Yayınlanma tarihi: Cum, Eyl 7th, 2012

Köy Meydanına Atılan Kelle… – Nihal Bengisu Karaca

Türkiye’de son bir sene içinde bile gündeme gelen tecavüz vakaları, kadına karşı şiddet ve tecavüzü engelleme konusunda ne kadar “umut” vaat ettiğimizi ortaya koydu. Verilen kararlarla hukuk’un trajik halini gösteren N.Ç davası, O.Ç davası, Pozantı Cezaevi ve Fethiye davası akla ilk gelenler. Kağıt üstündeki yasa ve cezaların caydırıcılığı yanında bunların ataerkil bir zihniyet tarafından yorumlanıp yorumlanmaması son derece belirleyici. 
 
Peki Isparta’da kendisine defalarca tecavüz eden adamı öldüren ve kellesini köy meydanına fırlatan N.Y. bize ne anlatıyor?

Bu zor ve tekinsiz soruya yanıt arar, bu hadiseye şahitlik etme vazifesinin altında ezilirken Nihal Bengisu’nun yazısı bize kıymetli göründü. Bengisu, N.Y’nin başvurduğu “çare”nin ve bu durumun kadınların üstlenmesi beklenen ‘kurban’ rolününe uymayışının, devletin sorumluluktan kaçması için bir bahane teşkil etmemesi gerektiğini vurgulamış. Devletin kadını (ve kadınları) saldırılardan koruyamaması, üstüne (‘tecavüz olsa bile’ diyerek) getirdiği kürtaj yasağı ve N.Y.’nin cinayet damgası ile cezalandırılmasının haksızlığı üzerinde durmuş. Medyanın etkisine değinmiş ve diziler aracılığıyla popüler kültürün tecavüzlere katlanmak “zorunda” kalan kadın imgesini yaygınlaştırılmasını eleştirmiş.

 

Yazıyı orjinal olarak yayınlandığı HaberTürk sitesinden okumak için tıklayınız.

Köy meydanına atılan kelle… – Nihal Bengisu Karaca

GEÇTİĞİMİZ haftanın en trajik olaylarından biriydi. Bir kadın kendisini sistematik olarak taciz eden bir adamı önce av tüfeğiyle vurdu, sonra kellesini koparıp köy meydanına fırlattı. Bunu yaparken orada bulunan topluluk tarafından incitilen izzetinefsini nihayet onarabilecek olmaktan başka bir şey düşündüğü yoktu. İşlediği suçun ağırlığı, elde edeceği muhtemel arınma duygusunun yanında o kadar hafif kalıyordu ki, şu sözleri haykırıyordu: “İşte namusumla oynayanın kellesi…”

Olay Isparta’nın Yalvaç İlçesi’ne bağlı bir köyde gerçekleşir. İki çocuk annesi 26 yaşındaki N.Y., kayınpederinin kız kardeşiyle evli Nurettin Gider tarafından ilişkiye zorlanmaktadır. N.Y.’nin kocasının çalışmak için başka bir ilde olmasından cesaret alan adam, köydeki dedikoduların artmasına aldırmadan tacizini sürdürmektedir. Neden aldırsındır? Tahmin edersiniz ki, ne olursa olsun, adı kötüye çıkacak olanın kendisi değil N.Y. olduğuna duyduğu güvenle sarhoştur.

Koz ondadır: Çünkü kadın tecavüze uğrasa bile, en nihayetinde “mahalle baskısı” korkusuyla haline razı olmak zorunda kalacaktır. Belli ki adam, kendisini şikâyet edeceğini söyleyen kadına bir de uygunsuz fotoğraf şantajı yapmasına yetecek kadar güvenmektedir bu koza. Hesaba katmadığı bir şey vardır: N.Y. sonuçta bir “insan”dır ve insan faktörünün olduğu her yerde hesaba kitaba gelmeyen olasılıklar mevcuttur.

Bu hikâyede hem taciz hem mahalle baskısıyla iğfal edilen bir kadının trajik hayatı var. Bu hikâyede kadınları toplumsal hiyerarşinin en alt tabakasına iten anlayışın çıldırttığı bir insan var. Bu hikâyede “Avantaj bende” diye düşünen ve hedonistliğini akrabalık bağlarını hiçe sayarak tatmine yönelen esfel-i safilin için alınacak ibretler var. “Tecavüz mağduru kadın da kürtaj yaptırmasın, doğursun biz bakarız” diyen devlet yetkililerine nazire yaparcasına; uğradığı muamelenin ve işlediği suçun şokuyla çıldırmış, şimdi beş aylık gebeliğini sonlandırmak için yetkililere yalvaran bir mağdur var.

“Uygunsuz fotoğraf şantajı”nın baş döndürücü yaygınlaşmasına, işadamlarının, siyasetçilerin korkulu rüyası olmaktan çıkıp sıradan insanların, köylerin yaşamına bile dahil olmasına tanıklık eden korkutucu veriler var.

Devlete sesleniyorum: Lütfen N.Y.’nin durumuyla ilgilenin, tedavisi, rehabilitasyonu ve cezaevinde geçireceği süreç boyunca çocuklarının başında olun. Devlet cinayet işleyen kadına sahip çıktı denilmesinden korkmayın.

Türk dizilerini kotaran ve aralarında kadınların da olduğu senaryo ekiplerine sesleniyorum: Tecavüze katlanmak “zorunda” kalan, tecavüzcüsüyle evlenmek “zorunda” kalan, şantajla ve tehditle karşılaştığında mahalle baskısı korkusuyla talepleri yerine getirmek “zorunda” kalan, tecavüz kaçınılmaz olduğunda bundan zevk almaya bakan kadın karakterler yazmaya bir son verin.

Çünkü bilerek ya da bilmeyerek erkeklere, kadınların kurban rolünü sahiplenebilecekleri ve buna karşı koymak adına çok fazla şansa sahip olmadıkları fikrini işleyip duruyorsunuz. Her türlü arsızlıktan sonra sırtlarını yaslayabilecekleri pofidik yastıklar üretiyorsunuz tacizcilere. Yasalar çıkıyor, kadınları koruma altına alan düzenlemeler yapılıyor, ama bu gelişmeler, popüler kültür tecavüzcü erkeğin sırtını sıvazlayan ruh halini desteklediği müddetçe kalıcı olmayacak.

Arsız bünyelerin arsızlıklarını sürgit devam ettiremeyeceklerini, sert kayaya çarpıp hafazanallah kellelerinden bile olabileceklerini yasalar öğretmez, hikâyeler öğretir. “‘Önemli olan yasaların değişmesi değil, kültürün değişmesi” klişesindeki doğruluk payı, budur. İnsanlara hikâye anlatan, televizyon gibi gücü tartışılmaz bir aygıta, TV dizisi gibi bir sihrin formülüne sahip olanlar sizsiniz.

Ama ya rolünüzün farkında değilsiniz ya da umurunuzda değil.

Yorum bırakın

XHTML: Bu html etiketlerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>