Yayınlanma tarihi: Paz, Eyl 16th, 2012

Kardeşlik İftarları’na Dair Mütevazı Bir Muhasebe – Emek ve Adalet Platformu

 
 
Hesap vermeye ve hesap sormaya inanan insanlar olarak yaptığımız, eylediğimiz her işin ardından dönüp kendimize bakmayı alışkanlık haline getirmeye gayret ediyoruz. Hicri 1433, Miladi 2012 Ramazan’ını ihya etmeye yönelik Kardeşlik İftarları çabamızın da kısa bir muhasebesine girişmeyi, en azından hafızaya notunu düşmeyi vazife bildik. İşbu metin mütevazi bir çetele niyetinedir.
 
Geçtiğimiz sene giderek bir pazarlama nesnesine, ifsad ve israf ayına dönüşen Ramazan ayını farklı bir yaklaşımla ihya etmek; icad edilmiş geleneği yapıbozumuna uğratıp, kibir kulelerinde iftar etmenin manasızlığına vurgu yapmak için “otelönü iftarları” olarak anılan bir süreç geliştirmiştik. Bu sene üç ayları yarıladığımızda yaptığımız toplantıda farklı bir şey yapmaya niyetlendik. Sıklıkla “karşı” olmakla eleştirilenler olarak bu sefer “yanında” durduklarımızı, yan yana olduklarımızı vurgulamak istedik. Ramazan bir muhasebe ve arınma ayıysa, kaybettiklerimizi, unuttuklarımızı, gözden ırakta bıraktıklarımızı hatırlamaya dair mütevazı bir adım atmak istedik.
 
“Kardeşlik” 1990’ların ortasından günümüze tüketilen, altı boşaltılan bir kavram. Memlekette pek çokları için sıcak bir hissiyattan ziyade, muhtemel bir istismarı çağrıştırıyor. Hal böyle iken kardeşlikten başka teklifimiz-sözümüz ve muhabbetimizden gayrı sermayemiz olmadığı içün tüm menfi çağrışımlarına karşın karınca kararınca kardeşliğimizi ihyaya niyetlendik ve iftar dizimizi de böyle adlandırdık. Paylaşmanın, dayanışmanın, ortaklaşmanın yolunun ancak böylesi birhukuktan geçtiğine inandığımız, biraz da böylesinden başka yol görmediğimiz için, “…nice görünür ve görünmez duvarın ayırdığı hayatlarımızı yakınlaştırmak için oruçta eşitlenip iftarda buluşma”ya çağırdık dostlarımızı.
 
Sofralarımızın başköşesine en çok kıymet verdiklerimizi, en yoksun ve madun olanlarımızı buyur ettik; asgari ücretle rızkını kazanmaya çalışan işçileri, bir sıcak çatıdan mahrum bırakılan evsizleri, yerinden yurdundan edilmiş göçmenleri ağırladık Halil İbrahim Sofrası’nda. Menümüz krallara layık değil, Ramazan’a yaraşır idi; kavurucu sıcakların hararetini alacak soğuk bir ayran aşı çorbası, ekmek arası peynir-zeytin-domates, hurma ve su. Örnekliğimizden öğrendiğimiz gibi. Elbette soframız tüm katılımcıların getirdikleriyle daha da şenlendi ve bereketlendi. 
 
Geçtiğimiz senenin iftarlarında fazla görünür olmaktan kısmen şaşkın, kısmen muzdariptik. Bu seneyse merkez meydanın adeta görmezden geldiği bir Ramazan geçirdik. Açıkçası bundan memnun da kaldık. Zira kamera spotları olmadan, önceden hazırlanmış çerçevelere figüranlık etmeden, biz bize olduğumuz bir atmosfer gördüğümüz kadarıyla sadece bizlerin değil icabet eden dostlarımızın da hoşuna gitmiş. Bu dayanışma halinde olduğumuz mazlumlarla yaptığımız iftarları görmezden gelme durumu muktedirlerin kimi görmek isteyip, kimleri görmezden geldiğini bir kere daha ifşa ederken bizim de görme tercihleri noktasında isabetli olduğumuzu düşündürdü. Nihayetinde “aç komşu”muzdan haberdar olmak, gözlerimizin onları aramasıyla mümkün.
 
Medyanın, muktedirlerin görmezden gelişi yapmaya çalıştığımızın bir akis yaratmadığına delalet etmiyor tabii. Bu sene belediyelerin, partilerin, kurumların iftarlarının lüks mekanlardan sokaklara kaydığını, etkinliklerin daha paylaşımcı, dayanışmacı bir söylemle sunulduğunu gördük çoğunlukla. Bunu da iftarlarımızla duyurmaya çalıştığımız rahatsızlığın, kamuoyunca da sahiplenildiğine ve muktedirlerin de buna yönelik bir takım göz boyamacı tedbirlere giriştiğine yoruyoruz. Salt muktedirlerin tepkisini değil dostlarımızın intibalarını da önemsiyoruz. Sofralarımıza icabet edenler de bu seneki iftarlardaki kardeşlik havasından sitayişle bahsettiler. Öyle ki sofralarımızı Mescid-i Haram’da uzayıp giden sofralara benzeten dostlar bizleri epey heyecanlandırdı. Öte yandan geride bıraktığımız mübarek Ramazan ayı içersinde haklarını arayan Roseteks işçilerinin iftarlarını işverenlerinin lüks lokantası önüne kurdukları yer sofralarında açmaları ve Tokad’dan dostların Urfalı tarım işçileri ile yaptıkları iftar son derece kıymetli, heyecan ve ilham vericiydi. 
 
Genel olarak bu müspet havaya karşın daha yolun başında olduğumuzun farkındayız. Mesela tüm çaba ve gayretimize rağmen başköşeye buyur ettiğimiz dostlarımızla henüz teklifsiz bir kardeşlik geliştiremediğimizi, davete icabetteki sembolik katılımdan fark edebiliyoruz. Yahut iftarlarımıza katılan dostlarımızdan pek azıyla sonrasında karşılaşabildiğimizi, tanış olma noktasında kısmen yetersiz olduğumuzu müşahede ediyoruz. Her ne kadar orucun ibadet olduğu bilincinde olsak da, meramımızı yeterince anlatıp anlatamadığımızdan da şüpheliyiz. Tabii bu, dert ettiğimiz gündemin fikrini ve ideasını henüz yeni yeni inşa ediyor, yürüttüğümüz tartışmaların daha emekliyor oluşuyla alakalı.
 
“Orucun mütevazı, sade ve temel ihtiyaçlara öncelik veren bir yaşayışın; şaşaa ve israfa galebe çalması gerektiğini bizlere her yıl hatırlatılan bir vazife olduğuna inanıyoruz. En zengin insan da en fakir insan da bir tabak yemek ve bir bardak suyla açlık ve susuzluğunu giderebilir. Bütün insanlar yaşamak için aynı şeylere muhtaçtır. Oruç bize temel ihtiyaçlarımızı ve bunlarda ortak olduğumuzu  hatırlatır. Bizleri yoksunlukta buluşturan oruç, hepimizi kendimizin ve birbirimizin yoksunluklarına şahit ve müdahil olmaya çağırır.” demiştik Halil İbrahim Sofrası’na buyur ederken. Davetimizin, çağrımızın baki olduğunu hatırlatarak, bu iftarların müspet ve menfi intibalarını da hafızalara nakşetmiş olalım. Nihayetinde zaferle değil, seferle mükellef olduğumuzun bilinciyle yürüyüşümüzü sürdürme niyetindeyiz. Şimdiden Ramazan’ın özlemiyle, şimdilik kendi İsmail’lerimizi kurban edeceğimiz gelecek bayramı iple çekiyoruz.
 
Kardeşlikte buluştuğumuz, oruçta eşitlendiğimiz nice Ramazanlara temennisiyle; soframızı paylaşan, ekmeğini bölüşen, kulak veren ve işiten tüm dostlara selam olsun.
 
İftar sonralarında sıcağı sıcağına yazdığımız değerlendirme yazıları için de buyurun:
 
 
 
 
Emek ve Adalet Platformu
 
1 Yorum
  1. mehmet talha dedi ki:

    Allah bereket versin. Varsın dereke mübareke!

Yorum bırakın

XHTML: Bu html etiketlerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>