Yayınlanma tarihi: Pts, Eyl 10th, 2012

80’lerde İslamcı Tahayyül

İslamcılık, “ne tür bir İslâm yorumuna sahip oldukları önemli olmaksızın, siyasal pratiğinin merkezine İslâm’ı koyan her türlü Müslüman oluşumu” diye tanımlanıyor, İletişim Yayınları’ndan çıkan İslâmcılık cildinde.[1] Bu tanıma göre, sosyal-siyasal ilişkilerini İslam’ın tarihsel formasyonu (varsa öyle birşey) içinde konuşlandıran, söylemi İslamî kaynaklardan ve tecrübelerden mülhem, besbelli ya da belli belirsiz bir rüya uğrunda mücadele eden insanlara İslamcı diyebiliriz.[2] Bu anlamda, özellikle 1980’lerde bir İslamcı rüya fışkırması olduğundan söz edebiliriz. Bu söz, bizi çok geçmeden düşünce üretimlerinin ve edebiyatın her alanındaki yaratımların benzeştiği ve ayrıştığı yerlere götürecek. Bu yazıda, 1980’lerde öne çıkan İslamcı düşüncelerin birbirleriyle benzeşen ve farklılaşan örnekleri incelenecek ve Milli Görüş’ün egemen gözüken söylemine karşın ortaya koyduğu çeşitlilik vurgulanacak.

İslamcı düşüncelerin görünürlüğü, 19. yüzyılın ikinci yarısının başlarına kadar götürülebilir. Fakat Türkiye’de İslamcılığı, örneğin Mehmet Akif’ten ya da Said Nursî’den süregelen bir çizgide okumak veya Necip Fazıl ve Nurettin Topçu’yla açıklamak bizi ister istemez bir ana akım algısıyla baş başa bırakır. Oysa İslamcılığı “İslam dünyasının yüz yüze geldiği modernliğin bir ürünü” ve Müslümanın “modern dünyaya cevabı”ndan ibaret görmek bile[3], bizi hem her daim yeni, hem de cevapların mevzilendiği noktalar kadar muhtelif yorumlara götürecektir.

1960’lı yıllardan itibaren İslamcılar içinde hem 50’li yılların hâkim atmosferinden miras kalan güçlü anti-komunizm dalgası, hem merkez sağ partilerin peşine takılanlar vardır, hem de sosyalizme kulak kabartanlar.[4] İslamcılığa bir ana akım algısıyla bakanlar, onu Büyük Doğu (1943-1978) dergisinden beri süregelen anti-komunist damarla ve merkez sağa yerleşmeye çalışan muhafazakâr başkaldırıyla açıklar. Onlar için, 70’lerden 90’ların sonuna Türkiye’de İslamcılık eşittir Milli Görüş’tür ve/veya Necmettin Erbakan’ın görüşleri etrafında partileşen hereket İslamcı düşüncenin seyrini verir. Milli Görüş Hareketi’ne ana İslamcı görüş olarak bakmak, 80’lerde ayyuka çıkan eleştirel serpilmeyi ya gözardı etmek, ya kurumsal mücadelenin yanındaki birer motif ve “zenginlik” addetmek, ya da davaya aykırı, istisnai sesler olarak görmekle sonuçlanır.

1980’lere Gelirken

1965’te “sokaklardaki kapalı hanımların öncüleri cezalarını göreceklerdir” diyen Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a bakılırsa iktidar mekanizmaları, İslamcılığa kolay kolay geçit vermeyecekti. Şule Yüksel Şenler Yeni İstiklal Gazetesi’nde Sunay’ı özür dilemeye çağırınca 9 ay hapse mahkum edildi.[5] Şubat 1968’de Hatice Babacan Ankara İlahiyat Fakültesi’ne örtülü olarak girmek isteyince hocası Bahriye Üçok tarafından tokatlandı ve okuldan atıldı.[6] Nisan 1968’de iki başörtülü öğrenciyi ihraç eden Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde dersler boykot edildi.[7] Mayıs 1969’da TOBB başkanı seçilen Necmettin Erbakan polis zoruyla görevinden uzaklaştırıldı. Adalet Partisi’nden milletvekilliği aday adaylığı reddedilen Erbakan, 1969’da Konya’dan bağımsız aday oldu ve seçildi. Ocak 1970’de, Ahmet Tevfik Paksu ve Süleyman Arif Emre’yle birlikte Milli Nizam Partisi’ni kurdu.

Milli Nizam Partisi’nin programında esas gaye “milli vicdanda,” milletin “fıtratında mevcut olan” ve “ruh kökünde” bulunanı çıkarmak ve işlemekti. Organik bir toplum anlayışı vardı ve organizma, dışardan geldiği düşünülen her türlü maddeye, etkiye karşı korunmak isteniyordu. Sağcı söylemin ortak temaları olan anti-komunizm ve yabancı düşmanlığı, “manevi istila hareketi” ve “emeğin sermayeyi sömürüsü”; militarizm, “ağır harp sanayimizin kurulması ve inkişafı” ifadeleriyle içselleşmişti. Basın-yayın ve ticaret, ancak ve ancak “kökü dışarda olan yabancı ideolojilere” hizmet etmediği sürece serbest olmalıydı. Ekonomik programı özel teşebbüse ve özel mülkiyete öncelik veriyordu. Programdaki laiklik anlayışı DP ve AP’den pek farklı olmasa da, MNP, 20 Mayıs 1971’de laikliğe aykırı çalışmaları gerekçesiyle kapatıldı.

Süleyman Arif Emre ve arkadaşları, Ekim 1972’de Milli Selamet Partisi’ni kurdular ve bir yıl sonra Necmettin Erbakan’ı genel başkan seçtiler. MSP, sivil ve askerî bürokrasiyle ilişkide daha temkinli, demokrat ve liberal söylemlere daha yakındı.[8] (İnsan hakları sınırlandırılamazdı.) Tıpkı MNP gibi, savaş sanayiinin kurulmasına önem vermiş ve emperyalizmden arınmanın tek yolunu ağır sanayide bulmuştu. TOBB üyeliğinden MSP liderliğine Erbakan, küçük ve orta ölçekli girişimciyi savunmuş ve onların sesi olmaya çalışmıştı.

29 Mart 1973’te Avukat Emine Aykenar, başörtülü olduğu gerekçesiyle barodan ihraç edildi. 6-26 Ekim 1973’te Arap-İsrail savaşları yaşandı. 14 Ekim 1973 seçimlerinde MSP yüzde 11,8 oy oranıyla 48 milletvekili çıkardı. 1974’te CHP ile, 1975’te AP-MHP-CGP ile koalisyon ortağı oldu. 1975’te Dergâh Yayınları tarafından basılan Millî Görüş kitabında Erbakan, ümmetçi projeler (İslam Ortak Pazarı gibi) sunmakla birlikte, Türkleri “en şerefli tarihe sahip, yeryüzünün en çalışkan milleti” olarak gösteriyor, millî değerleri “maneviyatçı ve mukaddesatçı” bir anlayışla kutsuyor, anarşist, hippi ve her türlü Batılı düşünce ve hayat tarzını dıştalayıp “bütün yanlış görüşleri kolaylıkla izale edecek ve insanlığa yol gösterecek” bir düzeni savunuyordu.[9]

2 Şubat 1977’de Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Erbakan, Türkiye’nin yüzde sekiz kalkınma hızıyla en hızlı büyüyen birkaç ülke arasına girdiğini, kalkınma hedefinin İspanya olduğunu söyledi. Millî Görüş eserinde ve konuşmalarında ne kapitalizm ne sosyalizm şiarını tekrar etse de, kapitalist kalkınmayı ve dünya sistemini içselleştirmiş görünüyordu.

23 Ekim 1977’de, İzmit kız İmam Hatip Okulu’ndan 215 öğrenci hakkında başörtüleri gerekçesiyle disiplin soruşturması açıldı.[10] 1974 yılında Müslüman dünya görüşüne intisap eden ve Amentü şiirini yazan İsmet Özel, teknik-medeniyet-yabancılaşma hakkında denemelerden oluşan kitabı Üç Mesele’yi 1978’de yayımladı. 1976’da Ali Bulaç, Düşünce Yayınları’nı kurdu ve Düşünce dergisini çıkarmaya başladı.[11] O yıllarda Sezai Karakoç Diriliş dergisini çıkarmaya devam ediyordu. Rasim Özdenören’in, Cahit Zarifoğlu’nun ve İsmet Özel’in yazıları dolaşımdaydı. Hepsinin Milli Görüş’ten ayrışan, onunla çatışan fikirleri vardı ve bugüne kadar birkaç kuşağı birden etkilediler. 1979 yılı başında İran Devrimi’ne, sonunda Rusya’nın Afganistan’ı işgalinin ardından başlayan İslamcı direnişe ve Eylül 1980’de Türkiye’deki askerî darbeye şahit oldular.

Şairin Sözü: Sezai Karakoç, İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu

İsmail Kara’ya göre 1969’da yola çıkan Milli Görüşcüler 1979’da geldikleri noktayı öngörmemişti.[12] Erbakan 70’ler boyunca pragmatik bir politika izledi ve CHP’lileri koalisyon ortağıyken “namaz kılmayan kardeşlerimiz” diye tanımlar, muhalefetteyken ülkeyi adım adım komunizme götürmekle suçlardı. Milli Görüş’ü sağcı diye tanımlamakta ve sağcılığı ahlakçılık ve maneviyatçılık olarak görmekteydi. Maddî ve manevi kalkınma hedefleyen söylemi, alt ve orta sınıfı etkilemişti.

Sezai Karakoç, 80’ler boyunca Erbakan’ın kalkınma söylemine cevap niteliğinde yazılar yazdı. Ona göre, “kalkınma edebiyatı, bir söz enflasyonu halinde siyasî yayın hayatını şartlandırmıştır”[13] ve “kalkınma kavramı değil diriliş kavramı, bizi biz edecek, bizi biz olarak ayakta tutacak sisteme uygun düşmektedir.”[14] İsmet Özel de, böyle “moda” düşüncelerin Müslümanları etkilemesinden rahatsızdı. 1985’te Milli Gazete’de yazmaya başlayıp Gerçek Hayat dergisinde devam ettiği Cuma Mektupları’nda isim vermeden eleştirmişti: “eğer kalkınma modası varsa ikinci sınıf Müslümanlar kalkınmanın en iyi İslamî metodlarla gerçekleştirileceğini savunurlar.”[15]

Sezai Karakoç’un Diriliş düşüncesi ise kendine has bir çizgiyi takip ediyordu. “Diriliş içe doğru radikal bir değişimdir. Daha sonra da bu değişimin dışa yansıması olacaktır.”[16] diye yazan şaire göre, “çok radikal bir değişime ihtiyaç vardır.”[17] Bu radikal değişim isteği hemen her İslamcıda görülebilmekle birlikte, Milli Görüş pratik, pragmatik ve reel politik aksiyon biçimiyle ayrışır. Karakoç’taki “biz” vurgusu ise, Millî Görüş’ün milliyetçi-ümmetçi çizgisiyle örtüşür görünür. Zira Erbakan ve Milli Görüşcülerin Osmanlı tutkusu, Karakoç’ta da görülürdü: “baştan sona her kuruluşunda İslâm insanının devlet anlayışını gerçekleştirmek düşünce, inanç ve heyecanı görülüyordu.”[18] Karakoç’a göre “bu devlet, üç kıtanın kavşak noktasında bütün dünyaya insanlık dersi veren, adaletin, merhametin, faziletin kalesi bir İslâm ve ortadoğu devletiydi.”[19] Yine de onun bu vurgusu Osmanlı Devleti’nin emperyal bir güç olmasıyla ilgili değildi ve Erbakan’ın “Yeniden Büyük Türkiye” özleminin aksine, bir çeşit hümanist ideal olarak yüceltilmişti. Ali Bulaç ise, Osmanlı Devleti’ni “temel insan haklarına saygılı” diye överken, öte tarafta, İsmet Özel, Osmanlı Tarihinin böylesi kutsanmasına karşı çıkacak ve tarihi pür-i pak okuma sevdasından ayrı düşecekti. Osmanlı Devleti’nin en parlak dönemlerini, örnek almak şöyle dursun İslam’dan uzaklaşmaya bağlayacaktı. Üç Mesele’de medenîliği “debdebeli saray inşa eden” Selçuklu, Emevi ve Abbasi devirleriyle örnekleyip kötülemişti. Cahit Zarifoğlu’nun tarih okumasında da benzer bir reddiye vardı: “Hicreti ve Medine’deki ilk devleti düşünüyorum. Hani devamı? Hanedan geleneği, saraylar, emirle ümmet arasında kat kat surlar, demir kapılar, derken şunlar bunlar. Güneş orada kararmış, perde üzerine perde atılmış.”[20] Cahit Zarifoğlu’nun fikirlerinde, Erbakan’ın “zararlı” ve “aşırı” cereyanlara fırsat vermeyen totaliter idealiyle çatışan bir incelik söz konusuydu: “Nasıl istersiniz insanlardan düşüncelerinin, duygularının aynı olmasını, aynı kişileri sevmesini ve onlara uymasını? Nasıl kimin adına ve niçin? Böyle sorular atılabilir mi ortaya?”[21] Bu sözlerde İslam’ın partizan ve kurumsal temsiline itirazın izleri sürülebilir.

Sezai Karakoç’un düşüncesinde, medeniyetler ak ve kara, gerçek ve yalan diye ayrılır. Hakikat medeniyetine dönüş çağrısı yapan Karakoç için kurtuluş, “bölge bölge değil bütün insanlığın dirilişi” idi.[22] Üç Mesele’de “medeniyet övgüsü yaparken dikkatli olalım” diyen Özel ise Karakoç’un kurgusuna karşıdır: “gelecekteki bir medeniyetin sözcülüğünü üstlenmek, geçmişteki medeniyetin savunulmasına kapı açmaktadır.”[23]

Millî Görüşcüler Batıya söylemsel düzeyde karşıydı ama oyunu kurallarıyla oynamaya razıydılar. Karakoç bütün yazılarında, batıya cevap verme ve batıya cevap verecek bir nesil yetiştirme derdindeydi. İsmet Özel ise, batılı ve modern etkiyi inkâr etmeyip Hegel ve Heidegger’den edindikleriyle başka bir izin peşinden gidiyordu.

Karakoç, Millî Görüş gibi “kaynağı dışarda düşünceleri” baştan ve toptan reddetmek yerine, Batı düşüncesinin karşı karşıya olduğu “bunalımın kaynağına inmeyi” dener. Batı’nın insanlığa bir varoluş ve anlam sunmaya çalıştığını ama metafizikten yoksun oluşu sebebiyle, üstlendiği soruya cevap veremediğini söyler.[24] Ne İsmet Özel’e Milli Gazete’de yazmış olması; yazılarındaki Türklük ve Millet vurgusu, ne de Sezai Karakoç’a medeniyet ve “biz” kurgusu sebebiyle Millî Görüşcü diyebiliriz. “Evrim günlük sularla” diyerek çağdaş temayülü elinin tersiyle iten Karakoç’un “devrim irinle kanla/ bizse dirilişi gözlüyoruz bengisu bengisu kayna ve çağla” diye devam eden dizeleri, onun (sol) devrimciliği yöntem olarak dışladığını ama hiç de muhafazakâr olmayan bir dönüşüm fikrini beslediğini gösterir.

Millî Görüş, İslam ülkelerini harekete geçirecek cevheri milletin fıtratında görürdü. İsmet Özel ise İslamî hareketler içinde Türkiye’ye özel bir anlam atfederken iki dayanak noktası vardır: Halkı müslüman ülkeler içinde görece bağımsız bir konuma sahip ve devletin İslam’ı açıkça reddettiği tek ülke olarak manipulasyona kapalı olması.[25] Ne var ki Özel için, devletle millet arasında bir boşluk vardır ve genelde ordu kurumuyla veya gençlik kavramıyla doldurulmaya çalışılır.[26] İsmet Özel, milliyetçi bakışta “asker millet” şiarıyla yüceltilen orduyu ve devleti koruyup kollayan sivil gençlik fikrini küçümser. “Devletle millet arasındaki ilgi herhangi bir aracı kavram veya unsur devreye girmeksizin kurulmalı” der.[27] “Devlet denildiği zaman milletin, millet denildiği zaman devletin anlaşıldığı bir siyasi ortam”[28] arzularken, yine yekpare ve organik bir toplum arzusu vardır.

Sezai Karakoç da devleti sorunsallaştırmaz. Hatta devlet onun için, “insanın üstünde bir kutluluğa sahiptir” ve “devlet idealini yüreklerde yeşertmek” gerekir.[29] Karakoç’un ak ve kara devlet ayrımı, diriliş toplumunu devleti kuran, geliştiren ve yaşatan; “kendini insanlık için, hakikatler için adamış bir topluluk” diye resmeder.[30]

Kısacası, Müslüman şairlerin fikirleri dünyaya yeni bir söz söyleyip onu üstlenmek bağlamında önemliydi ve demokratik sistem içinde pragmatik bir pozisyon alan Milli Görüş Hareketi ile birlikte okunamazdı. Görüldüğü gibi, onların devlet ve millet mefhumları sağcı potalarda eritilecek kadar da tıpkıbasım değildi.

Refah Partisi ve İslamî Parti Meselesi

1970’ler ve 80’ler boyunca, Erbakan’ın Millî Görüş’üne ve aktif siyasetine katıksız destek veren biri(leri) varsa, o da Millî Gazete’nin kendisi ve sabit yazarlarıydı. Temmuz 1983’te kurulan Refah Partisi’ne tam destek yine kendilerinden gelmişti. Fakat 29 Ağustos 1983’te Milli Güvenlik Kurulu, Refah Partisi’nin kurucu üyelerini uygun görmediğini bildirdi. 1 Eylül 1983’te, Yüksek Seçim Kurulu, Refah Partisi’nin seçimlere girmesine bu gerekçeyle izin vermedi. 30 Haziran 1985’te 1. Büyük Kongre yapıldı ve Ahmet Tekdal genel başkan seçildi.[31] Necmettin Erbakan, partinin başına 1987’de siyaset yasağı kalkınca geçebildi.

1980’lerde, İslamcılar arasındaki “islamî parti” tartışmaları, ister istemez Refah Partisi’ne uzanır ve Millî Görüşcülere yapılan eleştiriler olarak okunabilir. Öteden beri, Necmettin Erbakan’ın Millî Görüş çizgisi, siyasal hareketini İslamî olduğu iddiasıyla sürdürdü. Bu durum, İslamî ve/veya İslamcı bir partinin gereği, olabilirliği ve meşruiyetine ilişkin tartışmaları alevlendirdi. Aynı zamanda, Millî Görüş’ün bu eleştirileri göğüslemesi ve bazen yanıtlaması gerekecekti. Entelektüel yayınlar hemen hemen hiçbir zaman doğrudan, isim vererek, Erbakan’ı veya Milli Görüşcüleri hedef almıyor, ancak apaçık bir karşı çıkışın izlerini taşıyordu.

Ercüment Özkan, 1980’ler boyunca İktibas dergisinde Millî Görüş’e cephe alan yazılar yazmıştı. Bunlardan birinde, bir siyasal partiye “islamî” diyebilmek için “düşünce ve metodunun İslamî olması, yani Kur’an ve Sünnet’in gerçeklerinden oluşturulması gerekmektedir” diyordu. “Bazıları kuru zanlarını ilim edinerek sapı şekere karıştırarak parti metodu değil, tebliğ metodu diyerek kendisinin bile anlamadığı şeyler söylemektedir” diye öfkesini dile getiriyordu.[32] Özkan, benzer bir motivasyonla, siyasal partiler yoluyla aktif siyasete katılmaya da karşı çıkmıştı. Oyunu demokrasinin kurallarıyla oynamaya itiraz ediyordu. Aynı dergide Mehmet N. Seymen, Sezai Karakoç’un 1990 yılında Diriliş Partisi’ni kurma girişimini aynı düşünceyle, “sonuç trajedi olacaktır” diyerek karşılamıştı. “Düşünce ve sanat dünyasında tarihsel yanlışlıkların tekrar edilmesi ne kötü! Asef Hâlet ve Necip Fazıl örneği eni-boyu düşünülmeliydi” diye yazmıştı.[33]

Sezai Karakoç içinse partiler araçtır ama particiliği reddetmek gerekir. 1983’te Diriliş’te yayımladığı yazılarında, idealindeki politikayı “bilimdir, sanattır, ahlaktır” ve “ahlakı temel alan bir disiplin olmalıdır” diye yüceltirken demokrasi için şöyle der: “kuşkusuz demokrasi göstermelik tek partili ya da kukla parlamentolu diktatörlük düzenlerinden, onlarla kıyaslanamayacak kadar üstündür.”[34]

Öte yandan, İsmet Özel, “Bu İş Partiyle Olur Mu?” başlıklı yazısında bu soruyu kötü niyetli bulur ve şöyle düzeltir: Bir siyasî partinin Türkiye müslümanlarına yararı ve zararı ne olur? Ona göre, “partinin gözde büyütülmesi, insanın parti içinde hapsolması” gibi zararlara yol açabileceği gibi, hayalperestliğe kapılmadan “sürekli mücadele içinde” bulunmaları gerektiğini de öğretir. Siyasî olgunluğu artıracağı gibi, doktrin partisine dönüşüp insanları “düşünme tartma ve eleştirme gücünden mahrum” hale de getirebilir. En büyük katkısı ise, “İslamî hareket maskesi altında devreye sokulması muhtemel çok yönlü provakasyonlara engel olabilecek bir hattı çizebilme kabiliyetidir.”[35] Yazıldığı dönemi düşününce (1985-1987) bütün bu yorumları Refah Partisi’ne uyarılar olarak okumak mümkündür.

Adil Düzen Tartışmaları

Refah Partisi’nin 1980’ler sonu 1990’lar başındaki yükselişinde, Bahri Zengin ve Sibel Eraslan’ın aktif rolleri ve yeni stratejileri kadar, “Adil Düzen” programı da etkili oldu. Akevler Kooperatifi projesiyle ünlenen Süleyman Karagülle ve arkadaşlarının partiye katılımıyla sahiplenilen “Adil Düzen” söylemi, uzun yıllar gündemde kaldı.

Kendilerini laik, demokrat ve sosyal adalet yanlısı olarak tanımlayan akademisyenler Süleyman Karagülle, Arif Ersoy ve Süleyman Akdemir, “kooperatifimiz kredi ve yardımlaşma kooperatifidir, banka gibi, müteşebbisleri destekler”[36] diyorlardı. Erbakan’la yaptıkları toplantılar sonunda Adil Düzen’in bir Refah Partisi projesi olmasına ikna oldular.

Süleyman Karagülle’nin şu sözlerinden onun Milli Görüş’ü 1970’ten beri savunduğu anlaşılıyor: “Ben Milli Nizam’ı Milli Görüş için destekledim. Ben Milli Görüşü her zaman destekledim ve desteklerim.”[37] Ercüment Özkan ise aynı tarihlerde, İktibas dergisinde Karagülle’nin görüşlerine yer verip, “ne laikliğin, ne demokrasinin İslam ile uzaktan yakın ilişkisi bulunmamaktadır” diye yazacaktı. Özkan, İslam dışı kavramlardan arınmayı salık veriyor, “bir daha düşünüp gereğince amel etmelerini öneriyoruz” diyordu.[38]

Ekonomi-politik yazılarıyla bilinen Mustafa Özel ise o günlerde Adil Düzen programını “teorik açıdan yeterince olgunlaşmamış” buluyor, “doğruluğu ve adilliği şüpheli” olarak nitelendiriyordu. Menderes Çınar da programı “lafzoloji” olarak görüp “populist vurgularla dolu” bulmuş, bu düzenle bir “homo islamicus” yaratırken “gayri-demokratik ve devletçi-korporatist bir metod” uygulanacağı için eleştirmişti.[39] Milli Görüş’ü öven sözlerinden 4 yıl sonra Süleyman Karagülle, Ruşen Çakır’a verdiği demeçte, Erbakan’ın aslında Adil Düzen’i savunmadığından şikâyet ediyordu. “Adil Düzen’de ekseriyet sistemi yoktur millî koalisyon vardır. RP adil düzen diyor ama arkasından ekseriyet sisteminin peşinde koşuyor. Düzenin zulmünden o da yararlanacak” diyerek hayal kırıklığını dile getirmişti.[40]

Bu kopmalar ve eleştiriler Refah Partisi’nin 1995 genel seçimleriyle iktidara gelmesinden önceydi. Aslında muhalif ve çatlak sesler hep vardı ama İslamcı bir partinin temsil kabiliyeti bağlamında esas kırılma 1991’de yaşandı denebilir. Milli Görüşcüler, Alpaslan Türkeş ile uzun müzakereler sonunda 1991 genel seçimlerine Milliyetçi Çalışma Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile ittifak yaparak girdi. Milliyetçi-ülkücü cenahla girilen bu seçim ittifakı, hem parti içinde, hem de parti dışında tepki uyandırmıştı. Partinin Güneydoğu Anadolu Bölgesi şefi konumundaki Altan Tan, 1991’de istifa etti. İsmet Özel, Millî Gazete’de yazdığı köşe yazılarına son verdi. Bu bilgiler, 1980’lerde yaşanan tüm tartışmalarla birlikte düşünüldüğünde, İslamcılar içinde Millî Görüş şemsiyesi altında bir milliyetçi-muhafazakâr kenetlenme yaşanmadığını gösterir.

Sonuç

1970’ler, hem süreli yayın hem aktif siyaset alanında, İslamî bir düşünce ve eylem tarzı koymaya çalışanlar için çokça tecrübe getirdi. Başörtüsü yasaklarıyla birlikte, iktidar ağının yoğunlaştığı yerlerde mikro düzeyde başlayan mücadeleler, 80’lerde kitlesel eylemlere dönüşebildi. İslamcı söylem, giderek çatallaştı ve yayın patlamasıyla açtı kendini. 1980’ler Türkiye’si, İran Devrimi’nin uyandırdığı umutlar, Afgan direnişinin sağladığı teyakkuz hali ve darbenin sıfırladığı siyasal alan içinde, İslamcılar için yeni düşünce kapılarına gebeydi. İslamcı tahayyül, milliyetçi-muhafazakâr çerçeveden -önceden öyle bir çerçeve vardıysa bile- taşarak, Ulus Baker’in deyişiyle “bir yaratım ve özgürleşme süreci”[41] halinde, yayınlara yansıdı. Hakikatin keşfi ve entelektüel anlamda başka bir dünyanın işareti olarak anlamlanan İslamî aidiyet, birleştirici adalet duygusu kadar, bölük pörçüklüğü kaçınılmaz bir öznel alanı da imliyor. Bu öznel alan, bizi ister istemez -hele de söz konusu hakikat olduğunda- birbiriyle çatışan yorumlara götürüyor.

Şu ana kadar, İslamcı tahayyülün sınıfsal ve sosyal belirlenmişlik, ideolojik eğitim, devlet baskısı ve cemaat gibi olgular dışında, öznel deneyimden ve kişisel tercihten de etkilendiği gözardı edildi. Bu gözardı ediş veya görmezden geliş, “hiçbir özgünlüğü olmayan bu kesim”[42] hakkında ahkâm kesmeyi kolaylaştırdı; “(islamcı) aydınlar tarafından üretilen ‘islamcı söylem’lerin ortak noktası hepsinin milliyetçi-muhafazakâr tutuma sahip olmaları ve bu tutumu İslamî kavramlarla ifade etmeleridir”[43] diye yazan Hakan Yavuz’da olduğu gibi. Ne var ki, kavramsal dünyanın İslamî kaynaklardan mülhem olması ifadelerin “İslamî” olmasını getirmiyordu. Zaten buna kimse karar veremeyeceği için, “İslamî” olma iddiasındaki her hareket bir tartışmanın içinde buluyordu kendini.

Müslüman aydınlarda, farklı noktalarda milliyetçi veya muhafazakâr eğilimler görülse bile, ortak bir tutumdan bahsedemeyiz. İslamcı tahayyülün ne kadar çok dinamikten etkilendiğini, örneğin egemen gözüken Millî Görüş söylemi karşısında beliren muhtelif muhalefet, gördük. “İslamcı aydınların RP’ye dayanmaları”[44] söz konusu değildi. 90’larda yaşanan kırılmalar, 80’lerde yeşeren ideallerin zenginliğiyle okunabilir. Edebiyatın her alanında ve onlarca süreli yayında belirgin olan birşey varsa o da, -elbette toplumsallığı içinde anlam kazanan- öznel rüyaların (adeta) fışkırmasıdır. Bu fışkırma, 1995’te iktidara gelen, 1997’de iktidardan alaşağı edilen ve dönüşen Millî Görüş Hareketi’nin tarihi içinde açıklanamaz. 1980’lerde yeşeren İslamcı düşünceler, Millî Görüş’ün yarattığı “ana akım” algısına rağmen yeni kuşaklar üstünde etkisini sürdürdü. Bir kısmı sisteme eklenerek veya sistemden büsbütün dışlanıp unutuldu. Yine de bu, bir zamanlar çokça rüya görüldüğünü yadsımaz.

Mehmet Talha Paşaoğlu

[1]     Yasin Aktay, “Sunuş”, Modern Türkiye’de Siyasî Düşünce: İslâmcılık içinde, İletişim Yayınları, 2004, s.18.

[2]     Yasin Aktay, “Sunuş”, s.18.

[3]     Fatma Bostan Ünsal ve Ertan Özensel, “Ali Bulaç”, Modern Türkiye’de Siyasî Düşünce: İslamcılık içinde, 2004, s.736-757.

[4]        Murat Yılmaz, “Darbeler ve İslâmcılık”, Modern Türkiye’de Siyasî Düşünce: İslâmcılık içinde, 2004, s.635-636.

[5]        Fatma Benli, “1964-2011 Türkiye’de ve Dünyada Başörtüsü Yasağı Kronolojisi”, Mazlumder, 2011.

[6]        Sibel Eraslan, “Siluetler ve Uğultular”, 90’larda Türkiye’de Feminizm içinde, İletişim Yayınları, 2002.

[7]        Fatma Benli, “1964-2011 Türkiye’de ve Dünyada Başörtüsü Yasağı Kronolojisi”, Mazlumder, 2011.

[8]        Mustafa Taşcı, “Rethinking the Place of National Outlook within the Turkish Political Right”, Master Tezi, Boğaziçi Üniversitesi, 2005.

[9]        Necmettin Erbakan, “Milli Görüş”, Dergah Yayınları, 1975, s.15-39

[10]      Fatma Benli, “1964-2011 Türkiye’de ve Dünyada Başörtüsü Yasağı Kronolojisi”, Mazlumder, 2011.

[11]    Özgür-Der’in sitesinde dergi hakkında şöyle denilmektedir: “Düşünce Dergisi, 70’li yıllarda tevhidi ilkelerin sosyal, siyasi, iktisadi açılımlarını yeni yeni keşfetmeye başlayan gençlerin bilgilerini başkalarına ulaştırma heyecanıyla kurulmuştur ve İslami mesajın ‘haraç düzeni’ne karşı ilk defa gündemleştirildiği bir kürsü işlevini görmüştür. Yazar kadrosunun İslami kimliğin, sağcı ve solcu kimliklerden farklı, bağımsız ve özgün bir kimlik olduğunu, ifade ettikleri Türkiye’deki ilk yayın organıdır.” http://www.ozgurder.org/v2/news_detail.php?id=1302

[12]    İsmail Kara ile Söyleşi, http://www.ummetiz.biz/index.php?topic=14879.0;wap2 , 09.06.2012 tarihinde erişildi.

[13]    Sezai Karakoç, “Günlük Yazılar 3: Sûr”, Diriliş Yayınları, 1986, s.34.

[14]    Sezai Karakoç, “Günlük Yazılar 3: Sûr”, s.34.

[15]    İsmet Özel, “Cuma Mektupları 1”, Şule Yayınları, 2006,

[16]    Sezai Karakoç, “Günlük Yazılar 3: Sûr”, s.35

[17]    a.g.e., s.35.

[18]    a.g.e., s.36.

[19]    a.g.e., s.36.

[20]    Cahit Zarifoğlu, Bir Değirmendir Bu Dünya, Nehir Yayınları, 1988, s.104

[21]    Cahit Zarifoğlu, Bir Değirmendir Bu Dünya, Nehir Yayınları, 1988, s.41.

[22]    Sezai Karakoç, İnsanlığın Dirilişi, Diriliş Yayınları, 1987, s.10.

[23]    İsmet Özel, Üç Mesele, Şule Yayınları, 2006, s.123.

[24]    Sezai Karakoç, İnsanlığın Dirilişi, Diriliş Yayınları, 1987.

[25]    İsmet Özel, Cuma Mektupları 1, Şule Yayınları, 2006 (İlk baskı:1989), s.54-64.

[26]    İsmet Özel, Cuma Mektupları 1, Şule Yayınları, 2006 (İlk baskı:1989), s.105-113.

[27]    İsmet Özel, Cuma Mektupları 1, Şule Yayınları, 2006 (İlk baskı:1989), s.113.

[28]    İsmet Özel, Cuma Mektupları 1, Şule Yayınları, 2006 (İlk baskı:1989), s. 114.

[29]    Sezai Karakoç, Çağ ve İlham III: Yazgı Seçişi, Diriliş Yayınları, s.129.

[30]    Sezai Karakoç, Çağ ve İlham III: Yazgı Seçişi, s.129.

[31]                      “Ayın Tarihi”, http://www.byegm.gov.tr , 09.06.2012 tarihinde erişildi.

[32]      Ercüment Özkan, “Tebliğ ve Parti”, İktibas 136, Nisan 1990.

[33]      Mehmet N. Seymen, İktibas 135, Mart 1990.

[34]      Sezai Karakoç, “Günlük Yazılar IV: Gün Saati”, Diriliş Yayınları, s.72.

[35]      Mehmet N. Seymen, İktibas 135, Mart 1990.

[36]      İktibas 138, Haziran 1990.

[37]      Taşra dergisi, Mayıs 1990.

[38]      Ercüment Özkan, İktibas 138, Haziran 1990.

[39]      Menderes Çınar, “İslamî Ekonomi ve Refah’ın Adil Ekonomik Düzeni”, Birikim 61, link: http://www.birikimdergisi.com/birikim/dergiyazi.aspx?did=1&dsid=56&dyid=1612&yazi=%DDsl%E2m%EE%20Ekonomi%20ve%20Refah%FDn%20Adil%20Ekonomik%20D%FCzeni , 10.06.2012 tarihinde erişildi.

[40]      Ruşen Çakır, “Ne Şeriat Ne Demokrasi: Refah Partisi’ni Anlamak”, 1994, s.147.

[41]      “Neden rüya görmek ve fantezi bir üretim, aktif bir sanatsal “happening”, bir yaratım ve özgürleşme süreci olmasın? Neden rüya, bilinçdışı içeriklerin, “rüya düşünceleri” adı verilen simgeleşme süreci içinde çarpıtılması olarak anlaşılmak zorunda olsun?” Ulus Baker, “Ignoramus=Bilmiyoruz: Bilinçdışının Bir Eleştirisine Doğru”, Toplum ve Bilim 70, 1996, s.11

[42]      Hakan Yavuz, “Millî Görüş Hareketi: Muhalif ve Modernist Gelenek”, Modern Türkiye’de Siyasî Düşünce: İslamcılık içinde, 2004, s. 598.

[43]      Hakan Yavuz, “Millî Görüş Hareketi: Muhalif ve Modernist Gelenek”, s. 598.

[44]      a.g.e., s. 598.

6 Yorum
  1. Sabahattin Gökalp dedi ki:

    Sayın Mehmet Talha Bey,
    Yazınızı kaleme alırken ciddi bir okuma yaptığınız, büyük bir emek harcadığınız belli. Bu sebeple sizleri tebrik ederim.
    İslami veyahut İslamcı caimada belli bölünmeler, farklılıklar olduğu yönündeki tespitiniz doğru. Bu gerçeğe rağmen MNP-MSP-RP-FP çizgisini tek gören algıya yönelik eleştiriniz de yerinde. Fakat Milli Görüş’e alternatif olarak gösterdiğiniz isimler hatalı ve eksik. Müsaadenizle bunu ayrıntılı olarak açıklamak istiyorum;
    Türkiye’de İslamcı düşünce belli bir döneme kadar şailerin tekelinde imiş gibi göründü. Karakoç, Özel, Kısakürek, Zarifoğlu çok sevilen şairler olmakla birlikte aslında pek de bir etkileri olmayan çevrelerindeki birkaç üniversiteli gence heyecan katmaktan öteye gidemeyen isimler. Karakoç örneğinde çok iyi görülebileceği gibi ne zaman siyasete soyunsalar toplumda bir karşılıklar olmadıkları görülmüştür. Onları çok seven İslamcı entelektüel çevre ise onların siyasi yönelimlerine katılmadan şiir ve düşünce dünyalarından faydalanmıştır. Yine bir örnek vermek gerekirse bugün Sayın İsmet Özel Ak Parti hakkında ArkasıKaranlıkParti demesine rağmen 11 senedir bunun bir karşılık bulduğunu söyleyebilir miyiz?
    Mili Görüş çizgisiyle farklılık içeren ve ciddi bir etkiye sahip gruplar ise tarikat ve cemaatlerdir. Ve bunlar dönem dönem Milli Görüş çizgisiyle ters düşmüşler ve hatta mücadele etmişlerdir. Bunlardan birisi İskenderpaşa cemaatidir. Milli Görüş İskenderpaşa gerilimi 91’de zirveye ulaşmış, merhum Erbakan haddini aşarak onların dinini patates dini ilan etmişti. Bir diğer ayrışan grup ise Gülenciler ve Yeni Asyacıları içinde bulundurabileceğimiz Nur hareketleridir. Bugün bile halen Gülen Cemaati – Milli Görüş geriliminden söz ediyorsak bunun tarihsel geçmişini gözden kaçırmak olmaz. Yine son dönemde ortaya çıkan İsmailağa vakası da incelenmeğe değerdir.
    Sonuç olarak Mehmet Bey, zannediyorum ki siz de içinde bulunduğunuz toplumsal kesitten ötürü İslamcı dendiğinde sadece şair ablukasına takılı kalmışsınız. Halbuki bu popüler isimlerin dışında varlığını gizliden gizliye koruyan ve sürdüren İslami gruplar, İslamcılar var. Onlara da eğilmenizi ve bu eleştiri üzerinden yazınızı yeniden gözden geçirmenizi temenni ederim. Allah’a emanet olun. Kaleminize ve yüreğinize sağlık…

    • Mehmet Talha dedi ki:

      Sabahattin Bey Merhaba,
      Yorumunuz için sağolun. Elbette bir yazıda islamcı tahayyüllerin hepsini vermek mümkün değildi, maksat yekpare olmadığını “düşünce adamları” üstünden göstermekti. Başka bir çalışmada cemaatlerin milli görüş karşısında aldığı tutumlar incelenebilir, karşı çıkışlara yer verilebilir.

  2. […] 80′lerde İslamcı Tahayyül (Mehmet Talha Paşaoğlu / 10.09.2012) […]

  3. Alperen Gençosmanoğlu dedi ki:

    Yazıya yönelik çok çeşitli eleştirilerim olduğu için parça parça geçişlerle kısaca anlatmaya çalışacağım.

    Öncelikle İslamcılığı rüya üzerinden tanımlamanın çok sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. İslamcıların çoğunun rüyaları olabilir ve bunu merkeze alarak hareket edebilir ancak bu bir tür gerek şart olarak İslamcılığın tanımına eklemlenemez diye düşünüyorum, çünkü şeriat her halde zamanda ve mekanda yaşanabilir bir durumdur. Bu anlamda İslamcılığı varılacak bir hedef değil, her an yaşanan bir hal olarak anlamak gerektiğini düşünüyorum ki ne tartışmak istediğimi şu yazıya havale ederek devam edeyim;
    http://milelvenihal.org/dosyalar/milel-nihal-dergi/sayilar/MilelveNihal_c5_s3.pdf
    (Burada Yasin Aktay’ı henüz kaybetmediğimiz günlerden bir yazısı var 2005 yılından kalma bence çok hoş bir yazı, bir de bu yazı üzerinden İslamcıları eleştirmeye çalışan Birikim’de yazılmış bir Yüksel Taşkın yazısı vardır ki, ne kadar gereksiz bir insan olduğunu anlamak konusunda yazısı bire bir)

    İkinci bir mevzu 80lerin İslamcı tahayyüllerinden bahsedilecek bir yazıda farklılıkları gösterme çabası adına Milli Görüş geleneğini ortaya alarak bir tür linç girişiminde bulunmak anlamsız, eğer bir tür eleştiri yapılacaksa da daha derli toplu argumanları ortada bir şekilde yapılmalı bu, en basitinden İsmet Özel’in Milli Görüş’ü eleştirdiği yazılarından bahsederken, 89 yılında Refah’a destek vermek için yazdığı efsane yazıyı ve benzeri şeyleri unutmamak lazım
    http://www.ihlsozluk.com/nedir.php?&q=bize+y%C3%BCzde+alt%C4%B1+derler

    Yine burada aslında Milli Görüş eleştirisinin tutarsız olmasının sebeplerinden biri İslami camia da, ya da İslami harekette farklı damarlar olduğunu göstermek için, Milli Görüşü merkeze alarak onun karşıtı olarak bir kurgu oluşturmak, denklemşi yanlış kurmak olur.

    Yazıya yönelik bir diğer eleştirim ise İslami kesimde farklı damarlar, düşünceler olduğunu belirtmek için 3-4 kişi seçilerek bunlar üzerinden gidilmesi yazı içinde açıklama gerektiren bir durum, çünkü yazının genel iddiasını karşılamak için kişilere değil hareketlere ve bir tür hareket yayını olarak anılabilecek şeylere bakmak gerekiyor. 80lerde İslami hareketlerin oluşumu ve tartışmaları gerçekten önemli bir konu ve bunu dönemin öznelerinden sözlü tarih şeklinde de kazmak gerekir diye düşünüyorum ki, şurada değerli bir örnek mevcut

    Bir de yazıda açıklanması, tamamlanması gereken cümleler var. Sadece iki örnek olarak bir Erbakan’a emperyal hayalleri olduğu tarzınde bir benzetme yapılıyor; bir diğer daha somut durum ise Düşünce dergisinden örnek verilmiş; evet gerçekten değerli bir örnek ama yazıyı okuyanlar bu derginin sadece Ali Bulaç’ın bir ürünü olacağını düşünebilir şu durumda ki bence çok sıkıntılı bir durum,çünkü bu bir ekip dergisiydi ve hepsinin hakkı verilmesi gerekirdi.

    Dağınık oldu ancak internet siteseinde yorumu çok uzatmamak daha yerinde olur sanırım.

    • mehmet talha dedi ki:

      Merhaba Alperen, eleştirilerin önemli, Allah razı olsun. İslamcı düşünceleri rüya ve tahayyül üzerinden okurken maksat, öznel ve çok çeşitli olduğunu göstermek, yoksa sadece buradan tanımlama yok. Ama rüya deyince, ufukta bir ütopya ile sınırlı tutmayalım, tahayyül de pekala eylem kadar an be an dünyaya verilen bir cevabı imliyor. İsmet Özel’in Üç Mesele’de ‘müslüman için niçin rüya’ etrafında bir yazısı vardı…

      Çok seslilik vurgusu yapmaya çalışırken Milli Görüşü ortaya almak biraz kaçınılmaz ama linç girişimi olduğuna katılmıyorum. Bunlar parti programlarına ve Erbakan’ın konuşmalarına bakan herhangi biri tarafından çıkartılabilecek şeyler. Mühim olan itirazın olup olmadığıdır, karşısına bir kurgu koymadım, gördüğün gibi eleştiren de kendi içinde ayrışıyor, ortada bir kamp yok yani. İsmet Özel’in yazısındaki de RP’ye değil onda ümit gören “millete” (%6) bir övgü…

      3-4 kişiye değil hareket yayını olan şeylere bakalım derken haklısın, Düşünce dergisi konusunda da, eyvallah.

  4. ben akevler sitesinin kitaplar sorumlusuyum.40000 sayfaya(a4)yakın orjinal çalışmamız birikmiştir.dört alanda(dini-ilmi-iktisadı ve siyasi)temeller atılmıştır.çalışacak arkadaşlar arıyoruz.istanbul-b.evler-yenibosnadayım.bekliyorum.benden mail yoluyla talep ediniz.

Yorum bırakın

XHTML: Bu html etiketlerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>