“ÇÜN SANA GÖNLÜM MÜPTELA DÜŞTÜ’’ – 29 Ağustos Cuma Hutbesi
Emek ve Adalet Platformu olarak Diyanet’in toplumsal sorunlara ve siyasi meselelere değinmeyen, İslam’ın sermaye lehine ve devlet onaylı yorumunu empoze eden Cuma hutbelerine karşı, her Cuma günü arkadaşlarımızın kaleme aldığı Alternatif Hutbeyi okurlarımızın ilgisine sunuyoruz.
“Ey Müminler gerçek şu ki! Size kendi aranızdan öyle bir elçi gelmiştir ki, sizin her türlü sıkıntıyı çekmek zorunda kalabileceğinizden dolayı kendini büyük yük altında hisseder. Size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir.” (Tevbe Suresi, 128)
Sevgili Kardeşlerim,
Allah’ın Resulü, İslam Peygamberi Muhammed Mustafa bizler için büyük bir rahmettir. Onun dünyaya gelerek insanlığı kamilliğe ulaştırmasının on beş asır sonrasında doğum günü vesilesiyle onun kendi çağı için nasıl bir varoluş ve kimlik sergilediğine onun hayatından olan anlar ve anılarla birlikte şahit olalım.
Efendimiz, yaşadığı çağın insanları için öyle köklü değişimler gerçekleştirmiştir ki, bu devir İslâm tarihine “câhiliye devrinden asr-ı saâdete geçiş” olarak kaydedilmiştir. Toplumda soylu, zengin, ihtiyar ve güçlü insanlardan çok farklı etnik kimliklerin, kölelerin ve gençlerin; kız ve erkek kardeşlik ağlarıyla örülen bu yapı belki bugün yaşanan bunca tarihi gelişim ve değişime rağmen sizler için bile çağdaş olarak algılanabilir.
Aziz İnsanlar;
Sahabe Semrâ bint Nüheyk bu örneklerden biridir. Genç yaşta İslâm’ı kabul eden bu kadın Hz. Peygamber tarafından Medine’de gece\ gündüz zabıtası olarak görevlendirilmiştir. Hz. Semrâ pazarları dolaşarak yasalar çerçevesinde insanları ticaret ahlâkına uygun davranmaya teşvik etmiş, bu şekilde hareket etmeyenleri uyarmış, hile ve haksızlık yapanlara karşı elindeki kırbaçla caydırıcı tedbirler uygulamıştır. (TDVİA, Semra bint Nüheyk)
Kıymetli Kardeşlerim!
Düşünün ki bundan asırlar önce çölün ortasında kurulan bu şehirde, kimi toplumlarda kadının varlığı, acı hissedip hissetmediği, fitne olup olmadığı tartışılırken; İslâm, kadını toplumsal düzeyde sorumluluk üstlenen bir şahsiyet olarak tanımlanmıştır. Bu, yalnızca dönemin şartlarını aşan bir ufuk değil, aynı zamanda İslâm’ın adalet ve ahlâkı her bir müminin omuzlarına yükleyen, toplumsal gelişmeyi hedefleyen ilâhî çağrısının bir tezahürdür. İslâm; kadın-erkek, genç-yaşlı, Arap-Fars ayrımı gözetmeksizin bütün insanları ortak sorumluluk bilinciyle birlikte güvenle yaşamaya yönlendiren çağının çok ötesinde uygulamalar bütünüdür.
Ey Müminler,
Yeryüzünü emekle imar etmeyi kullarına farz kılan, zulmü ve sömürüyü haram eden Allah’a hamd ederiz. Salât ve selâm, adaletin ve merhametin önderi, yoksulların dostu, yetimlerin koruyucusu olan Muhammed Mustafa’yadır. Peygamber insanlar arasında eşitlik inşası yaparken bunu baltalayacak her türlü davranışı da yasaklamıştır. Davranışlar ve duygularda eşitliği inşa ederken maddi mekanda da eşitliği önemsemiştir.
Resûlullah (s.a.v.), bir gün yürürken yüksekçe yapılmış bir kubbe görmüş ve bu durumdan hoşlanmamıştır. Bir süre sonra bu kubbeyi yapan o kişinin gelip selam vermesi ve Peygamber’in bu kişinin selamını almayıp yüz çevirmesi üzerine sahabiler bu kişiye Peygamber’in yükselttiği kubbeden hoşlanmadığını söylemişlerdir. Bunu duyan o kişi gidip kubbeyi yıkmış ve binasını eşitlemiştir. Bu olay üzerine Rasulallah, “Bilin ki zarurî olmayan her bina sahibine vebaldir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 169; hadis no: 5237) buyurmuştur.
Kardeşlerim!
Bu hadis, yalnızca estetik yahut mimari bir uyarı değildir. Aynı zamanda toplumsal eşitlik, tevazu ve sınıf farklarının önüne geçilmesi çağrısıdır. Çünkü servetin bir avuç elde yığılması, halkın alın teriyle kazanılmış emeğin israf edilmesi, gösteriş için yapılan binalar ve saraylar insanın vicdanında vebal, toplumun kalbinde yaradır. Peygamberimiz, yıkılmasını istediği kubbeyle aslında şunu haykırıyordu: “Serveti biriktirme, paylaş! Yükselme, insanlıkla eşit ol!”