılında 16 milyon ücretliye karşılık toplu iş sözleşmelerinden yaralanan işçi sayısı 680 bin civarında kaldı. OECD verilerine göre, OECD ülkelerinde en düşük sendikalaşma oranını Türkiye’ye ait. Türkiye ayrıca sendikalaşmanın en hızlı gerilediği ülke konumunda.

İş cinayetleri hız kesmedi

2012 yılında iş cinayetleri de hız kesmedi. Esnek ve kuralsız çalışma ile taşeronlaşmanın artmasına paralel olarak işçi ölümleri de artmaya devam etti. Sendikanın giremediği işyerlerine Azrail girmeye devam etti. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre (23 Aralık) 2012 yılında en az 867 işçi “iş kazası” sonucu yaşamını yitirdi.  1946’dan günümüze kadar “iş kazaları” sonucu ölen işçilerin sayısı 60 bini aşmış durumda. Son 10 yılda, her yıl ortama binden fazla işçi iş cinayetleri sonucu yaşamını yitiyor. İş cinayetlerinin hız kesmemesi sorunun teknik değil siyasal ve sınıfsal bir sorun olduğunu ortaya koyuyor. İş cinayetleri sadece bir teknik emniyet sorunu değil, çalışma yaşamına ilişkin temel politika tercihleri sorunudur. Güvenceli ve sendikalı çalışmanın olduğu işyerlerinde kaza sonucu ölüm son derece sınırlı düzeyde kalırken, taşeron ve sendikasız çalışma söz konusu olduğunda cinayetler hızla yükseliyor.

2013 ve emeğin bir planı var mı?

“Kendine ait bir planı olmayanlar başkalarının planının bir parçası olurlar” deyişi sendikal hareketin vaziyetini ortaya koyuyor. AKP’nin kuralsız ve esnek yeni bir çalışma rejimi inşa etmeye kararlı olduğu bir ortamda, sendikal hareket ne yazık ki buna karşı ciddi bir yanıt oluşturacak halde değil. Nicel olarak iyice zayıflayan sendikal hareket nitel açıdan da önemli zaaflar içeriyor. Sendikal hareket parçalı bir görünüm arz ediyor ve hükümetin vesayeti artıyor. Geleneksel sendikal yapıların önemli bir bölümü kısa vadede ümit verici değil. Ancak bardağın boş tarafı kadar dolu tarafına da bakmak gerekiyor. Artan işçileşme sendikalaşmanın ve örgütlü mücadelenin sosyolojik zeminini genişletiyor. Nitekim çok sayıda yerel, tekil ve dağınık işçi eylemi ve direnişi ortaya çıkıyor. Çalışanların öz savunma hareketlerinde nicel bir artış yaşanıyor. Ancak bu direniş ve eylemler güçlü ve bütünlüklü bir harekete dönüşmüyor ve kalıcı olmuyor. Ancak 2012 1 Mayıs eylemlerinde görüldüğü gibi emeğin muhalif potansiyeli ve tepkisi büyüyor.

Yorum bırakın

XHTML: Bu html etiketlerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>