Yayınlanma tarihi: Per, Ara 19th, 2013

16 Aralık Siyer Notları

Bu pazartesi, Hz. Peygamberimiz’in nasıl bir topluma doğduğunu konuşmaya çalıştık. Vahiy öncesi her şey mutlak kötüydü demek yerine, Hılful Fudul gibi örnekler olduğunu biliyoruz. Kadir arkadaşımız bize Allah’ın indirdiği tüm dinlerin aslında İslam olduğunu ancak Son Gelen’in Hz. Muhammed Şeriatı olduğunu hatırlattı. Yani olaya ilerlemeci bir tarih anlayışıyla bakamayız.

Siyer anlatılarında Hz. Peygamber’in (kendinden önceki) soyunun ve akrabalarının erdem, ilim ve fazilet bakımından çeşitli üstünlükleri öne çıkıyor fakat onun soyuna kutsiyet atfetme amacıyla efsaneleştirmeler ve abartmalar da söz konusu olabiliyor. Hz. Peygamber’in kendinden sonraki soyu içinse “Ehl-i beytimi koruyun” derken kastı neydi diye düşünmeye çalıştık. Zekatın Hz. Peygamber’in ailesine ve soyuna verilemediğini öğrendik. Bunun sebebi, herkesin kendi zekatının Hz. Peygamber soyuna gitmesini isteme ihtimali veya soyun sadakaya muhtaç gibi görünmemesi gayesi olabilir.

Hz. Peygamber’in doğduğu toplumda kölelerin büyük çoğunluğu siyahiydi fakat köleleştirilip mi getirildikleri yoksa bir biçimde göç ettikten sonra mı borç kölesi oldukları bilinmiyor. O dönemde insanların borcuna rehin olarak kendilerini, eşlerini veya çocuklarını köle olarak vermek zorunda kaldıklarını gördük. Siyahiler dışındaki köleler savaş esiriydi ve bu uygulama çok eski ve uzun yüzyıllar devam ediyor, Osmanlı’nın son dönemlerine kadar hem savaş meydanında hem de üç günlük yağmalar sırasında alıkonulan insanların köle statüsünde gayri-insani ve gayri-islami muameleye tabi tutulduklarını biliyoruz.

Hz. Muhammed Sallallahuvesellem’in Şeriatı geldiğinde bilindiği gibi köleliği doğrudan kaldırması söz konusu olamıyor. Ancak kölelerin hak ve hukuku bugünkü birçok işçiden daha iyi hale getirilmiş ve her fırsatta köle azad etme teşvik edilerek zamanla tükenmesini hedeflenmiş olabilir. F.Rahman ve H.Karaman da Şeriat’ın kölelik ve çok eşlilik hususunda tedrici bir dönüşüm getirdiğini söylüyor, Şeriat’ın varolan ilişkileri bir hukuka soktuğu anlaşılıyor, Mut’a nikahı ise hassas bir mevzu ama normal nikahtan en buyuk farkı vadeli olması, yani nikahın biteceği tarih konusunda tarafların anlaşmış olması, bu durumda İslam’da bunun yeri varsa bile eşlerin niyetleri okunamayacağı için yine hukuk çerçevesinde anlamak gerekiyor. Fakat mut’a nikahının çok çirkin örnekleri, “İslam hukukunda var” denilerek uygulanabiliyor.

Hz. Muhammed Sallallahualeyhivesellem’den önce evlat edinilen çocuk tamamıyla evlat edinen ebeveynin nesebindenmiş gibi muamele edilirdi ve bu, bir hüküm doğururdu. Sonra ise bu durum kalktı. Bunun gibi örnekler üzerinden, Hz. Peygamberimiz’den önce veya onun gençliğinde yerleşik olan pratiklerin nasıl değiştiğini anlamaya çalışıyoruz. Gelecek buluşmamızda (30 Ocak) ilk vahiyle başlayan “oku” ve “kalk ve uyar” zamanlarını konuşmaya çalışacağız. Okumalar şöyle:

30 Aralık 2013 Pazartesi

Vahyin Gelişi ve Hakikati Üstlenme

Celalettin Vatandaş, s.61-91 + 201-216

Muhammed Hamidullah, s.81-104

Asım Köksal, İslam Tarihi, s.238-250

Yorum bırakın

XHTML: Bu html etiketlerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>