George Habash: Filistin Devriminin Vicdanı

Filistin mücadelesinin sembol isimlerinden George Habash/El Hekim[1]Hem doktor hem de bilge anlamına gelmektedir. 26 Ocak 2008’de Amman’da 82 yaşında hayatını kaybetti. Filistin siyasetinin çatışan iki tarafından Hamas ölümü “büyük kayıp” olarak nitelendirirken, Filistin Yönetimi Devlet Başkanı Mahmud Abbas’da 3 günlük ulusal yas ilan etti. Filistin mücadelesinin 1960-70’li yıllarına yabancı olanlar kanlı çatışmalara varan siyasi rekabetin tarafları Hamas ve Fetih’i ortak bir yasta buluşturan bu devrimcinin kim olduğunu merak edeceklerdir. Bu nedenle özgür Filistin mücadelesine adanan bir ömrün hikayesini kısa da olsa hatırlatmak faydalı olabilir.

Filistin Devrimine Adanan Bir Ömür:

George Habash 1 Ağustos 1925’de Filistin’in Lydda kentinde orta sınıf Ortodoks bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İlkokul yıllarında İngiliz sömürgeciliğine karşı gelişen Filistin muhalefetinin gösterilerine şahitlik etti. Habash bu yılları şöyle anlatıyor:

1936-1939 yılları arasındaki Büyük İsyan esnasında ilkokul öğrencisiydim ve Filistinli milliyetçiler tarafından organize edilen grevler ve Britanya karşıtı gösteriler ve bu gösterilerde atılan “Kahrolsun sömürgecilik!” ve “Kahrolsun Balfour Deklarasyonu!” gibi sloganlar hafızamdaki tazeliğini hala korumakta (Habash vd. 1998: 86). [2]Habash ile yapılan röportajın Murat Yörükoğlu tarafından yapılan Türkçe çevirisi Haksöz dergisinin 103-104 sayısında yer almaktadır.

Ortaöğrenimini Kudüs’de tamamlayan George Habash 1944 yılında tıp eğitimi almak üzere Beyrut Amerikan Üniversitesi’ne kayıt yaptırdı. Beyrut Amerikan Üniversitesi Habash’ın hayatında bir dönüm olacaktı. Zira bütün ömrünü adayacağı Arap milliyetçiliği/Arap Birliği siyasetine buradaki tartışma ve eğitim süreçleri sonucunda dahil oldu. Bu noktada profesör  Constantine Zurayk’in seküler Arap milliyetçiliği üzerine verdiği seminerlerin rolünü anmak gerekir. Ancak Habash’ın Arap milliyetçiliğine ve Filistin davasına salt entelektüel bir süreç sonucunda bağlandığını düşünmek de yanlış olacaktır. Gelişen İsrail saldırılarına ve işgaline karşı 1948’de doğduğu kent Lydda’ya geri dönerek hastanede çalışmaya başlayan Habash yedi yüz bin Filistinlinin mülteci durumuna düşürüldüğü  Büyük Felaketin yarattığı yıkımı ve trajediyi bizzat yaşadı: Bir kız kardeşini kaybetti; doğduğu toprakları ve evini ailesiyle birlikte terk etmek zorunda kaldı ve İsrailli askerlerin katliamlarına şahitlik etti. Bu sürecin üzerindeki etkisini şöyle anlatıyor Habash:

Benim neden bu yolu seçtiğimi ve neden Arap milliyetçisi olduğumu merak ediyorsunuz. Bunun sebebi Siyonizmdir. Birde kalkmışlar bütün bunların üzerine barıştan bahsediyorlar. Ben Siyonizmin ne olduğunu kendi gözlerimle gördüm (Habash vd. 1998: 89).

Habash’ın da öncü kurucu kadrolarından olduğu Arap Milliyetçi Hareketi (Harakat al-Qawmiyyin al-‘Arab) 1950’lerin başında böyle bir bağlamda ortaya çıktı. AMH’nin amacı İsrail işgaline karşı Arap birliğini sağlayarak mücadele etmekti ve bu mücadeleye 1948 Felaketinin yaşattığı aşağılanma ve öfke damgasını vuruyordu. Öyle ki,  AMH’nin kuruluş dönemindeki temel şiarı “Birlik, Kurtuluş ve İntikam” (Wihda, Taharrur, Tha’r) ve 1952’de ilk sayısı çıkan yayın organının adı da İntikam’dı.

AMH ve Habash’ın ilk dönemdeki söylemleri bütünüyle  Pan-Arap milliyetçi bir siyasi dilden besleniyordu ve Sovyetler Birliği bölünme politikasını desteklediği için de  sosyalizme karşı hayli mesafeli bir duruş vardı. AMH ve Habash’ı sosyalist söyleme doğru çeken Nasır öncülüğünde gelişen Arap sosyalizmi oldu. Arap sosyalizmi Marxist sosyalizm anlayışının tersine sınıf mücadelesini yadsıyan ve fakat anti-emperyalist bağımsızlıkçı bir retorikle devlet öncülüğünde yürütülen kalkınmacı/modernleşmeci bir siyasal programın adıydı. 1958’de Mısır ve Suriye’nin Nasır öncülüğünde birleşerek Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni kurmalarıyla birlikte kitleler içindeki saygınlığı  doruk noktasına ulaşan Nasırcılık pan-Arap çizgideki AMH’ni de etkilemeye başlamıştı. 1959 yılında AMH intikam şiarı yerine “Filistin’i geri almak” şiarını koymuş ve sosyalizmi de söylemine dahil etmişti. Üstelik, Nasırcılığın çekim kuvvetine kapılan AMH bağımsız örgütsel duruşunu da yitirmeye başlamış ve örgütün varlığının kendi kadroları arasında bile gerekliliği sorgulanır olmuştu. Her ne kadar Habash da Nasırcılığın Arap birliğini sağlayacağı beklentisi içindeyse de Nasır’ın bağımsız siyasi örgütler karşısındaki korporatist yasaklayıcı tavrına şüpheyle yaklaşmış ve 1964 yılına kadar da Nasır’la görüşmeyi reddetmişti (AbuKhalil 1999:95).

1961’de BAC’nin dağılmasıyla başlayan ve özellikle 1967 altı gün savaşında alınan yenilginin etkisiyle birlikte pan-Arap siyasetin sınırları da ortaya çıkmış ve bu eksende siyaset yürüten AMH’de kendi içinde ciddi gerilimler yaşamaya başlamıştı. Nasırcılık da simgeleşen Arap sosyalizmi ve pan-Arap siyasete karşı Marxist sosyalizm anlayışıyla her Arap ülkesinin kendi yerel gerçekliği içinde mücadele edilmesi gerektiği yönündeki eğilimler ağırlık kazanmaya başlamıştı. Bu tartışmalarda, Habash Marxist bir dönüşümün  kaçınılmaz olduğunu kabul ederken pan-Arap siyasi çerçevenin de korunması gerektiğini söylüyordu. Zira Habash’a göre Filistin sorunu sadece Filistin’den ibaret değildi ve ancak Arap birliği sağlanarak Siyonizm ve işbirlikçilerine karşı mücadele edilebilirdi. Habash, Filistin sorununu Pan-Arab bir siyasi çerçeve içinde ele almak konusundaki ısrarını azalarak  da olsa ölünceye kadar sürdürdü. Habash’a göre Fetih ile aralarındaki temel farklardan biri de Arafat’ın Filistin sorununu Arap milliyetçiliğinden yalıtarak ele almasıydı.

AMH’nin pan-Arap merkezi bir örgüt olma statüsünü kaybederek yerel birimlere ayrılması sürecinde Habash 1967’de Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’ni kurdu ve FHKC  kısa bir süre sonra Fetih’den sonraki en güçlü ikinci Filistin örgütü haline geldi. 1969 tarihli “Filistin’in Kurtuluşu Stratejisi” başlıklı belgede örgütün amacı İsrail devletini yıkarak “Arapların ve Yahudilerin eşit hak ve yükümlülüklere sahip olacakları ilerici demokratik bir Filistin devleti kurmak” olarak ifade ediliyordu (FHKC 1969). Habash 1967 hezimetinin sonuçlarından aldığı dersle bu amaca birleşik Arap devletlerinin İsrail’e karşı girişeceği konvansiyonel bir savaşla ulaşmanın mümkün olmadığını anlamıştı ve yapılması gerekenin örgütlü kitleler tarafından yürütülecek bir gerilla faaliyeti olduğunu ilan etti. Silahlı propaganda şeklini alan bu gerilla faaliyetlerinin en önemli parçası 1970’lerle başlayan ve hem FHKC’yi hem de Habash ismini bütün dünyaya duyuran uçak kaçırma eylemleriydi. Bu eylemlerin bazılarında sivillerin de hayatını kaybetmesi yüzünden ağır eleştiriler alan Habash bu eleştirilere şu cevabı verecekti:

1972 yılında bu operasyonları sona erdirdik. Fakat bu eylemleri gerçekleştirdiğimiz üç yıllık döneme baktığımızda bu eylemlerin bir etki yarattığı sonucuna vardık. Operasyonları yolcuların yaşadıkları bireysel deneyimlerle değil daha geniş bir perspektiften değerlendirmeliyiz. Bizim değerlendirmemiz bu operasyonlar sayesinde dünya bizim insanımızın çektiği acıları fark etmiştir…İsrailli sivillere karşı yapılan operasyonları sorarsanız şöyle bir görüş vardır; bütün İsrailliler işgalci ve gasıptır. Bende bu görüşün altına imzamı atarım. Buna rağmen askeri hedeflere odaklanmışızdır. Mücadelede ahlaki bir boyut olması gerektiğini kabul ediyorum fakat böyle öfkeli kınamaların genellikle İsrail destekçileri tarafından yapılmasını da manidar buluyorum. Siyonist devletin uyguladığı terörizm sonucu ölen Filistinli, Lübnanlı ve diğer Arap sivillerin sayısını topladığınızda göreceksiniz ki bu sayı ölen İsraillerin sayısından kat be kat daha fazladır.( Habash vd. 1998: 94)                                

1967’den 2000 senesine kadar aralıksız FHKC genel sekreteri olarak harekete öncülük etti Habash. Bu otuz üç senenin hayli kritik anlarında takınmış olduğu tavır ve izlediği siyaset ona neden “Filistin Devriminin vicdanı” denildiğini anlamamıza yardımcı olabilir. Habash hem FHKC genel sekreteri olarak hem de öncesinde iki temel noktada ısrarcı oldu: Arap/Filistin ulusal birliğinin korunması ve işgalci İsrail Devletinin yıkılarak tek devlet kurulması. Örneğin 1968’den beri FKÖ içinde yer alan FHKC’nin üyeliğini Arafat’ın iki devlet siyasetine yaklaşması nedeniyle 1974’de dondurarak Red Cephesinin kurulmasına öncülük etmiş ve “Filistin toprağının her milimetresini kurtaracak” bir siyasetin uzlaşmaz biçimde savunulması gerektiğini ifade etmiştir. Enver Sedat’ın İsrail’e barış önerisinde bulunduğu 1977’de ise Filistin birliğini tesis etmenin aciliyeti karşısında FKÖ’ye tekrar katılmaktan çekinmemiştir. 1987’de Büyük İntifada patlak verdiğindeyse Filistin ulusal birliğinin sağlanması ve Cezayir’de Filistin Ulusal Kongresi’nin toplanması için mücadele edenlerin en önünde yer almıştı. Habash 1991 Madrid ve 1993 Oslo süreçlerine ise cepheden karşı çıkmıştı. Bu süreçlere katılımın Siyonist işgale meşruiyet kazandırmak anlamına geldiğini söyleyen Habash şu soruları soruyordu:

Filistin Otoritesi liderliği Madrid-Oslo süreçlerine niye bulaştı ki? Bunun nedeni, yurdu kurtarmak mı, yoksa kendi dar seçkinci ve klikçi çıkarlarını yurdu parça parça teslim ederek güvence altına almak mıydı? Eğer değilse, İsrail’in yani bütün Filistin’in yüzde 78i üzerindeki Siyonist programın tanınmasının anlamı ne’dir? El Hacı Emin el-Husay-ni’den beri Filistin liderliği böyle utanç verici bir eylemi ilk defa işlemektedir. İşgal edilmiş yerlerin Filistin toprağı olduğuna ve yerleşimcilerin buralardan tahliye edileceğine dair hiçbir beyanda bulunmayan Oslo Anlaşmasındaki imzaların anlamı nedir? İsrail’in yıllık değeri, 400 milyon dolar olan kuyu sularına el koymasından Oslo’nun hiç bahsetmemesi ne anlama geliyor? Filistinlileri süren 1948 felaketinden, yurtlarının çalınmasından, mültecilerin evlerine dönüş hakkından ve benzeri meselelerden bahsetmeden bir siyasi anlaşma imzalamış olmaları dikkate değer değil midir? (Habash 2000).

Habash  2000 yılında FHKC’nin altıncı kongresinde genel sekreterlik görevlerini 2001 yılında bir İsrail saldırısında öldürülecek olan Ebu Ali Mustafa’ya devretti. Ancak   Habash’ın siyaset sahnesinden çekilişi sürecinin 2000 yılındaki görev devrinden çok daha önce başladığı söylenebilir. Habash’ın Filistin reel siyasetin adım adım dışına itilme sürecini dünya-tarihsel ve siyasi/öznel iki boyutta değerlendirmek mümkündür. Birinci boyutu 1980’lerle birlikte klasik ulusal kurtuluş hareketlerinde yaşanan gerileme, sosyalist bloğun çöküşü ve İslami devrim hareketlerinin yükselişe geçmesi oluşturmaktadır. Siyasi/öznel boyutu ise-Fetih’in tersine-Habash’ın bu yapısal dönüşüme uygun bir reel-siyasi manevra yapmayı redderek Filistin Devrimi konusunda baştan beri savunmuş ilkelerde ısrarcı olması oluşturmaktadır. Nihayetinde, 1950 Büyük Felaket sürecinden 1980’lere kadar Arap/Filistin siyasetinde başrolleri oynamış Habash 2000’lerin Filistin siyasetinde ancak tarihsel/sembolik bir kişilik olarak yer bulabilmiştir. Ancak şüphesiz ki, Habash hayatının son anına kadar özgür Filistin davasını ve halkının iradesini her türlü örgütsel/kişisel kaygının önünde tutmuştur. Bu siyasi olgunluğun ve adanmışlığın boyutlarını İsrail karşısında uzlaşmaz bir mücadele veren Hamas ve Hizbullah hakkındaki şu sözlerinde görmek mümkündür: “Biz denedik, şimdi bırakalım onlar denesin. Sıra onlarda (AbuKhalil 2008).”

Kaynakça:

AbuKhalil, As’ad. 2008. “George Habash’s contribution to the Palestinian struggle”. 

http://electronicintifada.net/v2/article9266.shtml

AbuKhalil, As’ad. 1998. “George Habash and the Movement of Arab Nationalists: Neither Unity nor Liberation”, Journal of Palestine Studies Cilt 28, Sayı 4: 91-103.

FHKC. 1969. “A Strategy for the Liberation of Palestine-February 1969 Congress”.

http://www.pflp.ps/english/?q=strategy-liberation-palestine

Habash, George ve Mahmoud Soueid. “Taking Stock: An Interview with George Habash”, Journal of Palestine Studies Cilt 28, Sayı 1: 86-101.

Habash, George. 2000. “Filistin, düşle gerçek arasında”. 

http://www.atilim.org/haberler/2008/01/27/Habas__Filistin__dusle_gercek_arasinda.html

Bu yazı ilk olarak Doğudan Dergisi’nin 4. sayısında (2008) yayınlanmıştır.

Dipnotlar   [ + ]

1. Hem doktor hem de bilge anlamına gelmektedir.
2. Habash ile yapılan röportajın Murat Yörükoğlu tarafından yapılan Türkçe çevirisi Haksöz dergisinin 103-104 sayısında yer almaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir