Yayınlanma tarihi: Per, Nis 30th, 2015

‘İş Cinayetlerini Birlikte Durdurabiliriz’

Adalet Arayan İşçi Aileleri 26 Nisan günü Şişli Kent Kültür Merkezi’nde, İş Cinayetlerini Birlikte Durdurabiliriz demek için takip ettikleri davaları anlattıkları, gönüllü hukukçuların bu davalarla ilgili bilgilendirme yaptıkları bir etkinlik gerçekleştirdi. Aileler, davaların tüm kamuoyu, sendikalar, meslek odaları ve emek örgütleri tarafından sahiplenilmesi gerektiğini dile getirerek, 28 Nisan’ın İş Cinayetlerinde Hayatlarını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü ilan edilmesi için bir kere daha çağrıda bulundu. Etkinlikte söz alan ailelerin ve gönüllü hukukçuların konuşmalarının özetini paylaşıyoruz:

 

Neden 28 Nisan ?

Kanada’da 28 Nisan 1914’te ilk defa iş kazalarında işveren sorumluluğu hukuken tescil edildi. 1984’te Kanada Kamu Çalışanları Sendikası İnisiyatifiyle 28 Nisan önce sendika bazında yas günü olarak hayata geçirildi. 1 yıl sonra Kanada Sendikalar Konfederasyonu 28 Nisan’ı tek taraflı olarak ulusal yas günü ilan etti. Kanada sendikalarının ilk kes yas günü ve anma etkinlikleri gerçekleştirmesinden sonra 1991’de Kanada devleti 28 Nisan’ı resmi yas günü ilan etti. Bu tarihten sonra pek çok ülkede genellikle sendikaların önderliğinde 28 Nisan parlamentolarda da kabul görerek anma ve yas günü oldu. 2001’de Dünya Uluslararası Çalışma Örgütü 28 Nisan’ı Dünya Çalışma Güvenliği ve Sağlığı Günü ilan etti.

Aileler 2012’den beri her 28 Nisan’da yürüyüş düzenliyor. ‘Unutmadık, unutturmayacağız’ sloganıyla adalet mücadelesi sürdüren aileler 2013 itibariyle mavi unutma beni çiçeğini sembol olarak kullanmaya başladı. Geçtiğimiz yıl 28 Nisan’ı İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü ilan edilmesi için bir imza kampanyası başlattılar. (http://www.iscinayetleriniunutma.org/ sitesinden imza kampanyasına destekte bulunabilirsiniz.)

DSC00618

Adalet Arayan İşçi Ailelerinin Mücadelesi

Adalet Arayan İşçi Ailelerin mücadelesi 2008’de Davutpaşa’da meydana gelen patlamayla başladı. Etkinlikte iş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerin yakınları sürdürdükleri mücadeleyi ve takip ettikleri davaları anlattı:

DAVUTPAŞA PATLAMASI / 2008 (Patlamada 20 işçi hayatını kaybetti. 130 kişi yaralandı.)

Hakkı Güleç:

‘2008 Davutpaşa patlamasından beri mücadelemizi inatla, sabırla sürdürmeye devam ediyoruz. Kaybettiklerimizi geri getiremeyeceğimizi çok iyi biliyoruz. Başka ocaklara bu ateş düşmesin diye bu mücadeleyi veriyoruz.

Türkiye’deki birçok sivil toplum örgütü, sendikalar, sözde işçi temsilcisiyim diyenler olayların yaşandığı anda oraya üşüşüyorlar. Ondan sonra acılı aileleri kederleriyle baş başa bırakıyorlar. Sendikalar, odalar, başkanlar, milletvekillerinden Adalet Arayan İşçi Aileleri olarak tek isteğimiz var. Biz sizi o parlamentoya gönderirken sizden sadece bizlerin sesi, gözü, kulağı olun istiyoruz. Bu adaletsiz ülkede adaleti sağlayın diyoruz.’

 

İdris Çubuk:

‘Bilirkişi raporu çıkmasına rağmen 2,5 yıl boyunca davanın açılması için uğraştık. Dava açılınca bu sefer bürokratik engellerle karşılaştık. Davada İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Zeytinburnu Belediyesi, BEDAŞ, Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı İl Kurulu suçlu gösteriliyordu. Ne yazık ki davada yalnızca Zeytinburnu Belediyesi müdürleri suçlu bulundu. Zeytinburnu Belediye başkanının yargılanmasına dönemin Zeytinburnu kaymakamı izin vermedi. Aynı şekilde İstanbul Büyükşehir Belediyesi için de karar çıkardılar.

İnsanlar suçlananların mahkeme karşısına çıkmasını istemiyorlar. Sanık ifadesini mahkemede verir; kararı hakimler, savcılar verir. Bizde maalesef kararı siyasiler, kaymakamlar, İçişleri Bakanı ve valiler veriyor. Dava sürecinde mahkemede tanık ifadelerini dinledikçe anladık ki; bu ülkede çalışan kesimin yaşama hakkı yokmuş. Çalışan kesim para karşılığında ölüme gönderiliyor.’

 

BEDAŞ / 2010 (Erkan Keleş, Ramazan Bayramının 2. günü elektrik arızasının giderilmesi için gittiği işinde hayatını kaybetti.)

Erbay Yucak (Gönüllü Hukukçu):

‘Davutpaşa ile başlayan bu süreç olmasaydı Soma’da kamuoyu duyarlılığı bu kadar olmazdı. Armutçuk’ta da 263 işçi hayatını kaybetmişti. Bu dava kaçınılmazlık esasına bağlı olarak cezasızlıkla sonuçlandı. Eğer Soma bugün aileler ve kamuoyu tarafından sahiplenebiliyorsa 8 yıllık mücadelenin bunda önemli bir payı vardır.

Alkama diye BEDAŞ’ta taşeron bir şirket var. BEDAŞ kendi yapması gereken işi taşere ettiği için zaten muvazaa tespiti var. Bu olayda kişisel güvenlik malzemeleri dahi verilmemiş. BEDAŞ ile Alkama arasında bir hizmet sözleşmesi var. Bu sözleşmeye göre bir elektirik arızası meydana geldiği zaman Alkama uzmanlık belgesine sahip olan bir işçiyle çalışmak zorunda. Yanında BEDAŞ’tan bir teknisyen ve kepçe operatörü olmak zorunda. Ayrıca da kişisel güvenlik malzemeleri olacak. Bunlar mevzuatta yazılı olan şeyler.

İlk problem Erkan Keleş uzmanlık belgesine sahip bir usta değil. Çünkü o ustanın maliyeti daha yüksek. İkinci problem BEDAŞ teknisyeninin refakat etmeyişi. Üçüncü problem giden kepçenin operatörünün olmayışı. Dördüncü problem trafo merkezinin değiştirilmesine rağmen yanlış yerden elektirik kesilmesi. Beşincisi yukarıya çıktığı zaman teli yoklama malzemesinin olmayışı. Bakkaldan bulaşık eldiveni alıp tele öyle çıkıyor. Bunun sonu tabii ki ölüm.

Bunların hepsini yukarıdan aşağıya sıralayın. Birinden biri olsa Erkan Keleş yaşayacak. Bu yüzden kaza değil, cinayet diyoruz.’

 

OSTİM-İVEDİK / 2011 (20 işçi hayatını kaybetti. 43 kişi yaralandı.)

Nihat Güler:

‘2011’de Ostim ve İvedik’te iki saat arayla iki patlama meydana geldi. İki patlama için iki ayrı savcu grubu oluşturuldu. Olayın başından itibaren işçilerin tüplerin kafasına vurduklarını iddia ederek olayı işçilerin üzerine yıkıp örtbas etmeye çalıştılar. Bu 60 gün sürdü. Biz 60 gün boyunca savcılığa gidip geldik. Bizim burada bir avantajımız vardı. Tüp sağlayan firmayla patlamaların yaşandığı yer birbiriyle çatışıyordu. Her ne kadar patlamanın yaşandığı dükkanlarda da sorumluluk varsa onlar da tüpçüleri sorumlu tutmak için uğraştı.

Ankara’da doğalgaz dolum yetkisi olan bir firma var. Arkadaşlar o firmaya mavi renkli oksijen tüplerine gaz bastırmışlar. Bunlar 3 ay boyunca tüpleri bahçelerinde bekletmişler. Bu dava başından sonuna kadar organize cinayet gibi. Siz sıradan bir vatandaş olarak bir doğalgaz firmasına gitseniz, elinizdeki tüpe doğalgaz bastırmaya kalksanız kimse basmaz. Her gazın çeşidi farklı.

Bu süreç boyunca adalet sisteminin nasıl çalıştığını da görmüş olduk. Biz daha cenazemizi defnetmeden bazı hukuk büroları ya da avukatlar ‘sizin davanıza biz bakalım, 3-5 ayda bitiririz’ diye geliyorlar. Ben daha cenazemi defnetmemişim; bana bu teklifle geliyor.’

 

VAN-BAYRAM OTEL / 2011 (24 kişi hayatını kaybetti.)

Selin Emir:

‘O dönemde bizi çok sayıda avukat aradı. Hepsi biz sizin tazminat davanızı alırız; parayı da aramızdaki anlaşmaya göre kazandıktan sonra hallederiz dediler. Ama hiçkimse bu ceza davası ne olacak, otelin yıkılmasına sebep olanlar yagrılanmayacak mı diye sormadı. Ta ki birumut ile karşılaşıncaya kadar.

Davanın hazırlık soruşturmasında 5 kez Van’a gidildi. Van Cumhuriyet Başsavcılığı ile görüşüldü. Netice itibariyle davamız açıldı. 3 yıldır devam ediyor. 13 duruşma boyunca biz aileler ve hukukçular olarak buradan Van’a gittik. Duruşmaları takip ettik. Neticesinde bir karar çıktı. Bayram Otelin sahibi 11 yıl 1 ay ceza aldı. Biz aileler ve gönüllüler olarak bu davayı takip etmeseydik bu ceza kesinlikle çıkmayacaktı. Bu karar yargıtaya temyiz edildi. Yargıtay cezayı az buldu ve bozma kararı verdi. Şu anda yargılama yerel mahkemede sürüyor.’

 

ESENYURT MARMARA PARK AVM ÇADIR YANGINI / 2012 (11 işçi çadırda yanarak hayatını kaybetti.)

Damla Kıyak:

‘Ben abim Barış’ı barınma amaçlı kullandıkları çadırda çıkan yangın sonucu kaybettim. Abim ve on arkadaşı orada yanarak öldüler. Abim orada 6 ay çalışmıştı. Çalışırken oranın ne kadar pis ve soğuk olduğunu söylerdi hep. Orada ısınmak için elektrik sobası kullanıyorlardı. Elektirik kaçağı nedeniyle çıkan yangında yanarak öldüler. Hiçbir şekilde iş güvenliği tedbiri alınmamıştı.

Ece’nin, Kayı İnşaat’ın ve Kaldem’in de sorumluluğu apaçık ortada olmasına rağmen kimse sorumluluğu üstüne almadı. Ece’yi ve Kayı’yı aklayan bir birlirkişi raporu düzenlendi. Sadece Kaldem’i ve orada çalışan işçileri suçlayan bir rapor hazırladılar. Biz buna itiraz edince başka bilirkişiye gittik. Bu defa da ölen işçiyi suçlayan bir rapor hazırlamışlardı. Buna da itiraz ettik ancak kabul olmadı. Ece ve Kayı İnşaat çalışanları da sorumlu tutulmalarına rağmen savcı onları davanın dışında bıraktı ve beraat istedi. Biz bütün bunlara rağmen mücadelemize devam edeceğiz.’

Ayşe Kıyak:

‘Ben Esenyurt’ta oğlumu kaybettim, evlat acısı yaşıyorum. Mahkememiz devam ediyor. Her ay vicdan ve adalet nöbeti tutuyoruz. Bizim ciğerimiz yandı; başkasının ciğeri yanmasın. Başka işçi ölümleri olmasın.’

 

ARKA SIRADAKİLER DİZİ SETİ (1 Mayıs 2012’de Selin Erdem çalıştığı Arka Sıradakiler dizi setinde hayatını kaybetti.)

Sema Erdem

‘O gün 1 Mayıs işçi bayramıydı. Yürüyüşten sonra bir yerde dinlenirken telefon geldi, o şekilde öğrendim kız kardeşimi kaybettiğimi. Setlerde çok ağır çalışma şartları var. 17-18 saat çalışıyor insanlar. Mola verip dinlenecek yerleri yok. O gün dizi setine yemek getiren catering firmasının aracı kız kardeşime ve yanındaki iki kişiye de çarpıyor.

Üç gün sonra savcının verdiği bir dilekçeyle dava açılıyor. Biz bunu yaklaşık bir hafta sonra şikayetçi olmaya gittiğimizde öğrendik. Şikayetçi olmak için karakola gittik. Ne yapacağınızı bilemiyorsunuz o anda. Birumut ile tanıştık. Canımızı, kardeşimizi, evladımızı kaybetmiştik ama kendi davamıza müdahil olabildik.’

 

KOZLU MADEN OCAĞI / 2013 (8 işçi hayatını kaybetti.)

Erbay Yucak (Gönüllü hukukçu)

‘Kozlu’da 2013 Ocak ayında 8 işçi hayatını kaybetti. Bir inşaat şirketi galeri sürme işini alıyor. İşyeri TTK’ya ait, uzun yıllar TTK burayı çalıştırıyor. Galeri sürme işi Star Aş’ye veriliyor. DDK Kozlu’ya dair bir rapor yayınlıyor. Bu işi özelleştirmesine, taşerona devretmesine rağmen iş güvenliği tedbirlerini almıyor. TTK’nın fiilen denetim yetkisi var. Bütün bu işleri kontrol edecek mühendisi kendisi eleman olarak almamış. TTK’dan birine çift maaş verip onu teknik nezaretçi yapmışlar. Dolayısıyla hem TTK’nın hem işverenin içinde olduğu bir işten bahsediyoruz.

Savcılık aşaması dahil olmak üzere süreci takip ettik. Savcı cesaretli davrandı. Bilirkişi raporu da iyi yapıldı. TTK ve TTK’nın bağlı bulunduğu Enerji Bakanlığına kadar yetkili merciler sanık olmalı dedi. Bunun üzerine savcılık da cesaretli davrandı. Enerji Bakanlığı TTK yönetiminin yargılanmasına izin vermedi. Danıştaya gidildi. Dava Anayasa Mahkemesi’nde devam ediyor.

 

MİLAS-GÜLLÜK / 2013 (7 işçi hayatını kaybetti.)

Erbay Yucak (Gönüllü Hukukçu)

Bu gazdan korunmak için kullanılan maskelerin en vasatı bile olsa kimse ölmeyecek. Çubuğu aşağıya sallandırarak gaz ölçebilirsin. O da yok. Bu ikisi ve kişisel güvenlik malzemeleri de yok. Çalışma Bakanlığı’nın da denetimi yok.

Burada diğer iş cinayetlerine emsal olacak bir şey daha var. Akfen Çevre Yatırımları Su Aş’nin iki yabancı, iki de yerli ortağını sanık yapmayı başardık. 4 ailenin davadan vazgeçmesini sağlayacak bir anlaşma yaptılar. Bu davaların takip meselesindeki hadise bu memleketteki insanlığın ölüp ölmediği meselesidir. Sadece işçi ailelerini ilgilendiren bir mesele değildir.

Dava devam ediyor. 4 yönetim kurulu üyesi sanık. Aynı zamanda Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kuruluna yaptığımız şikayete verilen takipsizlik kararına itirazımız kabul edildi.

 

ESENYURT ÖZEL DOĞA HASTANESİ / 2013 (Esenyurt Doğa Hastanesinde 17 yaşındaki çocuk işçi Eren Eroğlu elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti.)

Erdinç Eroğlu 

’17 yaşındaki oğlum Eren Eroğlu’nu sermaye ve devletin ortak işlediği cinayet sonucu kaybettim. Oğlum,150 walt yüksek gerilim hattı geçen bir hastanede yüksek gerilime kapılarak vefat etti. Biz yasal mevzuatı bilmiyorduk. Öğrenince devletin de bu cinayete ortak olduğunu anladık. Çünkü buradaki yüksek gerilim hattı 5 metreden geçmesi gerekirken 2,5 metre yükseklikten geçiyor. Ve buna Esenyurt Belediyesi tarafından ruhsat veriliyor. Oğlumun elektrikle herhangi bir teması olmamasına rağmen elektrik atlaması sonucu hayatını kaybetti ve yanındaki ustası da yaralandı.

Oğluma iş güvenliği eğitimi ve gerekli koruyucu malzemeyi vermediler. Bütün bunları maliyet unsuru olarak görüyorlar. Bu yüzden insanlık suçu işliyorlar. Devlet de bu denetimi yapmadığı için bir insanlık suçu işlemekte. Sadece oğlumun çalıştığı firmanın yetkilileri sanık sandalyesinde. Doğa Hastanesi’nde yetkisi olmayan bir kişi göstermelik olarak sanık sandalyesinde. Hukuki süreç bu şekilde. Biz bu iş cinayetlerinin bitmesini istiyorsak sermayede, devlette ve toplumda zihniyet değişikliği olması gerekiyor.’

 

SOMA / 2014 (Resmi rakamlara göre 301 işçi hayatını kaybetti.)

Nagihan Yılmaz

‘Ben Nagihan. Ben babamı kaybettim. Onların küçük küçük biriken hatalarının bedelini ben ve benim gibi yüzlerce evlat ödedi. Devlet 301 dedi ve öyle kabul edildi. Hiçbir zaman 301’i kabul etmedim, etmeyeceğim. Çünkü benim babam ilk çıkarılanlar arasındaydı. Yüzlerce ceset çıktı oradan. Kamyonlarla taşındı.

Umarım herkes hakkettiğinden fazlasıyla cezasını çeker. Soma’dan önce yine çok insan eksik kalmıştı; biz de eksik kaldık. Ama yaşamak da zorundayız bir yandan. Bu olaydan 6 ay önce de babamın arkadaşı aynı madende göçük altında kalmıştı. Onun da evlatları ve eşi vardı. Haberi aldığında babam çok üzülmüştü. Hiçkimse ona yardım etmemiş.  

Bizim madenimizde hiç göçük olmadı diyorlar. Herkes işini gerçekten çok güzel yapmış ki; geride yüzlerce evlat, yüzlerce eş, ana, baba kaldı. Bu acıyı kabullenemiyorum.’

 

Berrin Demir (Gönüllü Hukukçu)

‘Soma bir yangın yeri olmaya devam ediyor. Dava Akhisar’da görülüyor. Soma sürecini anlatmaya günler yetmez.

Toplamda 8 tutuklu var. Bu tutukluların arasında Soma Holding’in genel müdürü Can Gürkan, Ramazan Doğru var. İşletme müdürü de dahil olmak üzere toplamda 8 kişi tutuksuz yargılanıyor. Onları dinlerken insan insan olduğundan utanıyor. Hepsi suçsuz, maden mükemmel. Bugüne kadar hiçbir sıkıntı yaşamamışlar. Her beraber ağız birliği etmişler. Ona göre ifade veriyorlar. Bu davada da diğer davalarda olduğu gibi durumun bütün vehameti ve ağırlığına rağmen denetim yükümlülüğüne sahip kamu kurumları yargılanmıyor. Onlarla ilgili olarak kavuşturmaya yer olmadığına karar verilmişti yaklaşık 40 sanık hakkında. Biz ailelerin vekilleri sıfatıyla bu karara itiraz ettik. İtirazımız reddedildi. O konuyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine başvurduk. Madenin sahibi olan kamu kurumlarının yetkililerinin yargılanmasını sağlamaya yönelik bir çaba devam edecek.’

 

DAVA SÜREÇLERİNDE KARŞILAŞILAN SORUNLAR

Gökhan Küçük (Gönüllü Hukukçu)

‘1943’te Türkiye’deki iş kazası sayısı yılda 11.000. 1960’lı yıllarda 50.000, 2000’lerde 70.000, 2015’e geldiğimizde 80.000’lere varıyor. Değişmeyen bir şey var. 1943 yılında da resmi istatistiklere göre günde 3 kişi ölüyordu. 2015 yılında da resmi istatistiklere günde 3 kişi ölüyor. Resmi istatistiklere göre hesap yapsanız da 1943 ile 2015 yılları arasında 85.000 ölü demek. Resmi olmayan istatistiklere baktığımızda bu 72 yıllık süreçte 120.000 kişi evinden işine gidip, işinden evine geri dönemedi.

Beş temel problemimiz var:

1- Bilirkişi raporları : Bilirkişilik müessesesi bizim hukukumuzun en büyük kanayan yarası. Biz bunu kendi aramızda bilirkişi terörü olarak nitelendiriyoruz. Konunun uzmanı olmayan kişiler ya da konunun uzmanı olup hukukçu olmayan kişiler olayı değerlendirdikten sonra kusurlu, kusursuz, asli kusurlu, tali kusurlu şeklinde yapılmaması gereken bir yolla sonuca varıyorlar. Senin bilirkişi olarak mevcut tabloyu ortaya koyman gerekiyor. Özensiz raporlarla karşılaşıyoruz.

 

2- Kamusal denetim mekanizmasında sorumlu olanların yargılanamaması : Bizim devlet geleneğimizde memurunu yargılayamazsın. Davalarda herkes cezanın şahsiliği prensibinin arkasına saklanıyor. Sorumlu olmadığını iddia edebiliyor.

 

3- Tazminat Hukuku : Bu malvarlığıyla ilgili bir problem. Ne kadar zenginsen o kadar tazminat alırsın. Senin duyduğun üzüntü seni daha fazla zenginleştiremez, zenginleştirmemeli.

 

4- İşverenlerin yargılanamaması

 

5- Davaların sahiplenilmesi problemi : Benim yanıma gelip bir davada görünmenin bir anlamı yok. Emek örgütleri, sendikalar ve meslek odaları bu davaları sahiplenmiyor.

 

Ailelerin mücadelesi devam ediyor. Davutpaşa ile başlayan süreç ilerliyor. Bugün Soma bu kadar sahipleniliyorsa bu 2008’in büyük bir başlangıç adımı olduğunu gösterir.’

 

DAVALARIN DURUŞMA TAKVİMİ:

BEDAŞ / Erkan Keleş : 7. duruşma, 25 Haziran 2015’te Çağlayan Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesinde. 

Van / Bayram Otel : 4. duruşma, 30 Nisan 2015’te Van 2. Ağır Ceza Mahkemesinde 

Esenyurt / Marmara Park AVM : 16. duruşma, 9 Temmuz 2015’te Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesinde 

Ostim-İvedik : 26. duruşma, 14 Mayıs 2015’te Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesinde 

Arka Sıradakiler Dizi Seti / Selin Erdem : Dosya hala Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde 

Kozlu Maden Ocağı : 3. duruşma, 19 Haziran 2015’te 

Milas-Güllük : 5. duruşma, 8 Mayıs 2015’te 

Özel Doğa Hastanesi / Eren Eroğlu : 5. duruşma, 8 Haziran 2015’te…

Yorum bırakın

XHTML: Bu html etiketlerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>