Çöpünü söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim

Ali Mendillioğlu yıllardır katı atık toplayıcısı işçilerin örgütlenmesi ile uğraşan bir katı atık toplayıcısı. Oldukça değişik bir gözlem yapmış, çöpler üzerinden semtleri, tüketim alışkanlıklarını analiz etmiş. Çarşamba Balat hattı ve Cihangir üzerinden yapılan bir değerlendirme var yazıda. İlginç tespitlerden biri yoksul mahallelerde beslenmenin daha dengeli olması ve tüketimin çocuklar üzerinden şekillenmesi. Okumaya değer…

*

Rahime Sezgin / Zaman Gazetesi

ali abi

Hikâye tanıdık. Ankara’da, yoksulluğun rengine bürünmüş bir hayat… Ayakta kalmak için bir seçenek çöp toplamak. Şehrin ortasında, ayakta kalmak ve bir parça katık için çöplerin arasına dalmak. Sonrası malum: Herkesin evine çekildiği ya da eğlenceye daldığı saatlerde sokak sokak çöplerin içinde bir hayata hapsolmak… Çöp toplayıcısı Ali Mendillioğlu diğer toplayıcılardan farklı. O kendisi gibi çöp toplayanların hakkını savunuyor, onları örgütlüyor. Bu amaçla da Katı Atık İşçileri Derneği’ni kurmuş. Ve tabii bir de sorunları anlatmak, yaşananları paylaşmak için bir dergi: Katık. Derggi 9 sayı çıktı. Belli bir periyodu yok, para oldukça yayımlanıyor. Asla finansal yardım almamak ortak kararları. Mendillioğlu, bu faaliyetleri 2002′den beri yürütüyor. O birçok kişiye göre hayat üniversitesi mezunu. O bu tanımlamaya itiraz ediyor: “Türkiye’deki entelektüel düzeyin düşüklüğü, ortalama bir insanın profesör gibi algılanmasına neden oluyor. Ben ortalama bilgi sahibi bir insanım.” diyor.

Yıllardır Ankara’nın sokaklarında çöp toplayan Mendillioğlu, bir yıldır İstanbul’da yaşıyor. Üniversitelere konferanslara gidiyor, zaman zaman akademisyenlerle çalışmalar yapıyor, dergi çıkarıyor ama ona göre yapacak hâlâ çok şey var. Enerjisinin büyük kısmını katı atık toplayan işçilerin örgütlenmesi için harcıyor. İhtiyacı oldukça da çöpe çıkıyor. Konuşurken insanın yüzüne bakmıyor, gözleri hep yerde. “Neden?” diyoruz, cevabı net: “İnsanlar yaptığımız işi çok önemsiyor. Oysa yapmamız gerekenin çok azını yapmış durumdayız.”

Çöpler hayat tarzının ipuçları

Mendillioğlu yıllardır çöpleri karıştırıyor, ona göre her poşet, içinde bir sürpriz saklıyor. Çöp, sınırsız bir çalışma alanı ve oradan her şeye ulaşmak mümkün. Mendillioğlu, son olarak Çarşamba’nın çöpleriyle, Cihangir’in çöplerini karşılaştırarak yaşam tarzlarına dair bir analiz yaptı. Çalışmalarına Çarşamba’dan başladı. Bu bölgeyi seçmesindeki amacı muhafazakârın tüketim alışkanlıklarına dair ipuçları yakalamak. Önce bölgeyi üçe ayırdı, alt gelir grubunun oturduğu İsmailağa Camii’nden Draman’a kadar olan bölgenin çöplerini inceledi. Gecenin bir vakti elinde iki çöp poşetiyle konteynere doğru yol alan küçük kız çocuğu, buradaki çöplerde karşılaşacağı farklılıkların da ilk habercisiydi. Birçok semtte kapı önüne konulan çöpler, burada itinayla konteynerlere taşınıyordu, üstelik gecenin bir vakti. Alışıldık bir durum değil. Fakat Mendillioğlu’nun bu durumu analiz etmesi zor değil: Alt sınıftaki insanlar kente aidiyet duygusunu hissedebilmek için kurallara daha bağlı. Fakat uzun süre kentte yaşayanlar kendilerini kentin sahibi olarak gördükleri için kurallara uymayı önemsemiyor.

Çöpten çıkanlarsa ilginç: Gazlı içecek kutularına rastlamak asla mümkün değil, hazır bisküvi çöpleri mevcut değil. Burada yaşam, çocukların üzerine kurulmuş. Çok fazla bebek bezinin bulunması, çocuk sayısının çokluğuna işaret. Süt ve meyve suyu kutularının çokluğu da bunu destekliyor. Meyve olarak muzun tüketilmesi de yine yatırımın miniklere olduğunu gösteriyor. Belki de pek çok kahvaltı sofrasını terk eden helvanın fazlaca tüketilmesi de bir fark.

Mendillioğlu’na göre bu yoksul semtteki beslenme alışkanlıkları birçok varlıklı semte göre çok daha zengin ve dengeli. Yoğurt kutularının beş kiloluk olması da tasarrufun göstergesi. Mendillioğlu bu alışkanlıkların sadece yoksullukla açıklanamayacağını düşünüyor. Başka yerlerde de yoksulluk olmasına rağmen çöpten çıkan manzara çok daha farklı olabiliyor. Burada belirleyici olan şey, İslami referanslar üzerine kurulu bir hayat. Orta gelirli insanların oturduğu, İsmailağa Camii’nden Balat’a doğru uzanan alansa daha farklı. İlk fark: Çöplerin konteynere götürülmesi alışkanlığı burada terk edilmiş. Caminin hemen yanına konulan çöp poşeti de bunun habercisi. Gazlı içeceklerin tüketildiğini ele veren kutular göze çarpan önemli bir ayrıntı. Tabii Cola Turka’nın hâkimiyeti de hemen fark ediliyor. Hazır tüketim, gazlı içecekler burada varken değişmeyen şey bebek bezlerinin hâlâ çok fazla olması.

Çarşamba’nın zenginleri olarak görünen Darüşşafaka bölgesine gelindiğindeyse çöpten bambaşka bir dünya çıkıyor. Bebek bezlerinin ciddi oranda azalması aslında zenginlerin çocuk konusuna da bakışlarını gösteriyor. Hazır gıda burada yüksek oranda tüketilmeye başlanmış. Daha önceki bölgelerde Coca Cola’ya rastlamak mümkün değilken burada istisnai de olsa bir tüketim var. Ayrıca burada beyaz et artık kırmızı ete dönüşmüş durumda. Lüks tüketimi anlamak içinse çöpten çıkan poşetlere bakmak mümkün.

ali abi 2

Cihangir’de her şey imaj

Cihangir’in çöpleriyse bütünüyle imajlar üzerine kurulmuş hayatın habercisi. Zihinlerde “Cihangir’de zenginler oturuyor.” yargısı yer etse de Mendillioğlu’na göre gerçekte durum öyle değil. Cihangir’de gizli bir yoksulluk var. Bunu anlamak için Cihangir’in lüks kafelerinin yerine çöplerine bakmak yeterli. Mendillioğlu; “İnsanların Cihangir’de oturmayı tercih etmelerinin nedeni sosyal yaşamla alakalı. Bir yandan insanlar oradaki kafelerden faydalanırken diğer taraftan dört duvar arasında çok yoksul bir hayat yaşıyorlar. Kamusal alanda görünmeyen tüketimlerini ucuz markalar üzerinden yapıyorlar. Şampuan, peçete, sıvı yağ… En ucuzundan alınmış oluyor. Ürünlerin büyük bir bölümü Bim’den alınıyor. Yemeklerini hazır alıyorlar ama Cihangir’den falan değil. Daha ucuz yerlerden verilmiş siparişler. Çok fazla pizza tüketiliyor. Kola ve bira tüketimi de çok yüksek. İmaj Cihangir’de yaşayanlar için çok önemli, parfüm şişeleri, atık elbiseler, güzellik malzemelerine rastlamak mümkün. Yani Cihangir’in çöpleri imaj üzerine kurulu bir hayatın fotoğrafı gibi.” diyor.

Çöp sınırsız bir çalışma alanı, Mendillioğlu, bundan sonra da çalışmalarına farklı semtlerde devam edecek. Sultanbeyli, Gazi Mahallesi, Nişantaşı ilk sırada olanlar. “Sizin çöpünüzden neler çıkıyor?” diye soruyoruz. Cevap net: “Benim çöpüm Çarşamba’nın çöpünden bile daha az.”

Katık'ı atık toplayıcıları çıkarıyor. 9 sayı çıkan dergi maddi imkanlar elverdikçe yeni sayı yayınlıyor.

Katık’ı atık toplayıcıları çıkarıyor. 9 sayı çıkan dergi maddi imkanlar elverdikçe yeni sayı yayınlıyor.

Utanma duygusu kendini hep yeniliyor

20 yıl önce insanların zihninde net bir algı vardı. Çöp toplayanlar ya Roman’dır ya da Güneydoğu’dan göç edenler. Ama bugün durum farklı, yoksulluk birçok insanı çöpe düşürmüş durumda. Kapıcılar, ek iş arayanlar, öğretmenler, memurlar bu işi yapıyor. Çöpte çalışmanın zorluğu çok. Bazı psikolojik sınırları aşmış olmanız gerekiyor. Utanma duygusu her zaman var, hele bir de yeni çıkmışsanız… Genellikle alıştığı bölgenin dışına çıkınca da utanma duygusu kendini yeniliyor. Biz Zeytinburnu’nda, Bakırköy’de kâğıtçı arkadaşların hayatını çektik. Daha sonra hep beraber depoda bu çalışmayı arkadaşlarla izledik. Dışarıdan kendilerini izleyince “Ben bu muyum?” diye tepki vermeye başladılar. İlköğretim çağındaki bir çocuk, yaşıtları okuldan çıkarken kendini çöpleri karıştırırken izlediğinde olayın farkına varıyor.

Çöp, yaşayan bir canlı

Siz çöpü atsanız bile, o yaşamaya devam ediyor. Çöp, canlı bir şey! Bazen hiç ummadığınız şeylere çöpte rastlarsınız. Bazen saatlerce çöp karıştırırsınız bir şey bulamazsınız. Bazen de çok değerli şeylere rastlarsınız. Bazen mektuplar çıkar. Bana “Sen sosyolog musun?” diye eleştiride bulunuyorlar. Ben sosyolog değilim ama hayatı kurmayı, kurgulamayı seviyorum.

Rahime Sezgin / Zaman Gazetesi / r.sezgin@zaman.com.tr

http://www.zaman.com.tr/cmts_copunu-soyle-sana-kim-oldugunu-soyleyeyim_1118867.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.