Hasan Köse: “Allah Emekten Yanadır”

6 Responses

  1. Zafer Kafkas dedi ki:

    Bu tarz faydalı fikirler ile bizleri buluşturan emek ve adalet platformuna teşekkür ederim. Bu sayede düşünmemize vesile oluyorlar.

    Yazıda güzel tespitler var. Bunların başında işçilik sisteminden sonraki ekonomik merhalenin ortaklık merhalesi olduğudur. 50 yıldan uzunca bir süredir Akevler Kooperatifi bu ortaklık sisteminin mekanizmaları üzerine çalışmaktadır.

    Bu sistemin temel özelliği tekelden korunmuş serbest ekonomi olmasıdır.

    Tekelin oluşmamasını devlet sabit vergi ve faizsiz kredileşme ile sağlar. Onun dışında ekonomiye müdahale yasaktır. Ücretler ve fiyatlar serbest pazarlık ile oluşur.

    Üretim, bu serbest ücret ve fiyat sistemi ile dengelenir. İsrafın ve yetersiz üretimin önüne bu serbestiyet ile geçilir.

    Yine bu sistemde üretim girdisi olarak kabul edilen tesis, emek, sermaye(hammadde/ilk madde), genel hizmet(devlet) paylarını serbest pazarlıkla belirlerler ve paylarını yüzdesel olarak “ayn” olarak, ürün olarak paylaşırlar. İslam’da kazanç para değil üründür. Paylaşım ürün üzerinden olur. Herkes payını alır. Piyasada satar, fiyatını kendi belirler.

    Buradan hareketle söyleşide eleştireceğim nokta şu ki:

    Buna gore tesis sahibi o kadar sermaye yatırmış ve kendisi sermayesine bir değer biçmiş, emek de kendine bir değer biçmiş ise bu ikisi elbetteki anlaşarak orta değeri bulmak durumundadır. Size eğer 50 % vermiyorsa fabrika sahibi gitsin düğmesine kendi bassın diyebilirsiniz, o da bir başka emek ile anlaşabilirse 20 % ile sözleşme yapabilirse siz kendinize başka bir iş ararsınız, ama o fabrika sahibi 50 % ile bir işçi bulamıyorsa bu defa 60 % ile aramak zorunda kalır. İslamda bu işler arz talebe göredir, arz talep demek sözleşme demektir. Pazarlıkta müdahale hakkı hiç kimseye verilmemiştir.

    Fabrika sahibi ürettiğinin yarısını verecek diye bir tedbir islami değildir, kimseye üretimini hangi fiyatla fiyatlandıracağı, ya da kimseye hangi oranda sözleşme yapacağı serbest piyasaya doğrudan bir müdahaledir, islami değildir.

    İşin tipi emek yoğun ise emeğin payı, otomasyon ise makine/tesis payı farklı olacaktır.

    Devletin görevi tekeli önlemektir. Onun dışında müdahale yetkisi yoktur.Mesela elma üreticileri tekel oluşturdu, elmayı 0,50 TLden malettiler, ama fiyatı anlaştılar ve 5 TLden satıyorlar. Ya da tersi bir durum oldu, elma tüccarları tekel oldu ve bugun olduğu gibi ucuza kapatmak istiyor. Bunu engellemek için devlet bir kooperatif kurar o kooperatif maliyetleri hesaplayarak belirli bir fiyattan elma alımı yapmaya başlar, tekel olan elma alıcıları bundan sonra kooperatifin alım fiyatı civarında bir fiyatla alım yapmak zorunda kalır ve böylece çiftçinin emeğinin sömürülmesi engellenir. Bu hizmetleri devlet tüm stratejik mallarda yapar.

    • hasan köse dedi ki:

      Zafer bey eleştirilerin için teşekkür ediyorum. Fakat kitabı okumalısınız. Bunları sonra konuşmalıyız. Yukarıdaki söyleşi temel tezin habercisi olmakla birlikte resmin tamamını ihtiva etmesi imkanı yoktur… Yine de bir kaç kelam yazayım… 1- Emekçinin pazarlıkla kiralanması caiz olmakla birlikte temel üretim alanlarında Hz Muhammed bunu tercih etmemişti. Biz da Hz Muhammedin devlet başkanlığı ettiği dönemde temel üretim aracı toprağı kıyasa temel alabiliriz. Yoksa “bu çuvalı şuraya kadar taşırsan sana şu kadar tas hurma veririm” akitlerinden yola çıkarak serbest anlaşmayı ücret sisteminin temeline koymak daha baştan sermayenin yanında emeğin karşısında konuşlanmaktır. Yarıcılık için İslami değil demek Hz Muhammed’in İslami olmayan işler de yaptığı anlamına gelir. Kaldı ki bir şeyi İslam açıktan reddetmiyorsa O şey İslmi değildir denemez. 2- Yarıcılık, üretilen değerin dörtte biri marabalık/ murâbî’lik veya Tunus’ta bir dönem uygulanan ve Tunus ulemâsının câiz olmadığı konusunda ittifak ettiği “Şerîketü-l hammâs/beşte bir ortaklığı hiç değildir.(Bu konuda Muhammed Tahir b. Aşur’un İslam Hukukunda Gaye Problemi) Caiz olmayan %20 dir. Yani İslami olmayan emeğin payının düşük olmasıdır.
      3- Hz Peygamber “Mudarebede ihtilaf durumunda müdaribe fazlası vardır” demektedir. Yarısı da değil, fazlası diyor.(Doc.Dr. Recep Ulusoy, Mudarebe, Doktora Tezi) Kaldı ki bu konuda yüzlerce örnek ve rivayet var.
      4- İslam ücrete de fiyata da narh koymaya maslahat gerektirirse hayır demez. 5- “Pazarlıkta müdahale hakkı hiç kimseye verilmemiştir.” Bu büyük ücret ve emeği sermaye sahipleriyle eşit birer insan olarak görmeyen bir bir aklın sonucudur. “Pazarın Rabbi Allahtır müdahele edemem” diyen peygamberle üçte bire tarlasını verdiği için kızgınlıktan kulakları kızaran peygamber aynıdır. O halde Hz Peygamber emeği alınıp satılan ve değeri artıp eksilebilen bir pazar metaı olarak görmemiş, bilakis böyle gören bir kölelik sistemini devr almış ve köle sahiplerine “yediğinizden yedirecek, giydiğinizden giydireceksiniz” demiştir. En kötü emek kullanım biçimini kölelik olarak kabul ettikten sonra İslamın bir standart belirlemediğini söylemek üstelik Nahl suresi 71’i de yok sayma olur.6- “emek yoğun iş ile tesis veya makine payının farklı olacağı doğrudur” Mesela; muzaraada tohumluk payı, sulama payı, urgan, orak, bıcak, su kuyusu, sulanan yer, sulanmadan yalnızca bakımı yapılan yerin farklı masrafları önce çıkılır…En son kalan harmanda pay edilir. 7- Harmanda ki ürünü beraber pazara götürüp veya tüccarı oraya çağırıp beraber satsalar ve aldıkları parayı paylaşsalar İslam onlara olmaz illa da ayn-ayn taşıyacaksınız ve satacaksınız neden desin? Slm…

  2. Zafer Kafkas dedi ki:

    Hasan Bey merhaba,

    Kitabınızı okumadığımdan yaptığım eleştiriler tam yerine oturmuyor olabilir. En kısa zamanda okuyacağım inşallah.

    Bir önceki yorumumda bahsettiğim işletme modeli bir ortaklıktır. İşçi,işveren yoktur. Emeğin kiralanması sözkonusu değildir.Tüm üretim girdileri ortaktır. Bu girdiler serbest sözleşme ile paylarını belirlerler ve paylarını ürün bazında alırlar.

    Burada şu akla gelebilir. Sermaye zaten güçlüdür. Serbest pazarlıkta emeğin hakkını yiyebilir. Doğrudur. Lakin İslam düzeninde herkesin geçimi ve sosyal güvenliği topluluğun sorumluluğundadır. Çalışmayanlar ve çalışamayanlar için vergilerden işsizlik payı ayrılır ve herkes sosyal güvenliğe sahiptir. Yani kimse aç kalacağım korkusu veya sigortam yapılsın yeter düşüncesi ile kimseye muhtaç değildir. İnsanlar yaşamak için değil kazanmak için çalışırlar. Bu da emeği güçlü hale getirmektedir.

    Tesis(tarla, arsa, fabrika vs), emek , ilk madde(sermaye) , genel hizmteler (doğrudan üretime katılmayan lakin üretimi kolaylaştıran ve değerini artıran hizmetler.) bir araya gelir ve anlaşarak üretime başlanır. Bu üretimde hiçbir şekilde paraya ihtiyaç yoktur. Hammadde getiren girdi sahibi yani döner sermaye sahibi bile para ile değil hammaddeyi ürün olarak getirerek ortak olur.

    Burada tüm girdiler anlaşılabilir fakat genel hizmetleri biraz açmak gerek. Bahsi geçen modelde devlet de işletmenin ortaklarından biridir ve pay olarak vergi alır. Bu vergi İslamda zekattır ve oranları sektörlere göre belirlidir. Devlet verdiği genel hizmet karşılığı vergi alır , onun harici bir hakkı yoktur. 25 adet genel hizmet vardır. Nakliye, depolama(ambar), muhasebe, sağlık, sigorta , haberleşme, tanıtım vs. gibi hizmetler devlet tarafından verilir. Bu hizmetlerin karşılığı vergi olarak alınır. Devlet üretimden yasalarla belirlenmiş nispette pay alan bir ortak durumundadır ve hiçbir hizmet vermeden pay sahibi olamaz.

    Bu yapıdan neler beklenebilir?

    1-Halka yaygın bir sermaye dağılımını sağlayacaktır.
    2-Sermaye birikimi ortaklığa dayanacaktır.
    3-Sabit giderler olmadığından marjinal maliyet ile ortalama maliyet aynı olacaktır. Bu nedenle düşük kapasitelerle dahi çalışma imkânı daima mevcut olacak; üretimin birden durması veya ani iflaslar yerine faaliyetlerin yavaşlatılması hatta durdurulması cihetine gidilecek ve uygun şartlar oluştuğunda işletmeler tekrar devreye girebilecektir. Böylece stabil denge sağlanmış olacaktır.
    4-Büyük sermayeli şirketler ile rekabet imkanı doğacak, tekelleşmeye engel olunabilecektir.

    Bu ortaklık şekli sizin de yorumunuzda bahsettiğiniz bazı klasik ortaklıklardan biraz daha farklı günümüzde ortaya çıkan şartları karşılayacak şekilde ve temel kaynaklara uygun bir yapıdır.

    -Ayrıntılara girmeden işletme modelini anlatmaya çalıştım. Burada işçi-işveren , emeğin kirası sözkonusu değildir.

    Sizin yorumunuza gelirsek,

    Değerlendirmeler cari sisteme göre değil kendi İslami anlayışımıza göredir.

    -İslam düzeni, serbest sözleşme düzenidir. Herkes kendi iradesi ile karşısındakilerle istediği sözleşmeyi yapar kendi düzenini kurar. Tek tip , dayatmacı , merkezci yapı yerine serbest sözleşme düzeni İslam’ın getirdiği en büyük yeniliktir. Bugün dünya bu sistemi algılama çabası içerisindedir. Kuran yüzyıllar önce bu sistemi getirmiştir. Buradan hareketle bizim işletmelerde serbest sözleşmeyi tercih etmemizin dayanağı budur. Sadece ekonomik ilişkilerde değil sosyal hayatta kurulan tüm ilişkilerde serbest sözleşmeler geçerlidir. Tüm İslam sisteminin temeli olan serbest sözleşme sisteminin sizin dediğiniz gibi şunu şurdan şuraya taşı sana şunu vereyim gibi bir yere dayandırılması zaten düşünülmemesi gereken bir şeydir.

    -Sadece yarıcılık değil her türlü narh, tahdid bizim islami anlayışımıza göre uygun değildir. İslam’da insanların iradelerini kullanmaları esastır ve bu iradeyi engelleyici tüm kısıtlarla mücadele esastır. Serbestlik esastır. Kölelik iradenin kısıtlanmasıdır. Bugün işçilik sisteminin kölelik düzeninden farkının olmaması bu yüzdendir. İnsanlar çalışacakları yeri kendileri seçemez, kazançlarını kendileri belirleyemez, kendilerine ne sunulursa kabul etmek zorundadırlar. Herhangi bir kısıtlamada da bu durum ortaya çıkar. Yarıcılıkta da bu durum ortaya çıkar.

    -İslam’da sosyal ilişkiler için yapılan sözleşmelerde irade yeterli sayılmıştır. Ama ekonomik ilişkilerde yapılan sözleşmeler için hem irade hem rıza şartı aranmıştır. Nikahta eşlerden biri diğerini korkutarak evliliğe razı etmiş olsa bile o nikah meşru sayılmıştır. Oysa faizden örnek verecek olursak faizde irade vardır ama rıza yoktur. Kişi istemeye istemeye mecbur kaldığı için faiz ödemek durumundadır. Meşru değildir. Kumarda da öyledir, irade vardır rıza yoktur. Şimdi herhangi bir kısıtlamada da ister %50 ister %20 olsun farketmez taraflar zarar etseler dahi mecbur kaldıklarından yani sadece irade gösterdiklerinden dolayı anlaşma sağlarlarsa bu sözleşme meşru değildir.

    -Yarıcılık ilk başta olumlu gibi gözükmekte, sanki paylaşımın adil olduğu izlenimini vermektedir. Lakin ayrıntıya girince topluluğa zararı vardır. Şöyle ki, bahsettiğimiz gibi bazı işlerde emek yoğundur. Bu işlerde yeri geldiğinde emek %70 almalı ki kazanç sağlasın emeği sömürülmesin, bazı işlerde otomasyon ağırlıklıdır makina/tesis payı %60 veya %70 olmalıki yapılan yatırım kazançlı bir yatırım haline dönüşsün. Ama siz bu tip durumlarda yarıcılığa insanları mecbur ederseniz bir taraftan emek sömürülür, diğer taraftan sermaye israf olur. Rıza şartı da yerine gelmemiş olur.

    -İnsanlar ellerindeki imkanlarla en fazla kazancı elde etmek isterler. Yatırım yapan kişi yatırımının geri dönüşümünün en kısa sürede gerçekleşmesi için çabalar, emek sahipleri de en az emekle daha fazla kazancı elde etmeyi düşünürler. Bu iki faktör bir araya gelir gerekli hesaplamaları yapar denge noktasında buluşurlar , sözleşmelerini yaparlar ve üretim başlar. %50 paylaşım kuralı olursa yatırım yapanlar bu paylaşıma göre en fazla kazancı sağlayacakları sektöre yatırım yaparlar. Başka bir ifadeyle emek yoğun işlere yatırım yapılır, nasıl olsa kazanç %50’dir. Oysa bu tip işletmelerde emeğin payı %70-80 olmalı sermayeninki de %20-30 olmalı ki adaletli kazanç oluşsun. Bunun devamında ve sonucunda bazı mallarda aşırı üretim bazı mallarda ise eksik üretim ortaya çıkar ki bu da her şeyin israfıdır. Malların israfı, emeğin israfı ve sermayenin israfıdır. Bu da topluluğun zarar görmesi demektir.

    Sistem serbest sözleşme üzerine kurulmuş olsa emeğin tercihini yapacağı birçok farklı türde işletme sahada olacaktır. Ortaklık sisteminde kişiler üretimden pay alırlar ve bu paylarını satarak kazanç sağlarlar. Emek sahipleri elde ettikleri ürünün piyasada fiyatının düştüğünü gördüklerinde farklı üretim alanlarına kayacak kendilerine daha fazla getiri sağlayacak anlaşmalara yöneleceklerdir. Ürünün piyasada fiyatının düşmesi demek miktarının arttığı anlamına gelir, emeğin bu üründen kayması üretimi düşürecek malın daha fazla üretilerek israf edilmesinin önüne geçilecektir. Bu şekilde sistem kendi içerisinde dengeyi yakalayacak ve israfı engelleyecektir.

    -Sizin de dediğiniz gibi İslam ücrete de fiyata da yeri geldiğinde müdahaleye hayır demez. Ama yeri geldiğinde her zaman değil. O yer de bize göre yine sizin hatırlattığınız gibi Piyasının Rabbi olan Allah yerine başka ilahların geçmeye çalışmak istemesidir. Burada müdahale gerekir. Yani Allah’ın koyduğu sosyal kanun olan serbest ücret ve fiyat sisteminin doğru çalışmasına engel olunduğunda müdahale edilir. Günümüzde bu sistemin doğru çalışmasına engel olan sermayedir. Sosyalizmde ise dengeyi bozan devlettir. Yarıcılıkta maalesef bu sosyal kanuna muhalefettir.

    -Hz. Peygamber’in %50 yi uyguladığına ben okumalarımda rastlamadım. Benim rastlamamam olmadığı anlamına gelmez tabiki varsa bu tarz yapılan anlaşmaların incelenmesi gerekir, çünkü bu şekilde bir kısıt bize göre İslama uygun değildir, Hem serbest sözleşme sistemine aykırıdır hem de bahsi geçen “pazarın rabbi Allah’tır.” Hadisine aykırıdır. Bu Hz.Peygamber’in kendisiyle tezata düştüğü anlamına gelir ki bu da mümkün değildir.

    -Son olarak sorunuza cevap vereyim. Ortaklıkta paylaşım ürün üzerinden olur. Çünkü üretimde paraya gerek yoktur ve kullanılmamıştır. Örneğin ayakkabı üretilen bir fabrikada emeğin payı aylık 30 ayakkabıya denk geliyorsa emek ister bunu sermaye sahibine satar isterse ürünleri genel hizmetler(devlet) tarafından ortak ambara nakledilir ve 30 ayakkabılık senedini alır , paraya ne zaman ihtiyacı olursa o zaman satar. Malların taşıma külfeti yoktur, ürün ambara teslim edildikten sonra, piyasada senetler döner. Nihai olarak senetleri satın alan ayakkabıcı senetlerle ambara gider , senetleri teslim eder ayakkabıları teslim alır.

    Kitabınızı okuyunca değerlendirmeler daha doğru olabilir. Bunun için mail adresime mailinizi atarsanız değerlendirmeleri gönderirim inşallah.

    zaferkafkas@hotmail.com.tr

  3. suat dedi ki:

    Zafer bey, bizlerin iktisat konularında yaptığımız paylaşımları dikkatli bir şekilde izliyor ve başından bu yana kendi fikirlerinizi ve olması gerekenleri, projeleri yazıyor ve bizimle paylaşıyorsunuz. Sizin bu yazdıklarınız konusunda bir çok yerde hem fikir oluyorum, burada hiç bir problem yok, problem bu noktadan sonra başlıyor. Bütün bu teorilerinizi bir İslam ümmeti olduğu ve bir İslam devleti olduğu varsayımı üzerinden kuruyorsunuz. Birbirini denetleyen ve buna göre organizasyonlar kuran bir toplumdan bahsediyorsunuz. Yalnız unutmayalım ki böyle bir devlet ne var, nede ufukta kurulabileceğine dair bir emare var. Yani söyledikleriniz, muhayyel olan şeyler fakat bugün mümkün olan ne, ne yapmalıyız, buna karşı argümanlarınız çok zayıf çünkü devletin korumacılığında bütün zayıfları ezen bir sistem var ve maalesef biz Müslümanları da bu sistemi mass etmek için kullanıyor. Peki biz bu sistemin dışına kendimizi atabilmek için ne yapmalyız, mümkün olan nedir. İslam toplumu olsa söylediklerinizin ayakları yere basacak ama acaba Müslümanlar böyle bir toplumu kurmak istiyorlar mı? Esas güçlük burada ne dersiniz? Selamlarımla

  4. Zafer Kafkas dedi ki:

    Suat Bey selamlar,

    — İslam, insana ve topluluğa lazım gelen her şeyi içerisinde barındırır. Bir İslam inancı vardır bir de dünyevi hayatı düzenleyen İslam düzeni vardır.

    İslam inancı kişilerin inançlarıyla, ibadetleriyle ilgilidir ve sübjektif bir olaydır. Kişi mümindir, kafirdir, münafıktır, günahkardır. Bunlarla ilgili olarak hesabını Allah’a verir.

    İslam düzeni ise hiçbir zaman yalnızca Müslümanların düzeni değildir. Yani bir İslam devleti kurulacak, orada sadece Müslümanlar yaşayacak, böyle bir şey yok. İslam devleti tüm insanların hak, vazife, güvenlik ve selametinin sağlandığı devlettir.

    Amerika’da İslam düzeninde olabilir, İngiltere’de İslam düzeninde olabilir. İslam düzeninin olması için halkın Müslüman olması gerekmez. Düzen, dünyevi bir düzenlemedir, İslam bir hukuk sistemidir, bir idare sistemidir, bir ekonomik sistemdir. O yüzden ne bir klasik İslam devleti beklentim ne de ümmet birliği beklentim var.

    İnsanlığa güven, huzur, adalet getirecek bu düzeni öğrenmeliyiz ki bir iddiamız olsun. İslam’ın ekonomik düzenini bilmeden ne proje üretebiliriz ne de fiilen bir şey yapabiliriz.İslam görüntüsünde diğer düzenlere hizmet ederiz.O düzenleri ayakta tutarız.

    Burada da bu düzen üzerine konuşuyoruz, bilmediklerimizi öğreniyoruz, kendi bildiklerimize göre değerlendiriyoruz, eksikleri belirtiyoruz, eksiklerimizi gideriyoruz.

    – Uygulama konusuna gelince dediğim gibi bilgi olmadan uygulama olmaz. Bu ayrı bir tartışma konusudur. Söylediklerimizin, konuştuklarımızın, tartıştıklarımızın gerçekleşmesinin zor olduğunu algısını oluşturan bence de Müslümanların yaklaşımıdır. Bu güçlüğü aşmakta yine Müslümanların görevidir ama.

  5. suat dedi ki:

    Zafer Bey Merhaba;
    Sizinle bu konuda hemfikirim elbette böyle bir nizam kurulacaksa bütün dünya ölçeğinde olmalı ve bizlere düşende bunu kurmak için çalışmalıyız, imanımızı tazeleyip mücadeleye devam etmeliyiz. Fakat nasıl, işte asıl konuşmamız gereken konu bu ve bu hepimizi içine absorbe edip perişan eden sistematiği nasıl aşabiliriz, birazda onu konuşmalıyız diye düşünüyorum. Bir Müslümanın önceliğini bu fitne düzenine teslim olmak değilde, onu nasıl değiştirebileceğini konuşup mücadele etmeye vermesi gerekir. Allah’a emanet olun, selamlarımla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir