Yayınlanma tarihi: Cum, Nis 6th, 2012

Çalışan Hakkı Abdest Bozar Mı? – Taner Ayaz

Bankacılık ve “Özel Finans Kurumları” önem verdiğimiz ve ihtiva ettiği sorunlara dikkat çekmeye gayret ettiğimiz meselelerden biri. Geçtiğimiz ekim ayında finans kapitalizminin ve onun olmazsa olmazı bankacılık sisteminin adaletsizliklerini Bankalar Caddesi’nde protesto eden bir etkinlik yapmıştık. Finans meselesi, İslam iktisadı okumalarımızda da üzerine en çok eğildiğimiz konulardan biri oldu haliyle. Özellikle Sabri Orman ve Abdulaziz Bayındır‘ın konu ile yazdıklarından çok faydalandık ve kendilerinin fikirlerini özetleyen birer yazı kaleme aldık. Taner Ayaz, Rota Haber’deki köşesinde Hayrettin Karaman’ın geçtiğimiz günlerde yayınlanan yazısını vesile ederek meseleyi ele almış ve son derece isabetli ve öz bir şekilde büyük resme dikkat çekmiş. Kendisine kalemine sağlık diyor, yazısını ilginize sunuyoruz.

Çalışan hakkı abdest bozar mı?

Taner Ayaz, Rota Haber, 6 Nisan 2012
İslam’ın ticaret ve para ilişkileri noktasında koyduğu başka kaideler de varken, denetimin sadece faiz noktasında yapılması, yapılan işe İslami denmesi ve helal addedilmesi için yeterli olmayacağını düşünüyorum.

Vatan Gazetesi’ne göre  İslami bankacılık prensiplerine göre çalışan katılım bankalarında faiz şoku yaşanıyormuş. Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Hazine tarafından çıkarılan Gelire Endeksli Senetler’in (GES) faiz içerdiğini belirten bir yazı yazmış:

“Faizin haram olduğuna inanan ve faiz yemekten uzak durmak isteyen kimseler için bazı açıklamalar yapmak gerekiyor. Devlet vatandaşından borç para alır, buna karşı üzerinde faizi veya başka bir şekilde getirisi yazılı senet verirse faizli borç almış olur. Verdiği getiri faizdir ve fertlerin birbirinden alıp verdiği faize nispetle manevi-din sorumluluğu daha ağırdır. Bir kişiden faiz alanın yediği haramı ve kul hakkını telafi etmesi mümkündür; günahına tevbe eder, aldığı faizi de sahibine iade eder. Devletten faiz alan kimse ise, devlete vergi ödeyen milyonların hakkını yemiş olur.”

Faize bulaşmak istememekle beraber koşulların zorlaması ile bankacılık hizmeti almak zorunda olanlar için katılım bankaları önemli bir hizmet veriyor. İşi kredi kartı ile tek çekimde alış veriş yapmış müşterisine SMS göndererek, “bu alış verişini şu oranlarda kar payı ile taksitlendirilem mi?” diye sormaya kadar götürenler de var ama ben yine de verilen hizmeti, fıkıhçılardan oluşan kurulların dini denetimi altında ciddiyetle götürülmesi şartıyla önemli ve gerekli görüyorum.

Bununla birlikte katılım bankalarındaki dini denetimin sadece ana faaliyet alanında uygulanmasının, faizsiz bankacılık gereklerini karşılamakla beraber, İslami/helal bankacılık için yeterli olamayacağı kanaatindeyim. İslam’ın ticaret ve para ilişkileri noktasında koyduğu başka kaideler de varken, denetimin sadece faiz noktasında yapılması, yapılan işe İslami denmesi ve helal addedilmesi için yeterli olmayacağını düşünüyorum.

Hepimizin bildiği bir gerçek var ki, (benim hayali olduğuna inandığım) yüksek işsizlik oranları, çalışan üzerinde bir baskı olarak kullanılmakta ve düşük ücret, ücretsiz fazla mesai, düşük sigorta primi (hatta sigortasız), kağıt üzerinde işten çıkarıp başka şirkette işe almak gibi politikalar ile çalışanlar sömürülmekte/köleleştirilmektedir. Bu hemen her iş kolunda görülebileceği gibi özelliklere taşeron firmalar üzerinden yerel yönetimlerde de sıkça karşılaşılan bir durumdur.

Hükümet ise sadece istihdam oranlarını düşündüğünden duruma göz yummakta, hatta memleketin finansmanını dolaylı vergiler üzerinden büyük oranda çalışan üzerine yıktığından, bir anlamda suç ortağı olduğu sermaye sahiplerine karşı iş yeri denetimlerini savsaklayarak çalışan sömürüsüne zımnen destek vermektedir.

Mavi yakalısından beyaz yakalasına hemen her çalışan için söz konusu olan bu durum banka çalışanları için de böyledir. Hemen hemen tüm banka çalışanları, yasal olarak öngörülen sürenin çok üzerinde mesai yaparlar. Ancak hiçbir çalışan fazla mesai ücreti alamaz. Benim bilebildiğim tüm bankalar için geçerli olan bu personel politikası islami bankalar için de böyledir. Hatta içlerinden “islami hassasiyeti en yüksek olanlarından birinin” öğle tatili süresini bile yarım saate düşürdüğünü biliyorum.

İnsanların ailelerine, eğitimlerine, ibadetlerine kısacası yaşamaya ayıracakları saatleri çalarak paydaşları için kâr üreten bir sisteme ne kadar İslami denilebileceğini sizlerin vicdalarına bırakıyorum. Bu durumda bu bankaların danışmanı fukahanın şu sorulara da cevap üretmesi gerekiyor diye düşünüyorum:

“Fazla mesai yaptırmak dinen caiz midir? Yok caiz değil de kul hakkına giriyorsa bundan sorumlu olanlar sadece bu kurumları yönetenler midir, yoksa bu kurumlara paralarını yatıranlar da bu günaha ortak mıdır?” Öyle ya, söz konusu “katılım ortaklığı” değil midir? Sadece kâr ortaklığı ile olmaz, bunun zararı var, günahı var, sevabı var… Artık Allah kabul etsin…
Taner AYAZ / Rotahaber
www.ayaz.name

Yorum bırakın

XHTML: Bu html etiketlerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>