Emre Gürcanlı – Bir “iş kazası”, Metal Müziğin Doğuşu ve Akla Gelmesi Gerekenler…

İş kazaları üzerine ne kadar söz üretsek, ne kadar gayret göstersek az. Emre Gürcanlı’nın alıntıladığımız bu güzel yazısı meseleyi sanat, yaratıcılık ve insan hikayeleriyle harmanlayarak önümüze koyuyor. Hor görülen ve uzağa itilen “işçinin dünyası” ile sanatın hepimizin imrendiği “yüksek kültür” dünyası arasına çekilmiş devasa setteki iki çatlağın arasına yazısını yazıyor. Biri “aşağı”dan “yukarı”ya öbürü “yukarı”dan “aşağı”ya doğru açılmış iki çatlak. İş kazası, kapitalizm ve sınıf olguları arasındaki dolaysız bağlantı Gürcanlı’nın çizdiği çerçeveden çok daha net görülüyor. 

EMRE GÜRCANLI

Yıl 1965, Birmingham’da metal plakalar üreten bir fabrikada 17 yaşında kaynakçı olarak çalışan bir  işçiye, o sabah çalışma arkadaşının gelmediği söylenir. Arkadaşı metal levha kesme makinasında çalışmaktadır ve çeşitli ebatlarda kestiği levhaları bu gence vermekte, o da elektrikli kaynak kullanarak kaynak yapmaktadır. Arkadaşının yerine kesme makinasının başına geçer, daha önce kullanmadığı bu makinanın, Türkiye’de 1973 yılında yürürlüğe giren İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü’nde de belirtilen fotoselli (insan eli tehlikeli bölgeye girince stop eden) emniyet sistemi yoktur, herhangi bir tehlike anında elle durdurma düğmesine basılması gerekmektedir. Genç işçiye makinayla ilgili hiç bir eğitim verilmemiş, ayrıca iş güvenliğine dair de ek eğitimler veya uyarılar yapılmamıştır. Genç işçi çalışmaya başlar, makina hızlıdır, elini zamanında çekemez, orta ve yüzük parmaklarının uçlarını kesip atar makina… Parçaları bekletir ama ertesi gün gittiği hastanede dokuların ezilmiş ve zarar görmüş olduğu ve yerine dikilemeyeceği söylenir kendisine…

Oldukça üzücü bu “kaza”, bu genç için daha da üzücüdür, çünkü bu genç metal işçisi gitar çalmaktadır, hayalleri vardır, bir grupta çalacak, Almanya’ya gidecek, tüm dünyayı dolaşacaktır… Artık gitar çalmaya veda etmeyi düşünürken, fabrikadaki ustabaşı ona Django Reinhart’ı dinletmek ister, o an en son istediği şey müzik, özellikle de gitar sesi dinlemektir. Ustabaşı ısrar eder ve anlatır “bu adam, gitarın perdeleri üzerinde yalnız iki parmağını gezdiriyor neden biliyor musun? Django’nun 18 yaşında bir yangında vücudunun yarısıyla beraber sol elinin yüzük ve serçe parmakları da yanmıştı, geriye kalan ömrü boyunca kısmen felçli parmaklarını akort için kullandı ve bütün sololarını geriye kalan iki parmağıyla çaldı, senin ne eksiğin var?”

Genç metal işçisi evine gider, plastik bir şişeyi eritir, küçük toplar haline getirir, kaynak makinası yardımıyla içini oyarak, parmaklarının rahatlıkla oturacağı bir şekil verir. Artık plastik yüksükleri vardır ve o şekilde çalmaya başlar. Ama plastik, tellerin üzerinde kaymaktadır, plastiğin üzerine uygun bir deri malzeme koyar, bu şekilde de pek çok akoru basamamaktadır. Telleri hissedememekte, kalın teller canını acıtmaktadır. Bu zorluklar onuna yeni bir çalış tekniği geliştirmesi için motivasyon kaynağı veya zorlama olmuştur. Daha ince telleri kullanabileceği bir çalış tekniği, sonrasında daha küçük yarı çaplı banjo telleri kullanır. Sonrasında ise bir fabrikaya gider ve daha ince tel yapmalarını ister. İlk önce bu talebi anlamsız bulan Picato Strings firması, bu genç için ürettiği telleri yıllar boyunca hem bu “kazazede”ye, hem de binlerce gitariste satacaktır…

Bu gencin ismi Anthony Frank Iommi’dir, Tony Iommi, Black Sabbath grubunun gitaristi ve pek çok kişiye göre metal müziğin kurucusu! İsterseniz bu anlatılanları kendi ağzından da dinleyebilirsiniz:

Önce Black Sabbath vardı!

Bu “iş kazası” Tony Iommi’nin yarattığı çalış tekniği, en sert gitar kalıpları ve kendine özgü “riff”leriyle onu efsane haline getirdi. Bir süreliğine, bir metal grubu olmasa da, Jethro Tull grubuyla da çalışan büyük usta War Pigs, Paranoid, Electric Funeral, Symptom Of The Universe, Sabbath Bloody Sabbath, Children of the Grave, Die Young, When Death Calls gibi Heavy Metal’in ölümsüz baş yapıtlarına imza atmıştır. Halen solo albümleriyle dinleyicilerini memnun eden gitarist Black Sabbath konserlerinde de yer almaktadır. Black Sabbath üyelerinden Ronnie James Dio, Geezer Butler ve Vinny Appice’dan oluşan Heaven and Hell grubu ile çalışıp grubun ilk ve son stüdyo albümü olan The Devil You Know 24 Nisan 2009’da piyasaya sürülmüştür. Ozzy Osbourne ve Geezer Butler ile Black Sabbath tekrar kurulmuş, 10 Haziran 2013 tarihinde ’13’ adlı albümü çıkarmışlardır (http://tr.wikipedia.org/wiki/Tony_Iommi)

Metal müziğin doğuşuna ilişkin pek çok tartışma yapılabilir, esas doğumuna neden olan grup, Deep Purple, Led Zeppelin diyenler de olabilir. Ama bir blogda okuduğum yoruma tamamen katılıyorum. “

“30 yıl sonra dönüp bakıldığında ve günümüz şartlarına göre değerlendirildiğinde Deep Purple ve Led Zeppelin’e ancak Hard Rock grubu denilebilecekken, Black Sabbath tartışılmaz bir şekilde Heavy Metal’dir. Bu yüzden grubun Heavy Metal tarihindeki yeri eşsizdir.” (www.utkuhamarat.net/rage/story/history.htm)

İsteyen dinleyebilir, karşılaştırabilir. Ama “Paranoid” ve “Master Of Reality” ile bunlarda yer alan klasikler “N.I.B.”, “Paranoid”, “Master of Reality” ve “Children of the Grave” parçaları, Heavy Metal müziğine yön veren parçalardır. Aşağıdaki linkte Paranoid parçasını dinlemenizi ve ona göre yorum yapmanızı (tabii ki parçanın 1970’de çıktığını da gözönüne alarak) arzu ederim.

Heavy Metal ismi nereden geliyor tartışmalı, bu tartışmayı merak edenler araştırabilirler, ama beni ilgilendiren bu müziğin kurucusu sayılabilecek kişinin bir “iş kazası”na maruz kalmış genç bir metal işçisi olması. Ama her “kaza” böyle sonuçlar doğurmuyor kuşkusuz…

Pazar pazar nereden esti?

Geçen hafta okuduğum bir haber aklıma takılmıştı. Okuduğum haberdeki işçi ise kendisine müzikal bir kariyer yapamamış, aynı işyerine yeniden dönmek zorunda kalmış ve yine aynı makinada parmaklarını kaybetmişti:

“Sivas’ta un fabrikasında işçi olarak çalışan 41 yaşındaki Niyazi Karaarslan dört ayda geçirdiği iki iş kazasında sağ ve sol elinde bulunan altı parmağını kaybetti. Gürün ilçesi Kirazlık Mahallesi’nde yaşayan evli üç çocuk babası Niyazi Karaarslan çalıştığı un fabrikasında Haziran ayında unları torbalamakta kullanılan makinenin kilidine sağ elini kaptırdı. Kazada Karaarslan’ın üç parmağının uç kısımları koptu. Hastanede tedavi altına alınan Niyazi Karaarslan tedavisi bitince taburcu oldu. Fabrikadaki işine geri dönen Karaarslan, bu defa da sol elini aynı makineye kaptırdı. Parmak uçları kopan Niyazi Karaarslan arkadaşları tarafından Gürün Devlet Hastanesi’ne götürüldü. Tedavisi süren Karaarslan, “Buğdayı ezmek için kullandığımız makinenin ayarını yaparken eldivenin ucunu kaptırdım. Elimi içine çekti. Parmaklarımı ezdi acil stop düğmesine basarak, makinayı durdurup elimi kurtardım. Parmaklarımın dört tanesinde hasar var. Bir tanesinde fazla hasar yok ama diğer üçünün uçları kopuk ve etini soymuş durumda” dedi. Dört ay önce de aynı yerde sağ elini makineye kaptırdığını anlatan Karaarslan, “O kaza sonucu da parmaklarım yerine dikilemedi. Uçlarına yama yapıldı. İki kazada parmaklarımı kaybettim. Ne söyleyeceğimi bilemiyorum” dedi.” (http://www.ohaber.com/4-ayda-2-is-kazasi-gecridi-6-parmagini-kaybetti-h-487439.html)

Bir insanı, parmaklarını kaybettiği işyerine ve aynı makinanın başına gitmeye zorlayan koşulları sorgulamadan işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda tek bir yorum dahi yapamayız. Yazıyı yazmadan önce gerek okuduğum bu haber, gerekse de Başbakan Davutoğlu sözde iş sağlığı ve güvenliği paketini açıklayıp “kaza geçirmeyen işletmelere ödül sistemi” deyince bir anda düşündüm. İnşaatlar, madenler evet, hep üzerinde durduğumuz cehennemler. Ama binlercesi kayıt altına alınmayan ve ödül sistemi eğer devreye girerse binlercesi daha kayıt altına alınmayacak metal sektöründeki ve pek çok sektördeki Tony Iommi’ninkine benzer “kaza”ları düşündüm. Türkiye’de tehlikeli ve çok tehlikeli 680 bin iş yeri var ve bunlar arasında küçük ve orta büyüklükte metal atölyelerinin sayısı hiç de az değil.

Metal sektörünün en önemli özelliklerinden birisi, inşaat ve madene nazaran ölümlü olayların sayısının az, ama toplam yaralanmaların sayısının bir hayli fazla olması. Türkiye’deki en büyük sorunlardan birisi de, ölümle sonuçlanmayan olayların kayıt altına alınmaması. Metal sektöründe ise bu sayı çok ama çok fazla… Tezgahların kullanıldığı her yerde basına yansımayan binlerce yaralanmayla karşı karşıya kalıyor. Yıllar önce bilirkişilik yaptığım bir dava dosyasında, 14 yaşında bir çocuk, teneke boya kapağı imal eden (şekillendiren) bir tezgahta çalışırken parmağını kaybetmişti. Olayın nedeni, tezgahta işçiler daha hızlı çalışsın diye metal bir parçanın tezgaha tutturulması ve çocuk işçinin parmağının, metal plaka ile sonradan eklenen o metal parça arasında sıkışıp kopmasıydı!

O kız çocuğunun ismini kimse bilmeyecek, aynı tezgahta iki kez parmaklarını yitiren Niyazi Karaaslan’ı da kimse anımsamayacak, binlerce işçinin anımsanmadığı gibi… Ama anımsatmak gerekiyor, beyinlere çakmak, bilinçlere kazımak gerekiyor. Bunun için yol, yöntem bulmak gerekiyor… Sanat sanırım burada işin içine girmeli. Bu pazar yazısına müzikle başladık, filmle bitirelim. Bu anlatmaya çalıştığım olaylara benzer çalışma koşullarını Çark filmi çarpıcı bir şekilde anlatır. Senaryosunu Bekir Yıldız ve Haşmet Zeybek’in yazdığı, yönetmenliğini ise Muzaffer Hiçdurmaz’ın üstlendiği 1987 yılında çekilen filmde Tarık Akan, Müge Akyamaç, Cezmi Baskın, İhsan Yüce ve Kenan Bal gibi oyuncular oynamaktadır. Örneğin filmde, çalışırken bir bacağını kaybeden bir başka işçi, umudunu emekli olabilmeye bağlamıştır, ama bunun için 3’te 2 iş göremezlik raporu alması gerekmektedir. Filmin pek çok sahnesinde çarpıcı diyaloglar dikkat çeker. Bunlardan birisi şöyledir:

– İşte böyle, bir elmayı 3’e bölsen, 2’si çürükse tümden çürük sayılmaz mı?

– Yapma Recep Abi, insan elma değil ki, bunun hesabını nasıl yaparlar!

1965 yılında Iommi’nin parmak uçlarını koparan, 1987’de işçileri tek tek aramızdan alan ve bir filme konu olan, küçük bir kızın parmağını ondan ayıran, 2014 yılında iki kez üst üste aynı işçinin parmaklarını yaşamdan koparan da kapitalizmin teknolojisi. Her gün beynimize sokulan reklamlarla tanıtılan yeni nesil cep telefon teknolojileri de, binlerce yoksul Iraklıyı, Pakistanlıyı, Afganı katleden İnsansız Hava Aracını yaratan, kuyruklu yıldızlara uzay aracını gönderen teknoloji de kapitalizmin teknolojisi…

Biri “işçi dikkatsizliğinden parmağını kaptırdı” mı dedi? Gereken yanıtı verin, hiç gecikmeden!

http://ilerihaber.org/yazarlar/emre-gurcanli/bir-is-kazasi-metal-muzigin-dogusu-ve-akla-gelmesi-gerekenler/473/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir