Ansukka Zeynep Ardıç – Çerkesler Olimpiyatları Neden Boykot Ediyor?

Devletlerin güç gösterisi için kullandıkları olimpiyatlardan ve sermayenin tüketim ve inşaat alanları olarak yücelttiği büyük organizasyonlardan biri olan Soçi Kış Olimpiyatlarının devam ettiği şu günlerde, insanlık onuruna dokunan bir çok şeyin pervasızca serdedildiğini oldukça derli toplu şekilde aktaran Ansukka Zeynep Ardıç’a ait yazıyı ilginize sunuyoruz.

ANSUKKA ZEYNEP ARDIÇ

Dünya tarihinin en pahalı olimpiyatları 7 Şubat’ta Soçi’de başladı. Rusya’nın 51 milyar dolar harcayarak hazırlıklarını yaptığı 2014 Soçi Kış Olimpiyatları tarihin en pahalı olimpiyatları olması dışında en çok tartışılan olimpiyatlarından biri olma yolunda da ilerliyor. Soçi şehri olimpiyatlar için aday olarak açıklandığında başlayan tartışmalar, olimpiyatlar devam ederken hatta bittikten sonra da sürecek gibi görünüyor. Bu tartışmaların birçok boyutu var. Bölgenin otokton halkı olan Çerkesler, Soçi’nin tarihine dayanan söylemlerini oluştururken, insan hakları ve çevre örgütleri de bu alanlardaki ihlallere dikkat çekerek muhalefetlerini sürdürüyorlar. Soçi Kış Olimpiyatları ekseninde dönen bu tartışmaları daha iyi anlamak için meseleye önce Çerkesler sonra ise sırasıyla insan hakları ve çevresel etkiler açısından bakmak faydalı olacaktır.

Kuzey Kafkasya’da işgal ve direniş

Kafkas-Rus ilişkileri 16. yüzyılda başlamasına rağmen bu dönemlerde Rusların Kafkasya’yı ilhak etmek gibi bir planı yoktu. 1557’de Kabardey ve Besleney Pşıları ile Çar 4. İvan arasında imzalanan askeri bir antlaşmadan sonra Ruslar, Kafkasya’da çok sayıda kale inşa ettiler. 1560’larda başlayan bu süreç sonrasında 1800’lere gelindiğinde Rusya’nın inşa ettiği kalelerle Kafkasya bir sınır bölgesi haline gelmiştir. Bu dönemde kaleler inşa edilse de Çariçe 2. Katerina dönemine (1762-1796) kadar Rusların Kafkasya’yı fethedecek gücü yoktu. Bunun yanında, Rusya, Coğrafi Keşifler ve Sanayi Devrimi sonunda yükselişe geçen Avrupalı devletler karşısında oyun dışında kalmamak için modernleşmesi gerektiği sonucuna vardı. Modernleşmeyi gerçekleştirmenin yolunun da koloniler bulmaktan geçtiğine karar vererek kolonyal faaliyetlerine başladı. Kuzey Kafkasya’yı koloni haline getirmek isteyen Ruslar, bu amaç doğrultusunda ilk adımlarını atmaya başladı ve 1784’de Vladikavkaz şehri kuruldu. Şehirlerin kurulması, kalelerin inşası ve bölgedeki Rus popülasyonunun artması yerel halkta rahatsızlık yarattı ve 1785’te Şeyh Mansur, Ruslara karşı ‘gazavat’ ilan etti. Çarlık Rusya, bölgeyi ele geçirme yönündeki planını artık aleni biçimde yürütse de 1830’lara kadar büyük askeri operasyonlar yapmaktan kaçındı çünkü bölge Osmanlı için de önem arz ediyordu. Bu dönemde Rusların bölgedeki varlığı daha çok ticari faaliyetleri ve müttefik köyleri korumaya yönelikti. 1829’da Osmanlı aleyhine sonuçlanan Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında imzalanan Edirne Antlaşması ile bölge Ruslara bırakıldı. Aslında Osmanlı’nın bölge üzerinde böyle bir tasarruf hakkı yoktu ama bu antlaşma ile Ruslar kolonyal faaliyetlerini yürütmek için kendilerini bağlayan Osmanlı çekincesinden kurtulmuş oldular. Nihayetinde bugüne kadar devam edecek olan Kafkasya’nın kolonizasyon süreci başlamış oldu.

Tarihçi Robert F. Baumann, Kafkasya’nın ilhak edilme sürecini üç aşamaya ayırır. 1780’lerde başlayan ve 1832’ye kadar süren ilk safhada Ruslar daha temkinli askeri faaliyetler yürüttüler. 1832-1845 arasında yani ikinci safhada açıktan kolonyal faaliyetlere giriştiler ve son safhada, 1845-1859 arasında ise bölgeye büyük bir askeri güç aktararak acımasız bir fetih dönemi başlattılar. Buna karşılık olarak Kuzey Kafkasya’nın hem doğusunda hem de batısında Rusya’nın kolonyal faaliyetlerine karşı ciddi bir direniş sergilendi. Bu yüzden ikinci safhada Rusların Kafkasya’yı ilhak girişimleri başarılı olamadı. Ancak bu direnişi devam ettirmek gitgide güçleşti. Rusya bölgeyi kısa sürede ve sınırlı askeri güçle elde edemeyeceğini anladı ve bir nevi onur meselesi haline getirdiği Kafkasya’nın fethini gerçekleştirmek için, üçüncü safhada, Kafkasyalılarınki ile karşılaştırılamayacak kadar büyük bir oranda askeri gücü bölgeye sevk etti. Hem mühimmat açısından hem insan kaynağı açısından kendisinden çok daha güçlü ve düzenli bir orduya karşı savaşan Kafkasyalılar için zafer kazanma ihtimali çok düşüktü. Yıllardır direnen Kafkas halkları umutlarını gitgide kaybettiler ve 1859’da, her ne kadar kendisi direnişe devam etmekten yana olsa da, İmam Şamil’in teslim olmasıyla Kuzeydoğu Kafkasya’da direniş önemli ölçüde bastırıldı. Kuzeybatı Kafkasya için ise direniş 1864’e kadar devam ederek çok daha korkunç bir kıyımla sona erdi. Kbaada vadisinde son bir direniş gösteren bölge halkları savaşı kaybettiler ve Ruslar burada zaferlerini kutlarken; Çerkesler, Abhazlar ve diğer kardeş halklar için sürgün ve soykırım en dehşetli haliyle vuku bulmaktaydı.

“Olimpik Soykırım”

“Yolda sarsıcı ve korkunç manzara ile karşılaştık; her tarafta çocuk, kadın ve ihtiyar cesetleri vardı, köpekler cesetleri parçalamış ve kemirmişlerdi. Açlık ve hastalıktan takatsiz düşmüş, hareket edemeyen, yerlerde sürünen göçmenlerin ayakta duracak halleri yoktu ve açlıktan kudurmuş köpekler onlara daha diriyken saldırıyordu.”

Rus Subayı İvan Drozdov

Drozdov’un ifadeleri ve daha bir çok tarihçinin, gezginin 1864 sürgün ve soykırımına ilişkin betimlemeleri Kbaada’da kaybedilen son savaşın bölge halkları üzerindeki etkisini görmek açısından yeterli olacaktır. Nüfusun büyük bir kısmının katledildiği, kalanların da sürgüne yollandığı etnik temizlik sonucunda yerli halktan neredeyse hiç kimse bırakılmadı. 1864’te savaşı kazanan taburlar 1865 ve devamında ilhak edilmiş bölgeleri gezerek kalan nüfusu da buralardan çıkarıp kıyıya sürdüler. Durum o kadar vahimdi ki Drozdov’un ifadelerine göre Kuban bölgesinde bir ayı ya da kurda rastlanabilirdi ama bir dağlıya rastlamak mümkün değildi. Çerkeslerden, Ubıhlardan ve Abhazlardan alınan bölgelere Rus Kazakları yerleştirildi. Zaten Kbaada vadisinde kutlanılan zafer sırasında da Kazaklara madalyalar verilecek ve bu kıyımdaki rolleri Ruslar tarafından ödüllendirilecekti.

Rus Kazaklarının bölge ile ilişkilendirilmesinin bugün de devam etmesi dikkat çekici. Ruslar Soçi’yi dünyaya tanıtırken bölgenin yerlileri olarak Rus Kazaklarını gösterdiler. Tarihin acımasızca çarpıtılarak bölge halklarına zulmedilmesi ise ayrıca trajik. Soykırımın 150. yılında, soykırım toprağında yapılan olimpiyatların tanıtımında, Çerkesleri ve diğer bölge halklarını yok eden Rus Kazaklarının bölgenin yerel halkı olarak gösterilmesi Rusya’nın niyetini belli etmektedir. 150 yıl önce Çar’ın kutladığı zafer bugün çok incitici bir biçimde Putin tarafından yeniden sahneye koyulmaktadır. Putin’in özellikle seçtiğini belirttiği Soçi, Çerkeslerin kolektif hafızasında soykırım toprağı olarak kodlanmışken bu bölgenin olimpiyatlar için seçilmesinin ardındaki nedeni görmezden gelmek zor. Rusya gibi çok geniş bir coğrafyaya ve kış olimpiyatları için çok daha elverişli topraklara sahip bir ülkenin tüm itirazlara rağmen Soçi’de ısrarcı olmasını başka şekilde yorumlamak zor. Putin, dolaylı yoldan Rusya’nın Kafkasya’ya bakışının 150 yıl öncesi ile aynı olduğunu, Soçi’nin Rus toprağı olarak görüldüğünü ve bölge halklarının ölüsüne de dirisine de değer verilmediğini ifade etmiş oldu.

Rusya Soçi üzerinden bu mesajları verirken Çerkesler de kendi tavırlarını belirledi. Özellikle diaspora Çerkesleri soykırım ve sürgünün unutulmadığını, tarihlerine ve kimliklerine sahip çıktıklarını gösterdiler. Soçi’nin adaylığının ilk açıklandığı andan itibaren çeşitli şekillerde tepkilerini gösterdiler. Adaylığın açıklandığı 2006 tarihinde Kafkasya Forumu’nun çağrıcısı olduğu Olimpik Soykırım (Olympic Genocide) adlı bir kampanya ile 10.000 imza toplandı ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ne (IOC) iletildi. Soçi’nin soykırım toprağı olduğu ve şehrin seçilmesinin olimpiyatların yansıtmaya çalıştığı değerlere aykırı olacağı ifade edildi. Ancak Komite, ‘endişelerinizi anlıyoruz’ demekle yetindi ve 2007 yılında Soçi, 2014 Kış Olimpiyatları için seçildi. Bu tarihten sonra Olimpik Soykırım kampanyası ‘No Sochi 2014’ kampanyasına dönüştürüldü ve itirazlar devam etti. Kampanyayı yürütenler, Rusya gibi büyük bir güce karşı seslerinin duyulup olimpiyatların iptal edilmeyeceğini bilseler de Soçi’nin gerçek tarihinin bilinmesi, vicdanı olan insanlarda bir farkındalık yaratılması için çabalarını sürdürdüler. Başta Türkiye, Amerika ve Avrupa olmak üzere Çerkes diasporaları 21 Mayıs tarihlerinde protestolar düzenleyerek hem soykırımı hem de Soçi gerçeğini dünyaya duyurmak için çalıştılar.  Ayrıca 2012’de Anti-Maskot yarışması düzenlendi ve olimpiyatların yapıldığı bölgenin Rusya’nın seçtiği maskotları hak etmediği vurgulanarak alternatif maskotlar seçildi. Son olarak Şubat 2014’te İstanbul ve New York’ta yapılan eylemlerde soykırımın  olimpiyatlarla gizlenemeyeceği vurgulanarak olimpiyatlar bir kez daha protesto edildi.

Aslında Çerkesler ve kardeş halkların yürüttüğü muhalefetin tarihin doğru okunmasını sağlama ve farkındalığı arttırma gibi dışa dönük hedeflerinin dışında içe dönük bir hedefi de vardı: Çerkes toplumunda kimlik bilincinin artırılması. Bu kampanyalar ve söylemlerin belki de en öncelikli hedefi Çerkes toplumunun kendisine mevzuyu anlatmak ve bu sayede kimlik bilincinin kuvvetlendirilmesini ve meselenin sahiplenilmesini sağlamaktır. Çünkü Çerkes toplumunun da kendi tarihini öğrenmeye ve kimliğini yeniden keşfetmeye ihtiyacı vardı. Soykırım eylemleri ve Soçi muhalefeti üzerinden mobilize olan diaspora toplumları, teknolojinin de imkanlarından faydalanarak birbirleriyle ve anavatanla ilişkiler kurdu ve bu meseleleri sahiplendi. Bu sahiplenme ve kimliğini yeniden keşfetme ideal ölçüde olmasa da bu süreçte yaşanan gelişmeler çok önemliydi. Olimpiyat muhalefeti üzerinden mobilize olan diaspora Çerkesleri yakaladıkları bu sinerjiyi devam ettirmeli ve Kuzey Kafkasya’nın 200 yıldır devam eden sorunlarına barışçıl çözümler bulunması için çabalamalıdır.

İnsan hakları bağlamındaki itirazlar

Bölgede şu anda resmi bir savaş olmasa da direnişçi gruplarla güvenlik güçleri arasındaki çatışmalar devam ediyor. Rusya bu direnişçileri bahane ederek bölgede korkunç insan hakları ihlalleri işliyor. Her hafta ortalama 10-15 insanın yaşamını yitirdiği bir coğrafyada barış ve kardeşliği temsil eden olimpiyat oyunlarını yapmanın mantıklı bir yanı yok ve Rusya uluslararası camiada imajını düzeltmek için bu olimpiyatlara 51 milyar dolar harcasa da bu imajı oluşturması imkansızdır. Çünkü Ruslar, Soçi ve çevresinde kuş uçurtmuyor ama bölgeden gelen ölüm haberleri ajanslarda yerlerini alıyor. Son derece acımasız ve zalimce yürütülen terörle mücadele politikaları, uluslararası toplumda meşru görülmekten çok uzak. Çünkü bölgede gözlem yapan insan hakları kuruluşları bu operasyonların sivillere de yöneldiğini ve operasyonlar dışında lokal halkın en temel insan haklarının  ihlal edildiğini raporlarında belirtiyorlar.

Bölgede Kafkasyalılara yönelen şiddet dışında da insan hakları ihlalleri yaşanıyor. Olimpiyatlar için devam eden inşaat projelerinde çalışan işçilerin sömürülmesi birçok insan hakları örgütü tarafından eleştirildi. Bu işçilerin uzun saatler çalıştırılmaları, maaşlarını zamanında ya da hiç alamamaları ve modern kölelik diyebileceğimiz şekilde pasaport vb. yasal evraklarına el konularak çalışmaya mecbur bırakılmaları en sık rastlanan ihlaller olarak değerlendirilebilir. Ayrıca bu sömürülere karşı çıkan ve şikayette bulunan işçiler, caydırıcı veya cezalandırıcı uygulamalarla karşılaştılar. Bazı işçiler şikayetleri yüzünden keyfi olarak gözaltına alındı, kimileri ise sınır dışı edildi. Bu süreçte avukata ve tercümana erişim imkanı ise sağlanmadı.

Mülkiyet hakkı bakımından da birçok sıkıntı ile karşılaşıldı. Bölgede yaşayan nüfusun evleri zorla boşaltıldı. 2000’den fazla ailenin bu şekilde yerlerinden edildiği ifade ediliyor. Bu insanların sadece bir kısmı evleri karşılığında tazminat ya da ikame konut alabildi. Bazı aileler çeşitli bahaneler üretilerek herhangi bir tazminat ya da ikame konut almaksızın evsiz bırakıldı. Tazminatların gerçek değeri karşılamadığı ve ikame edilmesi için verilen konutların da el konulan evlerden çok daha düşük standartlarda olduğunu belirtmeye gerek yok sanırım.

Son olarak, sadece Kafkasya’da yaşanan insan hakları ihlalleri değil Rusya’nın genel insan hakları karnesi de fazlasıyla kötü durumdadır. Rus olmayan kişilere yönelen ve devlet tarafından beslenen nefret suçları, LGBT’lere yönelik baskılar ile ifade ve basın özgürlüğünün önündeki engeller de Rusya’nın olimpiyatları kullanarak imajını düzeltme çabasının başından beri sakat olduğunun göstergesidir. AİHM’de en çok dava edilen ülke olma özelliğini elinde bulunduran Rusya’nın olimpiyatlar için seçilmiş olması ve hazırlık sürecinde olimpiyat ruhuna aykırı politikalar izleyen Rusya’ya karşı herhangi bir yaptırım uygulanmaması da ayrıca eleştirilmiştir.

Çevre katliamı

Soçi 2014 olimpiyatlarına Çerkes diasporasından yükselen itirazlar dışında çevre aktivistleri ve örgütleri de muhalif oldular. UNESCO’nun kültür mirası çerçevesinde korumaya alınan bölgede, olimpiyatlar için yürütülen inşaat faaliyetleri yüzünden korkunç bir çevre tahribatı gerçekleştirildi. Kuzey Kafkasya Çevre İzleme Örgütü (Environmental Watch on North Caucasus) ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) başta olmak üzere sivil toplum kuruluşları bölgede devam eden çevre katliamına dikkat çekmek için araştırma yapıp raporlar yayınladılar. Bölgeye has bitki ve hayvan türlerinin yok olma tehlikesine vurgu yapılan bu raporlar ne yazık ki Rusya tarafından da Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından da dikkate alınmadı. Bölgedeki biyo-çeşitliliğin azalması, bitki örtüsünün yok edilmesi, orman katliamı yapılması ve hayvan türlerinin doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi sadece o bölgede yaşayan insanların değil tüm insanlığın kaybıdır.

230’dan fazla, büyük ölçekli inşaat projesi ile birlikte Avrupa’nın en güzel ve doğal coğrafyalarından biri olan Soçi, inşaat mezarlığına çevrildi. Olimpiyatlar sırasında uyulması gereken standartların göz ardı edilmesi nedeniyle çok çeşitli çevresel sorunlar ortaya çıktı. Altyapı ve inşaat çalışmaları yaparken ‘sıfır atık’ politikası izlemesi gereken Rusya, toksik atıkları doğrudan nehirlere boşaltarak hem kıyıları katletti hem de nehirleri çamur akacak bir hale getirdi. Ormansızlaştırma faaliyetleri sonrasında bölgede ciddi oranda erozyon ve heyelan olayları yaşanmaya başlandı. Bu, bölgede yaşayan insanlar açısından ciddi bir tehlike haline geldi. Bölgedeki evlerin duvarlarında çatlaklar oluştu, yana yatan hatta yere doğru gömülen evler lokal halk bakımından bu evlerde yaşamayı imkansız hale getirdi. Yoğun olarak devam eden inşaatlarda gereken önlemlerin alınmaması nedeniyle insanların içme suyu kaynakları yok oldu ve insanlar haftada bir kez gelen tankerlerden dağıtılan yetersiz ve kalitesiz suyla idare etmek zorunda bırakıldılar. Ayrıca inşaatlar yüzünden oluşan yoğun toz yine gerekli önlemler alınmadığı için bölgede tarım ve hayvancılık faaliyetlerini daha da önemlisi insanların sağlıklarını olumsuz yönde etkiledi.

Yukarıda bahsedilen sorunlar ve daha fazlası dünya kamuoyuna defalarca duyurulmasına rağmen Uluslararası Olimpiyat Komitesi bu sorunlara gözlerini yumdu ve etkili bir adım atmadı. Rusya ise 2013 yılını Çevre Yılı ilan edip çeşitli etkinliklerle kutlarken Soçi’de çevre katliamı yapmaktan çekinmedi.

Sonuç yerine

Çerkes diasporası ile insan hakları ve çevre örgütlerinin tüm itirazlarına, boykot çağrılarına rağmen olimpiyatlar başladı. Muhalefet Rusya’da çeşitli şekillerde bastırılsa da ülke dışında sesini yükselten muhalifler protestolarını sürdürüyorlar. Olimpiyatlar 23 Şubat’ta sona ereceği  için muhalefeti devam ettirmek bazılarına anlamsız gelebilir. Ancak olimpiyatlar bitse de Soçi hakkındaki gerçeklerin dünya kamuoyu tarafından öğrenilmesi ve tarihe bir şerh düşülmesi için bu çabanın sürdürülmesi şarttır. Görkemli bir açılışla başlayan ve muhtemelen böyle de bitecek olan olimpiyatların; Çerkes soykırımı, devam eden insan hakları ihlalleri ve çevre katliamını örtmesine izin verilmemelidir. Bu sadece Çerkeslerin değil, tüm insanlığın vicdanı için gereklidir.

14 Şubat 2014

Kaynak: http://zanenstitu.org/cerkesler-olimpiyatlari-neden-boykot-ediyor-ansukka-zeynep-ardic/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.