Haftaya Yine Galatasaray’dayız!

Cumartesi günü gene her zamanki gibi bir Cumartesi Anneleri oturması için Galatasaray’a gitmek üzere yola çıktım. Hatta biraz  da erken çıktım çünkü 700. Hafta olacağı için diğer buluşmalardan çok daha kalabalık olacağını biliyordum. 2 sene evvel daha OHAL’in ilk zamanlarında, 600. Haftasında da binlerce kişi katılmıştı çünkü, hem de en küçük sokak muhalefetine dahi izin verilmediği bir dönemde. Ancak daha Galatasaray’a varmadan yolda eylemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun emriyle yasaklandığını öğrendim. Doğrusu şaşırdım biraz, çünkü Cumartesi Anneleri’nin 15 Temmuz darbe girişiminden  hemen sonraki buluşması bile yasaklanmamıştı. Ancak cumartesi günü 700. Buluşma için toplanan insanlara biber gazıyla ve tazyikli suyla saldırıldı. Zaten görmezden gelinen Cumartesi Anneleri’nin hak mücadelesi bu sefer polis gücüyle bastırıldı.

Son 5 yıldır gitgide daha da otoriterleşen AKP iktidarı artık faşizme doğru emin adımlarla ilerliyor ve en tabii insan hakkı taleplerini şiddet yoluyla bastırıyor. Herhalde artık bundan daha kötüsü olmaz dediğimiz her geçen günün ardından daha kötücül, daha baskıcı günleri tecrübe ediyoruz. Geçen senelerde Ahmet Şık bir röportajında, “AKP kötülüğün organize olmuş halidir” demişti.  KHK’larla insanların işlerine son veren, işçilerin grevlerini yasaklamakla övünen, Ankara’da İnsan Hakları Anıtı’nı bile aylarca tutuklayan bu “Organize Kötülük” artık Türkiye’deki en uzun soluklu hakikat ve adalet mücadelesine, her Cumartesi ellerinde karanfillerle evlatlarının akıbetini soran ve sorumlularının yargılanmasını isteyen  Cumartesi Anneleri’nin sessiz çığlıklarına  dahi tahammül edemez hale geldi. İlginç olan ise 2011 yılında Cumartesi Anneleri’nin sembol isimlerinden biri olan, Cemil Kırbayır’ın annesi Berfo Ana’nın da yer aldığı kayıp yakınlarından bir grubun dönemin Başbakanı Erdoğan ile görüşmüş ve dönemin hükümet erkanının “ilk defa bir Başbakan yavrularını kaybeden annelerin dertlerini dinliyor bu işe sahip çıkacağım diyor” diye konuşmalar yapmış olması. Ancak aradan geçen zamanda Berfo Ana’nın ömrü oğlunun kemiklerine kavuşmaya yetmezken, Cumartesi Anneleri’ne verilen sözler unutuldu ve en son da polis müdahalesiyle eylem yasaklandı.

“Tarih tekerrürden ibaret midir” sorusu çetrefilli bir tartışma olabilir ama Türkiye’de tekerrür ettiği kesin.  21 Mart 1995’de Galatasaray Meydanı’nda  Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak’ın, gözaltında kaybedilen oğlu için oturmaya başlamasıyla başladı bu hikaye. Emine ana ve diğer Cumartesi analarının ısrarlı mücadelesiyle Hasan Ocak’ın gözaltında işkenceyle katledilmiş cesedi, 55 gün sonra Beykoz ormanında bulundu. Tarihinde ilk kez devlet, gözaltında işkence ve kaybetme hakikatini kabullenmek zorunda kaldı. Emine ana oğlunun cansız bedenine kavuştu ama mücadele sona ermedi. Gözaltına alındıktan sonra kaybedilen, bir daha haber alınamayan, yahut fail-i meçhul bir şekilde infaz edilenlerin yakınları hep beraber oturma eylemine başladılar. Yıllarca Galatasaray’da oturma eylemi yapmaya çalıştılar gözaltına alındılar, işkence gördüler, bir süre ara verdiler, tekrar başladılar ve 21 yıl sonra yine aynı yerde Emine Ocak gözaltına alınmaya çalışıldı 21 yıl önceki fotoğrafı çeken Ahmet Şık bu kez aynı meydanda gazeteci değil hak savunucusu bir vekil olarak yer alırken, bu sefer kareyi ölümsüzleştirmek amcasını fail-i meçhul cinayette yitiren Hayri Tunç’a düşüyordu. Bu kare aslında utancın ve insanlığın, işkencenin ve direnişin de tekerrür ettiğin hatırlatıyor bize. Eskisiyle yenisiyle TC devletindeki sürekliliği, zalimler kimlik ve kılık değiştirirken, mazlum ve mağdurların hala aynı yerde, aynı meydanda olmasıyla hatırlatıyor bize. Faili meçhul cinayetlerin en çok işlendiği 90’lı yılların İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ve dönemin başbakanı Tansu Çiller’in siyasi iktidarın seçim mitinglerine çıkarılarak alkışlatılması da aslında bu değişmeyen tarihi anlamak için oldukça manidar. Ağar’ın halefi Süleyman Soylu’nun ise anaların hakikat ve adalet mücadelesini istismar ve kandırmaca olarak tavsif etmesi, Demirel’in pişkin beyanatlarını hatırlatıyor. Bazı şeyler hiç değişmiyor.

700 haftadır aynı yerde toplanan Cumartesi Annelerinin hukuk mücadelesi Türkiye’de insanlık onurunun, hakikat ve adalet mücadelesinin beşiğidir. Cumartesi günü polis tüm şiddetiyle bu sesi bastırmaya çalışsa da üstesinden gelememiştir. Beni bul anne çığlığı, Galatasaray Meydanı’nda gene yankılanmıştır. Şahitlik edenler bilirler, Cumartesi Anneleri’nin oturmaları her hafta kayıp yakınlarının konuşması ve basın açıklamasının müteakip “Haftaya yine Galatasaray’dayız” beyanıyla biter. Nöbetçiler değişir ama nöbet sürer. Bize, adil şahitlere düşen de yanlarında saf tutmaktır. Haftaya yine Galatasaray Meydanı’nda olacağız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir