Kuran’dan Notlar – İnanmayanların Hepsi Cehenneme Gitmez (I)

“Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir perde vardır. A’raf üzerinde de, her iki taraftakileri simalarından tanıyan kişiler vardır. Bunlar cennetliklere: “selâm olsun size” diye seslenirler. Bunlar henüz cennete girmemiş, fakat girmeyi arzu eden kimselerdir.” Araf Suresi, 46. ayet

“Ey kitap ehli! Peygamberlerin arasının kesildiği bir sırada (fetret döneminde) size Resulümüz geldi, gerçekleri açıklıyor ki, (yarın kıyamet gününde): “Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi” demeyiniz. İşte müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allah, her şeye kadirdir.” Maide Suresi 19. ayet

Biz Müslümanlar olarak atalarımızdan intikal eden bilgiyle Müslüman olmayan herkesin ilelebet cehenneme gideceğine inanıyoruz. Hatta mezhepçilik o kadar güçlü ki Sünniler Şiileri, Şiiler de Sünnileri ilelebet cehenneme göndermekte tereddüt etmiyor.

Öyle olunca da çağdaş bilimle beslenen hakperest ateistler haklı olarak şu soruyu soruyor ve dinden uzak duruyorlar: “Müslümanlar Hıristiyanları, Hıristiyanlar da Müslümanları cehenneme gönderiyor. İkisi birden doğru olamayacağına göre ikisinin birden yanlış olduğunu kabul etmek daha mantıklı.” Çünkü sonuçta bir insanın dinini belirleyen günümüz koşullarında içinde yaşadığı medeniyettir, kendi özgür sorgulaması değil.

Peki Kuran’a göre İslam’ı kabul etmeyen herkes kesinkes cehenneme mi gidiyor? Yoksa İslam’ı kabul etmeyen, hatta ateist agnostik olan insanlar arasında da ahirette cennete gidecek, yani bizim bu dünyada dostluk kurmamız gereken bireyler var mı?

Yukarıdaki ilk ayete bakın. Ayet ahiretteki insanları üç sınıfa ayırıyor, iki sınıfa değil. Bir grup cennetlik, bir grup cehennemlik, bir grupsa Araf’ta. Cennetlikleri bildiğimizi varsayalım: Müslümanlar. Cehennemlikleri bildiğimizi de varsayalım: kafirler. Peki bu üçüncü kategori ne o zaman? Yani Araf’ta olup da cennete gidecek olanlar kimler?

Biraz mantık ve vicdanla konuya yaklaşırsak ahirette Araf’ta olan insanların bu dünyada da Araf’ta yaşayan insanlar olduğunu kabul etmek zorundayız.

Peki nedir Araf’ta olmak? Hakkı, gerçek dini ayan beyan görme şansına sahip olmamış, hakla batıl arasında kalmış, gerçeği arayan fakat bilginin geldiği yer itibariyle gerçeğe ulaşma yeteneği olmayan kafası bu dünyada karışmış, fakat vicdanını, samimiyetini yitirmemiş insanlardır Araftakiler. Ve bugünün yeryüzünde ateist de olsalar, agnostik de olsalar böylesi insanlardan bulmak hayli mümkündür.

İşte Kuran’daki Allah diyor ki böylesi Araf’ta yaşamış insanlar ahirette de Araf’ta olacak ve yukarıdaki ayetin dediği gibi eninde sonunda cennete gidecektir.

Okur şunu diyebilir: “tamam kafası karışmış insanlar da cennete gidebilir de, ateist ve agnostikler nasıl cennete gidecek, onlar din düşmanı…”

Yukarıdaki ikinci ayete bakın. Bu ayet Kuran’da fetret dönemini ve ona dair hükmü anlatan ayetler biridir. Kuran’da Allah çok nettir: Ben bir topluma peygamber göndermedikçe o kavme azap etmem, der. Yukarıdaki ikinci ayet de bu hükmü ifade eden ayetlerden biridir.

Ben kestirmeden şunu söyleyeyim: Bu çağın, yani 21. asrın bir peygamberi yok. Kişisel olarak Allah’tan vahiy alan bir peygamber gelmesi gerekmiyor. Fakat 21. asırda peygamberane mesajın ayan beyan ortada olduğunu da söyleyemeyiz. Hıristiyanları, Yahudileri bir kenara bırakalım. Bizatihi İslam’ı benimsediği iddiasıyla iktidarda olanların son onaltı yıllık performansına bakınca artık din düşmanları bırakalım bizim kendi çocuklarımız “İslam buysa biz Müslüman değiliz” diyerek İslam’dan uzaklaşıyorlar.

Müslümanların toplumsal performansı böyle. Peki ya geleneğimiz doğru bir İslam bilgisi veriyor mu okura? Kelamıyla, fıkhıyla, tefsiriyle, tasavvufuyla… Kestirmeden söyleyeyim: Bizim meşhur kelamcı, fıkıhçı, tefsirci vs. büyük düşünürlerimiz İslam’ı 13. asrın idrak seviyesine göre yorumladılar. Onlar 21. asrın koşullarını bilmiyordu. Ve 13. asırda türetilmiş bu kelam, fıkıh tefsir vs. 21. asrın aklının, biliminin ve felsefesinin sorduğu sorulara yanıt veremediği gibi bu akla asla kabul edemeyeceği hükümler dayatıyor.

En basitinden kadın hukukunu “erkek isterse dört kadınla evlenir, isterse karısını döver ve erkek kadın üzerinde egemendir” cümleleri üzerine inşa eden bir zihniyetle karşı karşıya kalan kadınlar ister istemez İslam’dan uzaklaşıyorlar. “Böyle saçma bir dini kabul etmeyiz.” diyorlar.[1]

İşte bu sebeple bu çağ tam bir fetret çağıdır. Çünkü peygamberane mesaj 21. asır aklının anlayacağı ve makul bulacağı bir tarzda insanlığa sunulmamıştır. Bunun yapılabilmesi için kökten bir tecdit gerekir fakat ne yazık ki bizim toplumumuzda bile din namına otorite kabul edilen figürler tecdide direnmekte ve “geleneğimiz bize yeter” demektedirler. Ne yazık ki gelenek artık yetmediği gibi bugün için saçma sonuçların çıkmasına neden oluyor.

İşte bu çağ tam bir fetret çağı. Ve yukarıda Maide suresinin işaret ettiğine göre bu çağın insanı İslam’ı kabul etmediğinde fetret çağında yaşadığını beyan edebilir. Bu durumda Müslümanlar bu çağın fetret halinden çıkmasını, yani İslam’ın güncel sorunlara cevap üretebildiği bir halde anlatılabildiği bir zamanı sağlamalılar sonra ateist ve agnostiklerden bu dini kabul etmelerini bekleyebiliriz.

Eğer çağ fetret çağıysa, Allah kişiyi doğru itikada sahip olup olmamasına göre değil, samimiyetine, evrensel ahlaki ilkelere bağlılığına, vicdanının sesine sadakat duymasına vb. göre yargılayacak ve ona göre cennete ya da cehenneme alacak diyebiliriz. Şu an ateist, “din düşmanı” ve agnostik olan insanlar eğer hakperestçe hakikati öğrenmeye çalışıyorlarsa, eğer vicdanlarının ve evrensel ahlaki ilkelerin gereğini yerine getiriyorlarsa, eğer namuslu bir hayat sürüyorlarsa, bu insanlar fetret çağında yaşadıkları için Allah’ın sevgili kullarıdır ve Müslümanların da dostu olarak kabul edilmelidir.

Bu önermeme destek olan bir pasaj daha var. Aşağıdaki ayetlere bakalım. İbrahim’in Tanrı’yı bulma macerasını anlatıyor:  

“74 – İbrahim, babası Âzer’e demişti ki: “Sen putları tanrı mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum”. 75 – Böylece biz İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem varlıklarını) gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun. 76 – Üzerine gece bastırınca, bir yıldız gördü: “Rabb’im budur” dedi. Yıldız batınca da: “Ben batanları sevmem” dedi. 77 – Ay’ı doğarken gördü: “Rabb’im budur” dedi. O da batınca: “Yemin ederim ki, Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, elbette sapıklığa düşen topluluktan olurdum” dedi. 78 – Güneş’i doğarken görünce: “Rabb’im budur, bu hepsinden büyük” dedi. O da batınca dedi ki: “Ey kavmim! Ben sizin (Allah’a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım”. 79 – “Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben asla Allah’a ortak koşanlardan değilim”.” Enam Suresi

Şimdi bizim geleneğimiz bir peygamber sanki anadan doğma Müslümanmış gibi, bir peygambere şirk koşmuş olmayı yakıştıramadığı için bu pasajı şöyle yorumlar: İbrahim ne yıldıza, ne aya, ne güneşe hiç tapmadı. O kavmine bir şeyler öğretmek için bir nevi kavminin inanç sistemiyle ‘dalga geçti’.

Kimse kusura bakmasın ama bu pasaj böyle yorumlanınca içindeki hakikat hiç de anlaşılamamış oluyor. İbrahim gerçekten de hakikati arayış sürecinde kendi medeniyetinin ona tanrı diye sunduğu yıldıza, aya güneşe hakikaten de taptı. Körü körüne ve yobazlıkla değil… İbrahim samimiyetle hakikatı arıyordu ve bu arayış macerasında bir dönem yıldızlar, bir dönem ay bir dönem de güneş ona tanrıymış gibi göründü. Ve o da bunlara gerçekten de tanrıymış ve hakikatmiş gibi bağlandı.

Ve macerasının sonunda Allah’ı buldu. O zaman peygamber oldu ve döndü kavmini ikaza başladı. Bir fetret döneminde yaşayan bugünün pek çok hakperest insanı da hakikati sorgularken kah bilime, kah evrime, kah Marx’a, kah Foucault’ya tapıyor. Tapıyor, yani Kuran’da kulluğun derin tefsirini yapacaksak kişi bu figürleri ya da düşünceleri ona nihai hakikati veren nihai ahlak ve siyaset ilkelerini veren merciler olarak görüyor. Bu işi güç, çıkar, sömürü için yapanlar beni ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren bu işi yapan insanlardan hakperest olanları, yani samimiyetle hakikati arayanları…

Bizim geleneğimize bağlı alimler böylesi insanlara bakınca karşılarında cehennemlik müşrikler görüyorlar. Oysa onların yaptığı şey İbrahim gibi samimiyetle hakkı aramaktan ibaret.

Şimdi soru şudur: Diyelim ki İbrahim henüz Allah’a ulaşamadan, bu yolculuğunun bir yerinde vefat etti. Şimdi İbrahim cehennemlik mi olurdu? Allah’ın nefret ettiği bir kul mu olurdu? Hayır. Kendisi sırf hakikati aramaktaki samimiyetinden ötürü Allah tarafından baştacı edilir ve cennete konurdu. İşte bugünün pek çok ateist ve agnostiği de –samimi olmak ve hakperest olmak koşuluyla- tam da İbrahim’in bu durumundadırlar. Çünkü bir fetret dönemindedirler. Ve İbrahim gibi yoldadırlar.

Peki madem ki kişinin cennetlik olup olmadığını bugünü koşullarında itikadına bakarak yargılayamıyoruz? Ve onun samimiyetine odaklanıyoruz. Bu önermemimizin Kuran’da bir karşılığı var mıdır? Vardır. Bir sonraki yazıda.


* Öne çıkan görsel şuradan alıntıdır: https://thegenealogyofstyle.wordpress.com/2014/12/01/the-conversation-of-prayers/

[1] Konumuz kadınlar değil. Halliyle bu konuda daha detaylı izahatlar için Jeopolitik Derinlik isimli kitabımdaki Kuran Feminizmi bölümüne başvurabilirsiniz.

3 Responses

  1. Sukran dedi ki:

    Merhaba 21.asrin bir Peygamberi yok demişsiniz kusura bakmayın acikama gereği duydum İslam dininde en son gelen Peygamber Hz.Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemdir,4.kutsal kitabımızda Kur an i kerîmdir.yani şu an fetret devri değildir fetret devri Sevgili Peygamber’imize ilk vahiyden sonra korktuğu için bir müddet vahiy gelmemiştir onun için bu döneme fetret devri denmistir.tabi ki bu kainatın yaratıcısı akil ve mantıkla yine de bulunabilir ama Peygamberler hayatın klavuzu olan kutsal kitaplari acilamakla görevli olarak Allah cellecelâluhû tarafından gönderilen elcilerdir…

  2. Oğuz dedi ki:

    Baştan sona şirk yazısı olmuş. Laik kafanın ürünü olduğu çok belli. Allah akıl fikir versin.

  3. Semih dedi ki:

    Şükran ve Oğuz kardeşim +1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir