Tarlabaşı Göçmenlerle Buluşma İftarının Ardından: Kardeşlik Sofrasında Ortaklaşmak

“Kardeşlik İftarları”nın bu ramazanlık sonuncusunda, soframızın başköşesinde göçmenler vardı. Savaşlardan, yıkımdan, yoksunluktan, baskı ve işkencelerden kaçarak memleketimize sığınan, muhacir olup yollara düşen ve “ensar”ını arayan muhacir kardeşlerimizle bir ve beraber olduk, ekmeğimizi bölüştük. Böylelikle, lüks otellerin önünde, Ramazan’ın fikr ve idrakine aykırı olduğunu düşündüğümüz, israf ve tamah yarışına “karşı” başlayan maceramız, unuttuklarımızı hatırlayarak, gözden kaybettiklerimizi gözümüzün içine yerleştirerek, duymazdan geldiklerimize kulak kesilerek, işçilerin, evsizlerin, göçmenlerin, kısacası madunların “yanında” yerimizi alarak son buldu. Saflaştık, paylaştık beraberce.

Hazırlık sürecinde elimizden gelen gayreti sarf etsek de, yine de soframızı tam manasıyla muhacir ve mülteci kardeşlerimize açabildiğimizi söyleyemeyiz. Zira kardeşlerimizin, güvenini kazanabilmek, “kardeşlik” hukukunu tesis edebilmek için yapmamız gereken çok şey var. Mültecilerin legal durumları ve bundan kaynaklı tedirginlikleri de bu gibi etkinliklere katılım noktasında ayrı bir sorun oluşturmakta. Mazlumder Mülteciler Komisyonu’ndan Abdülhalim Yılmaz ağabeyimiz de bu duruma dikkat çekti konuşmasında.

Eksikliklerimize karşın, çorbalarından tuzumuzu eksik etmemeye gayret ettiğimiz Sierra Leoneli, Togolu, Ganalı kardeşlerimizin kısa fakat samimi selamlamaları, meramlarını anlatmaya gayretleri bizleri hem heyecanlandırdı, hem de ümitlendirdi. Onların muhabbetle bu toplaşmadan bahsedişleri ve dayanışma talepleri, kendi ensarlık imtihanımızda acaba bir basamak daha çıkabilir miyizi düşündürdü bizlere. En azından ümmet ve kardeşlik gibi kelimelerin, sözel değil de fiili bir ölçekte hala birtakım karşılıkları olabileceğini tecrübe etmiş olduk.

Göç deyince nedense ilk celsede aklımıza gelmeyen, fakat bilhassa Türkiye’nin Batı metropollerinde, emek gündemiyle, güvenlik sorunlarıyla, linç vakalarıyla ancak görünür olabilen bir diğer muhacirlik durumu ise süregelen çatışma koşulları neticesinde ordu tarafından zorunlu göçe zorlanan Kürt kardeşlerimizin hikayesiydi. Köyleri yakılarak boşaltılan, büyük kentlerin Tarlabaşı gibi kenar semtlerinde, bir göz odada 10-15 kişi yaşamaya çalışan, düşük ücretli, güvencesiz işlerde emekleri sömürülen, suç endüstrisinin markajında olan zorunlu göç mağduru dostlarımızı da soframızda görebilmek bizler için anlamlı oldu. Programda söz vermeyi beceremesek de, en azından Tarlabaşı’na gelmişken onları görmezden gelmeyip, misafirliğin edebine uygun davranışımız bizce sınıfı geçer, diye umud ediyoruz.

Dört hafta boyunca, salt “karşı” olmak, durmak üzerinden değil, “yanında” olmak, yan yana durabilmek, kimlerle saflaştığımızı anlatabilmek üzerinden bir şeyler eylemeye, eylerken söylemeye, anlatmaya çalıştık. Çabamız adil, onurlu, sahih ve salim bir Ramazan’ı idrak etmeye dairdi. İzmit’ten, Bozüyük’ten, Pendik’ten kalkıp gelen kardeşlerimizle, sofralarımızı neşelendiren öğrencilerle, niyetli olmasa da oruçta eşitlenmeye talip olup bizimle dayanışmak üzere davetimize icabet eden dostlarımızla hep beraber bir ortaklaşma kültürünü inşa etmeye uğraştık. Bu naçizane çabamızın Rabb’imizin katında kabul ve makbul olmasını temenni ederken muştulamak istediğimiz adil bir dünyanın pek de uzakta olmadığına dairdir, şimdi, burada, şu anda biz soframızda onu hep beraber inşa etmedeyiz.

Göçmenlerle Buluşma İftarı’ndan fotoğraf kareleri:

1 Response

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.