Sultan Ünal: “700 bin işçiye kadro amacıyla yola çıktık”

Geçtiğimiz 7 Haziran seçimleri sonrasında çeşitli illerden taşeron işçi dernekleri Ankara’da buluşmuşlardı. Seçim öncesinde kamuda taşeron işçiliği bitirme sözü veren muhalefet partileriyle görüşerek verdikleri sözün takipçisi olacaklarını beyan etmişlerdi.* Bizim de takip ettiğimiz bu mücadelenin kahramanlarıyla röportaj yapma imkanı bulduk. Taşeron sisteminin ürettiği zulmü, yürüttükleri bireysel ve toplumsal mücadeleyi, elde etikleri kazanımları ve karşılaştıkları sorunları, sendikalara bakış açılarını ve meselenin çözümüne dair öngörülerini konuştuk. Allah’ın mücadelelerini dosdoğru yola iletmesi ve bu yolda sabit kılması duasıyla bu kıymetli sohbetleri ilginize sunuyoruz.

Sultan Ünal: “700 bin işçiye kadro amacıyla yola çıktık”

Abla isminizi öğrenebilir miyim?

– Sultan Ünal

Ankara’ya nereden geldiniz?                                                                                                                                               

– Kahramanmaraş’tan.

Orada çalışıyor musunuz?

– Çalışıyorum.

Nerede çalışıyorsunuz?

– Kahramanmaraş Ağız ve Diş Hastalıkları Hastanesi’nde veri giriş elemanı olarak çalışıyorum.

Çalıştığınız yerde taşeron işçilerin en büyük problemi nedir sizce?

– İş güvencesizliği, adaletsizlik, eşitsizlik, haksızlık, hukuksuzluk hepsi var. İş kanununda eşit işe eşit ücret ilkesi olmasına rağmen eşit ücret olmaması, yasalarda verilen hakların kullanılmaması, “Senin iş güvencen yok istediğim zaman seni dışarı atarım. Dolayısıyla her söylediğimi yapmak zorundasın” mantığının insanlara empoze edilmeye çalışılması. Genel sorunlar bunlar.

İşyerinizde haklarınızı savunmak için bireysel ya da toplumsal bir mücadele veriyor musunuz?

– Evet. Aynı zamanda Kamu Taşeron İşçileri Birliği dernek başkanıyım. Türkiye’de kurulan tek çatı derneği. Sadece Kahramanmaraş’ı kapsamıyor. Türkiye’deki 35-40 farklı ilden, 974 üyemiz var.

Yaptığınız faaliyetlerden bahsedebilir misiniz biraz?

– Mümkün olduğu kadar idaremizle, bakanlıklarla ya da siyasi partilerle görüşüp sıkıntılarımızı çözmeye çalışıyoruz. Derneklerin sendikalar gibi resmi bir yaptırımı yok. Yani dava açmak gibi, adına işlem yaptırmak gibi resmi bir yaptırımı yok. Ancak bizler herhangi bir arkadaşlarımız sıkıntıda olduğunda ya da bir problem olduğunda ikili ilişkilerimizi kullanarak ya da siyasi kanallardan bir şekilde çözmeye çalışıyoruz. ‘Sendika mı, yoksa dernek mi? Bu konuda daha başarılı?’ derseniz, kesinlikle dernekler derim. Çünkü sendikaların resmi olarak birçok yaptırımı olmasına rağmen; işçi adına dava açabilmek gibi, onu savunabilmek gibi ya da gittiği kurum nezdinde resmi bir çatı olarak görülmesi gibi yaptırımları olmasına rağmen taşeron işçilere katkıları sınırlı. Taşeron derneklerinse böyle yaptırımları olmamasına rağmen elde ettikleri başarılar tartışılmaz diye düşünüyorum.

İşyerleri özelinde iyileştirmelere vesile olabildiniz mi dernek olarak?

– Evet. Mesela bir belediyede belediye çalışanları olarak yaptığımız bir toplantıda, belediye başkanımızı da toplantıya davet ettim. Siz de buyurun, gelin, görün toplantımızı. Biz sizlerle el ele vererek insanların haklarını, hukuklarını savunmak ve iyileştirme yoluna gitmek istiyoruz. Tabii mevcut haklarını, var olan haklarını, yasal haklarını… Yasanın dışında ya da mevzuatın dışında hiçbir şey istemedik hiç kimse için. Mesela bir belediyede yaptık toplantıyı, on yıldır çalışan insanlar, hala bir gün bile yıllık izin almamış insanlar var. Orada bu aslında birçok kişinin, despot yönetimlerin, bile isteye yaptırmadıkları var; ancak birçok yöneticinin de yasalar hakkında çok bilgisi yok. Mesela belediyede yaptığımız toplantıda bana şu soruldu: “Biz yıllardır yıllık izin kullanamıyoruz. Kullanabilir miyiz?” Orada belediye başkanı dedi ki, “Ama sizin böyle bir hakkınız yok.” Ben de “Başkanım isterseniz ben bu konuya bir açıklık getireyim, müsaade ederseniz” dedim. “Tabii buyrun” dedi. Dedim ki, “4758 sayılı iş kanununun 55. maddesinde der ki 5 yıla kadar, 5 yıl dahil 14 gün; 5 yıldan 15 yıla kadar 20 gün ve 15 yıldan sonrası 26 gün olarak devam eder. İşveren isterse bunu düşüremez ancak isterse yükseltebilir, daha fazla verebilir. Bu yasa olarak, kanun olarak var” dediğimde adam “Allah razı olsun, madem yasal olarak böyle bir hakkınız var, o zaman kullanmalısınız. İşinizi aksatmadan, biriniz gelip biriniz gidecek şekilde. Kendi aranızda programlayın yıllık izinlerinizi, bugünden itibaren, istediğiniz zaman kullanabilirsiniz” dedi. Bu bizim için mutluluk verici bir olaydı, çünkü dediğim gibi 10 yıldır yıllık izin kullanmamış bir insana yıllık izin kullandırmak, nefes aldırmak gerçekten çok güzel bir duyguydu, bu bir.

İkincisi, sağlık kurumlarında şöyle bir algı vardı… Aslında bu Türkiye genelinde var. Şirket personelisin, her yılın 31 Aralık itibariyle işten çıkartılırsın, 1 Ocak itibariyle tekrar işe alınırsın. Dolayısıyla bir yılı doldurmadığın için yıllık izni hak etmiyorsun. Bu çok yaygın bir uygulama, hemen her yerde vardı, ancak şu an işte bizlerin bu serzenişleriyle insanlar biraz farkına vardılar. Ama bunu hala bu şekilde uygulayan yerler var mı derseniz, evet var.

Şimdi dediğim gibi derneklerin resmi bir yaptırımı olmadığı için bizler de bir yere kadar. Sonuçta bizim dernek başkanlarımız da, mesela ben dernek başkanıyım, taşeron işçi. Yani güle güle dedikleri zaman herhangi bir şeyiniz yok. Dernek başkanımız da olsun, yönetimimiz de olsun, üyelerimiz olsun hepimiz taşeron işçiyiz. Dolayısıyla iş güvencemiz yok. Yani yarın işe gelme dediklerinde, yapacak bir şey yok, yarın gelemiyorsun maalesef. Böyle de bir sıkıntımız var, çünkü top gibi, kurum şirkete atıyor, şirket kuruma atıyor.

Mesela bir örnek vereyim, konudan konuya geçiyorum ama, benim çalıştığım kurumdaki arkadaşların maaşlarında bankadan hesap işletim ücreti adı altında kesinti yapıldı. Normal şartlarda bunun kesilmemesi gerekirdi çünkü hem maaşını oradan alıyorsun, bankanın müşterisisin, artı iki tane otomatik ödeme talimatı vermen gerekiyor. Bu ücretin kesilmemesi gerekiyordu. Gittik kuruma, kurum dedi ki “Bankayla anlaşmayı biz değil şirket yapıyor. Dolayısıyla bu konuda şirketle muhatap olacaksınız, biz bunun muhatabı değiliz.” Şirket yetkilisini çağırdım hastaneye, müdüre dedim ki “Şirket yetkilisini çağıracaksınız, bu problem çözülecek.” Benim adıma yanlış bir işlem yapamaz. Biliyor musunuz bilmiyorum ama bizim adımıza hesapları bile şirket açıyor. Bizim hiçbir fonksiyonumuz yok. Bizim hesaplarımızı açarlar, bize kart gelir, artı kredi kartı gelir, almıyorum deme gibi bir lüksün yok. Çünkü bunun üzerinden anlaşma yapıp promosyon alıyor şirketler. Dolayısıyla bize şu bankadan, bu bankadan veya istiyorum, istemiyorum şansı sunulmuyor. Şirket yetkilisini çağırdık, şirket yetkilisi dedi ki, “Hayır, bu bizimle ilgili bir şey değil bunu kurum yapacak.” Yani kurum şirkete, şirket kuruma derken en sonunda arkadaşlarla aramızda bir dilekçe yazıp bankaya müraacat etme kararı aldık. Hiçbiri çözüm bulamadı. Bulamadı değil de işte o ona, o ona attı. Arkadaşlarla bir dilekçe yazıp “Biz maaş müşterisiyiz dolayısıyla otomatik ödeme talimatlarımız var. Bizden hesap işletim ücreti kesilmemesi gerekiyordu. Kesildiği için biz hesaplarımızı iptal ettireceğiz” dedik. Yani bu tabii blöftü, çünkü dediğim gibi hangi bankadan maaş alacağın konusunda bile insiyatif kullanamıyorsun. Hepsini şirket ipotek altına alıyor. Yani o şekilde çözmeye çalıştık. Başarılı oldunuz mu derseniz, o konuda başarılı olamadık maalesef.

Yıllık izin konusunda, biraz önce yarım bıraktığım konu, dediğim gibi 31 Aralık itibariyle işten çıkıp 1 Ocak itibariyle işe başladığın, yani bir yılı doldurmadığın için “Sen bir yılını doldurmuyorsun dolayısıyla senin yıllık izin hakkın yok” deniyor. Birçok yöneticinin yasadan, mevzuattan haberi yok. Ben yine aynı şekilde yazılı olarak bu sefer kuruma başvurdum, dedim ki “Yasada, kanunda böyle bir şey var, arkadaşlar yıllık izin haklarını kullanabilirler.” O sırada arkadaşımızın bir tanesi gitmiş yıllık iznini kullanmak istediğini söylemiş. “Senin yıllık izin kullanma hakkın yok” denmiş. O da “Ama Sultan var diyor” demiş. Hani insanlar da bilinçsiz aslında. Kendi hakkını kendi arayabilir. “Müdür Bey benim böyle bir hakkım var, şu yasanın şu maddesinde var” dese orada ne ben sivrilip zor durumda kalacağım ne de onun hakkını kullanmaması gibi bir durumu olacak. Sonra ben gittim müdüre az önce bahsettiğim yasa maddelerini tekrarladım. “Siz şirket personelisiniz, böyle bir hakkınız yok” dedi. Dedim ki “İnternetten çok rahat ulaşabilirsiniz, 4758 sayılı iş kanununun 55. maddesine tıklarsanız göreceksiniz.” O sırada elinde matbu bir kağıt vardı, 55. maddeyi almış, ama sadece başını almış. “İşte kanun” dedi bana bir A4 kağıdı göstererek. “Evet doğru, haklısınız. 55. maddeyi almışsınız, fakat bizimle ilgili bölümü almayı unutmuşsunuz” dedim. “Bu başı ama bunun devamında yazıyordu” dedim. “Getir bana madem öyle bir şey varsa sen getir” dedi. Götürdüm, altını çizdim böyle fosforlu kalemle üstünü çizdim, dedim ki “Bakın şu çizdiğim yerleri okursanız zaten siz de göreceksiniz bunun yasada mevcut böyle bir hakkın var olduğunu.” Ve ondan sonra 5 yıllığı dolmuş arkadaşlar 20 gün yıllık izin kullandı. O tarihe kadar yıllık izin verilmiyordu. Bu da bizim için sevindirici bir haberdi.

Yani yasaların dışına çıkmadan, mevzuat çerçevesinde çözmeye çalışıyoruz. Çünkü dediğim gibi bizler de şirket personeli olduğumuz için yarın öbür gün güle güle deme ihtimallerine karşı her zaman yasal çerçevede hareket ediyoruz. Bir ikincisi ben yine Kahramanmaraş kamu hastaneleri adına, bütün sağlık kurumları adına muvazaa tespiti yaptırdım. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan müfettiş talep ettik dernek olarak, muvazaa tespiti yaptırdık ve şu an muvazaa kararımız var elimizde. Bu da bizim için sevindirici ve derneğimizin başarısını gösteren bir belgedir. Bizim için mutluluk verici bir durum.

Anladığım kadarıyla dernekler arasında ortalamanın üstünde bir mücadele vermektesiniz.

– Evet, bizimki biraz farklı. Mesela İdari İşler Başkanı’nın yanında konuşurken benim ismim geçmiş. Yani evet benim de iş korkum var, benim de iş güvencem yok ama eğer yasanın bana verdiği bir hak varsa bunda sonuna kadar gidiyorum, geri çekilmiyorum. Bunu bildikleri için benim konum geçmiş orada, “Aman onu benim başıma salmayın” denmiş. Fakat ufacık bir fırsatını bulsalar, yani benim bir işten kaytarmamı, usülsüzlüğümü bulsalar beni şu an işte tutmazlardı ama mesela mesai 8’de başlar. Ben 7.45, en geç 7.50’de hastanedeyimdir. Mesai akşam 4.30’da biter ve ben 4.45, 5.00, 5.30’u bulur çıkarım. Yani mümkün olduğu kadar daha çok dikkat ederim. Bundan dolayı, herhangi bir açık bulamadıkları için bana dokunamıyorlar. Yoksa normal şartlarda ben de şirket personeliyim. Bana da güle güle deme şansları var.

Bu dernek mücadelesinin yanında size destek olan ya da yakınlık duyduğunuz bir sendika var mı? Herhangi bir sendikaya üye misiniz şu anda?

– Hayır, değiliz.

Sendikaya üye olmamak sizin kişisel tercihiniz mi?

– Kişisel olarak tercihimiz.

Sebebi nedir?

– Çünkü sendikaların insanları gerçekten savunduğuna, savunabildiğine inanmıyorum. Çünkü hepsinin rant, maddiyat, para peşinde olduğunu düşünüyorum. Yani sendikaların yasal olarak sahip olduğu bunca yetkiye biz dernek olarak sahip olsaydık, düşünün şimdiye kadar neler yapardık. Sendikalar şu ana kadar taşeron işçilerin lehine hiçbir şey yapmadılarsa o zaman bu, yapmak istemediklerini gösteriyor. Dolayısıyla ben de samimiyetlerine inanmıyorum.

İşyerinizdeki taşeron arkadaşlarınız mücadelenizde yanınızda duruyorlar mı? Bu konudaki enerjileri nasıl?

– Ben kuruma müfettiş çağırdığımda, müfettiş inceleme yaptıktan sonra kuruma para cezası verdi. 43 milyar para cezası verdi. Kaza raporu, artı para cezası verdi. Hal böyle olunca kurum tabii sertleşti. “İzin alamazsınız” dediler. İdari izinler, mazaret izinleri verilmez oldu. Mesaiden bir dakika önce çıkılması engellendi. İnsanlar bu şekilde disipline edilmeye çalışıldı. Hal böyle olunca, bunu çağıran benim. Bu işin elebaşı da ben olduğum için en samimi arkadaşım bile benden uzak durdu. İdare beni kendisiyle görürse tepki alacağını ya da daha çok baskı göreceğini düşünerek benden uzak durdu. Koridorda selam bile vermeyen arkadaşlarım oldu. Ama şükürler olsun Rabbime eğer niyetin salihse, düzgünse, hak hukuk yolunda mücadele veriyorsan dönüyor dolaşıyor, geri geliyor. Şimdi şükürler olsun Rabbime. Eğer destek veriyorlar mı diye soruyorsanız tabii ki destek veriyorlar. Benim derneğimdeki üyelerin yarısı kendi kurumumdan. Sadece yönetim olarak destek alabiliyoruz, diğerlerinden maalesef alamıyoruz. Sendikalar şimdi bu taşerona el atınca kurumlarda yine bizim gibi taşeron işçi olup şef konumunda olanları şirket sorumluları şifaen sendika temsilcisi yaptılar. Dolayısıyla daha önceki idari baskıları şu an onlar uyguluyor. “Benim istediğim yere gideceksiniz. Benim istediğim gibi hareket edeceksiniz” diyor. İnsanlar izni ondan alıyor. Yani izin almak için ilk ondan geçmesi gerekiyor. Bizler gibi kamuda çalışan taşeron işçilerin yıllık izinlerine, mesai saatlerine, giriş saatlerine, çıkış saatlerine, her şeylerine tamamen hastane yönetimi karar, bunların taşeron şirketle uzaktan yakından alakası yoktur. Hastane yönetimi de bir tane sorumlu koyuyorlar tepene. Dolayısıyla izin alma, rapor alma durumlarında önce ona gitmek durumundasın. İznine o karar verdiği için insanlar ondan korkarak ister istemez onun istediği tarafta yer almaya çalışıyorlar. Gönülleri bizimle olsa da fiilen o tarafta yer almaya çalışıyor, zor durumda kalmamak için.

Ankara’ya gelme sebeplerinizden biraz bahsedebilir misiniz? Niye Ankara’dasınız bugün ve buraya gelirken görüşmelerden beklentiniz neydi?

– Aslında çok beklentimiz yoktu, bu bildiğimiz bir şeydi çünkü biz yıllardır bu mücadelenin içinde olduğumuz için insanlar nasıl karşılar, ne yapar, nasıl tepki verir az çok kestirebiliyoruz. Bugünkü tavrı göreceğimizi az çok tahmin edebiliyorduk. Ama sadece HDP beni şaşırttı açıkçası. Olumlu anlamda. Ha onlar da şu an stratejik bir tavırla yaklaşıyor diye düşünüyorum. Onun dışında diğerlerinden zaten çok şey beklemiyordum. Çünkü biz daha önce de defalarca görüştük. Çalışma Meclisi 9. ve 10. toplantısına katıldık. Biz oralarda da dile getirdik. Her ne kadar “Hee tamam” deseler de ardı arkası gelmiyor zaten. O “tamam”ı dedirtebilmek de, çok afedersiniz, deveye hendek atlattırmaktan daha zor oluyor. Bunları biliyorduk zaten, çok beklentimiz yoktu. Niye burdayız? Tüm partilerin, daha doğrusu 4 partinin seçim beyannamesinde “taşerona kadro” sözünü hatırlatmak ve “Bu sözünüzün takipçisiyiz eğer bu sözünüzü yerine getirmezseniz yine millete döneceksiniz” imajını verebilmek için.

Sizce kısa vadede taşeron işçileri ile ilgili bir iyileştirme olabilecek mi?

– İnşallah. Temenni ediyoruz. Ancak yola çıkış amacımız Türkiye’deki 700 bin işçinin; temizliğiyle, güvenliğiyle, veri girişiyle, yemekhanesiyle, halkı karşılamasıyla, yönlendirmesiyle, taşımasıyla, hepsine kadro amacıyla yola çıktık. Ama ben açıkçası hepsine verileceğini düşünmüyorum, çünkü asıl iş – yardımcı iş ayrımı sürekli dile getiriliyor. Asıl iş – yardımcı iş ayrımı yapılacak ve muvazaa kararı olanlar kadroya geçirilecek deniyor. Belki bu baskılara daha fazla direnemeyip verirlerse de eleme yöntemine gideceklerini düşünüyorum. Ben tüm toplantılarda bunu söyledim. “Bakın arkadaşlar eleme yöntemine gidilecek” dedim. Çünkü hiç kimseye vermezlerse tepki alacaklar, verdik diyebilmek için de belli bir kitleye vermeleri gerekiyor. Bu kim olacak? Muvazaa raporu olanlar, mahkeme kararı olanlar. Bunlara verecekler. Diğerlerine de iyileştirme adı altında bir şeyler yapılacak. Mesela daha önce çıkan torba yasada iyileştirme dediler, kıdem tazminatı verdiler. Kıdem tazminatı zaten 4857 sayılı yasayla mevcut ancak yaptırım yoktu. Dava açmak gerekiyordu. Ha torba yasaya koydular diye şimdi alabiliyor mu insanlar? Hayır yine alamıyor. Yine alabilmesi için dava açması gerekiyor, yine aynı mücadelenin verilmesi gerekiyor. Yani “Tamam beni işten attın arkadaşım, ver o zaman benim tazminatımı” dediğinde çıkarıp vermesi gibi bir durum şu an yine yok. Emekli oluyor, yine aynı şekilde tazminatını alamıyor, yine yok. Yıllık izinler mesela. Yıllık izin zaten 4857 sayılı iş kanununda vardı. Bu sonradan, torba yasayla gelen bir şey değildi. Zaten birçok yerde de uygulanıyordu. Dediğim gibi kenar kesimlerde, despot yönetimin olduğu yerlerde, sadece hak gaspetmek amaçlı verilmiyordu. Yoksa 4857 sayılı iş kanunuyla kıdem tazminatı da vardı, yıllık izin de vardı, doğum izni de vardı, mesai saatleri de vardı, hepsi mevcuttu. Bunlar yeni düzenlemeler değildi, ancak yeni düzenlemeymiş gibi, iyileştirmeymiş gibi insanlara göz boyamak için verildi. Biz buna “göz boyamak” diyoruz. Yeniymiş gibi empoze etmeye çalıştılar. Dediğim gibi eleme yöntemine gidildiğinde “Bakın bu onların hakkıydı, ellerinde yargı raporları vardı, muvazaa raporları vardı, biz de verdik. Eğer sizin de böyle bir şeyiniz olsaydı size de verirdik” diyecekler. Kendilerini haklı çıkartabilmek için “size de verirdik” deyip “ancak raporunuz olmadığı için veremiyoruz, ama size iyileştirme yapıyoruz” deyip bir parmak bal çalacaklar insanların ağzına diye düşünüyorum. İnşallah düşündüğüm gibi olmaz.

Emek mücadelesinde kadınları ön saflarda görmek sık karşılaştığımız bir şey değil. Hem işyerinde bir kadın olarak hem de mücadelede bir kadın olarak değerlendirmenizi alabilir miyiz? Tüm kadın işçilere buradan bir mesaj vermek istersiniz belki.

– Evet, özellikle de bayanlar bu işten uzak duruyorlar ama ben yaptığım işten memnunum, kendimle gurur duyuyorum. Burada olmaktan, insanların hakkını savunmaktan, haklıların yanında olmaktan ve haklıların haklarını alma mücadelesinde başarılı olmaktan çok mutluyum. Kendimle gurur duyuyorum. Ego gibi gelebilir ama kendimle gurur duyuyorum.

Biraz daha açabilir misiniz bu konudaki gözlem ve düşüncelerinizi?

– Şimdi sanırım bu insanın ruhunda olmalı. Bu sanırım biraz özel olacak ama isterseniz yazın isterseniz yazmayın. Ben ilk defa sağlık ocağına girdiğimde ilkokul mezunuydum. Orta okul ve liseyi dışarıdan bitirdim. Veri giriş elemanı olarak çalışmaya başladım. 3 yıllık orta okulu, İngilizce ve matematikten sınıf tekrarına kaldığım için 4 yılda bitirdim. 4 yıllık liseyi, eğer düz lise olarak okuyorsan dışarıdan 2 yılda bitirebiliyorsun. Derslerini başarılı bir şekilde verirsen eğer. Fakat ben zoru başarmalıyım ya, “Yok meslek okulu olsun benimkisi, muhasebe olsun” dedim. 3 yıl örgün zorunluluğum vardı. Haftada 4 gün okula gidiyordum. Hafta sonu Cumartesi – Pazar tüm gün, hafta içi de Pazartesi – Salı işten çıkınca akşam 9.30’a kadar derse gidiyordum. Yani nereden baksan iki kilometre yolu akşam evime giden son dolmuşa yetişmek için gecenin karanlığında, karda, kışta donda yürüyordum. “Allah’ım bir kıyıda köşede ölüp kalmayayım” dediğim geceler de olmuştur, ama şükürler olsun pes etmedim. O son dolmuşa yetişip eve giderdim. Yine aynı şekilde muhasebe seçtiğim için milletin 2 yılda bitirdiği liseyi ben 4 yılda okudum. Üniversite için kızımla beraber YGS’ye girdim ve barajı geçtim şükürler olsun. Sosyal Hizmetler bölümünü kazandım. Şu anda 2 yıllık Sosyal Hizmetler ön lisansını bitirmiş durumdayım. Yani bu dediğim gibi biraz insanın ruhunda olmalı sanırım. İnsanlar zoru görünce neme lazım diyor. Mesela ablam bana orta okula başladıktan sonra hep şey dedi: “Bu yaştan sonra niye uğraşıyorsun, üstelik işin gücün var. Diplomalı diye farklı gömülecek değilsin, ne gereği var?” dediğinde ben “Hayır, ben o diplomayı alacağım. Beni diplomalı diye gömün, diplomamı da getirin baş ucuma dikin” dedim ve ablamın engellemesine rağmen pes etmedim. Şükürler olsun Rabbime şu an üniversite mezunuyum, henüz diplomamı almadım ama ön lisans mezunuyum. İyi ki gitmişim. Temizlik personeliydim, veri girişe geçtim, Sosyal Hizmetler okudum. İnşallah diplomamı aldıktan sonra daha iyi bir yere geçer yerleşirim diye düşünüyorum. Ha bunların hepsi emek isteyen şeyler, hiç kimse bana “Gel Sultan, şu koltuğa otur” demedi. Ben bunu dişimle tırnağımla kazıyarak yaptım. Buradayım ve olduğum yerden de memnunum, şükürler olsun Rabbime. Tavsiye ederim herkese. Ancak dediğim gibi bu yapı meselesi, çoğu insan zora gelemiyor maalesef.

Taşeron işçilerinin sizce bu kadar kötü bir halde olmalarının sebebi nedir? Uzun süredir devam eden bu kötü durumun düzelmesi için ne yapılabilir?

– İşçilerin bu durumda olma sebebi, aslında biraz kendileri diyebilirim. Mesela kendimden örnek vereyim, ilk sağlık ocağına girdiğimde şirketle bir toplantı yapıldı, çalışanlarla tanışma amaçlı. Zaten öyle olur. İlk ihaleyi aldıklarında bir toplantı ya yaparlar ya yapmazlar, bazıları hiç yapmaz. Ben daha öncesinden 2 yıl sağlık ocağında çalışmıştım, ama sigortasız bir şekilde. Döner sermayeyi biliyordum, yıllık izinleri biliyordum. Yeni giren arkadaşlar vardı. Toplantıda “Biz döner sermayeden pay alacak mıyız?” diye sordum. “Hayır siz almayacaksınız, şirket personeli olduğunuz için böyle bir hakkınız yok” dendi. Hiç kimse sesini çıkarmadı, 50 kişi var orada. Hani şirkete geçiyoruz ya, asgari ücretimiz olacak, sigortamız, yıllık iznimiz, hani biraz daha güvencemiz olacak diye düşünüyoruz, eski durumumuzdan çok da farklı olacağının farkında değiliz, yasadan kanundan da haberim yoktu o zaman açıkçası. 50 kişi içinde bir tek ben: “Peki yıllık iznimiz olacak mı?” dedim. “Hayır siz şirket personeli olduğunuz için özelsiniz sizin yıllık izniniz yok” dendi. “Fakat fabrikalarda çalışan insanlar da yıllık izin kullanıyorlar, orası da özel sektör” dedim. Böyle deyince “Siz tam özel değilsiniz” dedi. “Böyle çelişki mi olur? Ya özeliz, ya değiliz. Özelde olsak fabrika çalışanlarının da yıllık izin hakları var, kamu çalışanı da olsak böyle bir hakkımız var diye düşünüyorum” dedim. Adam geriye yaslandı: “Senin ismin neydi?” dedi. “Sultan” dedim. “Sultan Hanım sana yıllık izin verirsem senin yerine başka bir işçi almak durumundayım ve seni işten atmak zorunda kalırım. Buna razı olur musun?” dedi başını sallayarak. Bir nevi aba altından sopaydı ve orada 50 kişi vardı, hiç kimse sesini çıkarmadı. Baktım ilk girdiğim gün işten çıkarılacağım, ben de sesimi çıkarmadım “Razı olmam lazım, tamam” dedim yaslandım arkama, oturdum ve ben 5 yıl çeşitli sağlık ocaklarında çalıştım. İhtiyaç olan sağlık ocağına gönderildim ve 5 yıl boyunca bir gün yıllık izin kullanmadım biliyor musunuz? Çünkü yasadan, kanundan, hiçbir şeyden haberim yoktu. Ha evet insanlar bilinçsiz, bir kısmı haklarını bilmiyor, çünkü okumak biraz zor geliyor ya da hiç duymamış. Mesela ben de bilmiyordum, böyle bir yasanın olduğunu bile bilmiyordum. 4857 sayılı iş kanunu olduğunu bilmiyordum. Ha buna cehalet dersiniz, buna bilgisizlik dersiniz, buna meraksızlık dersiniz. Ben de adını koyamıyorum ama bilmiyordum. Ta ki hastaneye geçtikten, böyle bir yasa varmış denildikten sonra yasayı okudum ki meğerse bizim yıllık iznimiz de, kıdem tazminatımız da, süt iznimiz de, annelik babalık iznimiz de, bizim düğün iznimiz, bizim cenaze iznimiz de varmış. Tüm yasal haklarımız varmış ama uygulatılmıyormuş. Yani farkındalıkla ilgili diyelim.

Son soru olarak, taşeron olsun olmasın tüm işçilere vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

– Taşeron olsun olmasın tüm işçilere haklarının yanlarında olmalarını, haklının hakkını aramalarını tavsiye ediyorum. Yani bunu bir nevi ibadet olarak görüyorum.

Teşekkür ederim.

– Ben teşekkür ederim.

(Devamı gelecek…)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.