Zeki Kılıçaslan Söyleşisi – Etkin Haber Ajansı

Etkin Haber Ajansının platformumuz katılımcılarından Zeki Kılıçaslan hocamız ile yaptıkları röportajı sizlerle paylaşıyoruz.

HAS Parti Genel Başkanı Kurtulmuş’un AKP’ye katılımının, tartışılmış bir süreç olmadığını belirten Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan, HAS Parti’nin fiili olarak sonlanmasından sonra yeni proje olduğunu söyledi.

Etkin Haber Ajansı / 24 Temmuz 2012 Salı, 17:06

İSTANBUL (Fuat Uygur)- HAS Parti Kurucuları arasında yer alan Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan, Genel Başkan Numan Kurtulmuş’un AKP’ye katılışını yorumladı. HAS Parti’nin pratik sorunları ve arayışlarının olduğu bir süreçte iki yolun kendilerini beklediği üzerine tartışmalar yürüttüklerini söyleyen Kılıçaslan, HAS Parti yönetiminin “reel duruma” uyum sağladığını söyledi. ETHA’nın sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan, İslami kesimde yaşanan tartışmaları ve solun İslami hareketle kurduğu ilişkiyi de değerlendirdi.

HAS Parti ile ilgili son gelişmeler üzerine basın çokça yazdı. Bir de sizden kısaca dinlemek istiyoruz. HAS Parti’de neler yaşandı?

HAS Parti Genel Başkanı’nın inisiyatifiyle AK Parti’ye katılım süreci yaşandı. Bu parti organlarında düşünülmüş, tartışılmış ve sonunda karar verilmiş bir şey değil. Tabii ki parti organlarına getirildi ama her şey belli olduktan sonra parti organlarına getirildi. Bu süreç, yöntem olarak doğru bir şekilde yapılmadı. Daha önce söylentiler biçiminde gündeme gelmişti. Resmi bir durum yok deniliyordu. Sonradan anlaşıldı ki esas olarak halledilmiş bir konu. Kamuoyunun ve bizlerin baskısıyla hızlandı.

Süreç tamamlandı mı?

Resmi olarak tamamlanmış değil. Çünkü sonuç olarak partinin kapatılmasına karar verecek olan kurucular kurulu. Esasında (fiili olarak) sonlanmış durumda.

HAS Parti nasıl ortaya çıktı?

HAS Parti’ye önem verdim ve kuruluşuna da o nedenle katıldım. Türkiye’deki siyasi taraflılıkların, siyasal kimliklerin esas olarak yaşam tarzı ve kimlikler üzerinden şekillendiğini düşünüyorum. Ana bölünme, seküler batılı yaşam tarzı ve modernleşme sürecinde devlet eliyle dayatıldı. Modernleşme sürecinde siyasal saflar; kimlikler, inançlar üzerinden belirlendi ve bu halen devam ediyor. İki ana akım, Türk milliyetçiliği ve 30 yılda netleşen Kürt halkının taleplerinden oluşan siyaset var. Türkiye’de gerçek anlamda sosyal, sınıfsal talepler üzerinde yükselmiş bir sağ-sol ayrışması yok. Daha çok modernleşme ve buna karşı oluşan geleneğin tepkisi, inançların tepkisi olarak şekillendi. Zaten ülkede otoriter laikçi bir anlayış vardı. Buna karşı erk kimlik olan Türk-Sünni kimlikle eritmeye çalışıyordu. Devlet eliyle yürütülen bu proje çoğunluk Sünni inancın tarafı gibi görünse de kamusal alanda dinin görüngülerini tamamen kısıtlayan otoriter laikçi anlayış vardı ve buna karşı toplumsal tepki vardı.

Soğuk savaş koşulları da buna eklenince bu temelde bir ayrışma yaşandı. Bu yıllarca böyle sürdü. AK Parti iktidarı -ki benim görüşüme göre inançlı kitleler tarafından ilk gerçek Müslüman hükümet olarak algılandı- milletin seçtiği ve başkasının engelleyemediği bir hükümet olarak algılanan bu hükümetin, 10 yılı aşkın iktidar döneminde yeni bir süreç başladı Türkiye’de.

Sonuç olarak Türkiye’de şöyle bir algı vardı: Millet seçiyor, fakat askeri-sivil bürokrasi bunu engelliyor. Milletin sesi yansımıyor iktidara, engelleniyor, darbeler ve 28 Şubat’ta olduğu gibi…

Ama ilk defa Ak Parti hükümetinde, askeri vesayet rejimi geriletildi, sonuçta bu uzun yıllar süren iktidar sürecinde yaşandı. Askeri vesayet rejimi geriletildi ama gerçekten arzulanan bu muydu? Merkez sağ ve merkez sol iktidarlara karşı eleştirilen ideal bu muydu? Adalet bu muydu? Amaçlanan bu muydu? Bunu insanlar sorgulamaya başladılar. Bu temelde de arayışlar başladı.

İSLAM’IN ‘KAPİTALİZMİN SADIK UYGULAYICISI OLDUĞU’ YORUMUNA KARŞI ARAYIŞ

HAS Parti bu arayışların sonucu olarak mı doğdu?

Ak Parti’nin neoliberal politikaların en azgın savunucusu olduğu görüldü ve bu bir tepki yarattı. Bu yeni arayışlara neden oldu. Sadece HAS Parti meselesi değil… HAS Parti dışında da İslami entellektüel kesimler, aydınlar, gençler içerisinde bir itiraz ve arayış oldu, İslamın kapitalizme eklemlenmediği, kapitalizmin tam en sadık uygulayıcısı yorumuna karşı arayışlardı bunlar. Bence HAS Parti bu arayışlardan birisiydi. Ortak değerlerde, yani insan hak ve hürriyeti, sosyal adalet ve hegemonik uluslararası güçlere karşı dik bir politika temelinde farklı siyasal kesimlerin de bir araya gelerek, bir arada siyaset yapabileceği bir partiydi. Bence bu anlamıyla kültürel olarak çoğulcu, ama politik olarak tek bir noktada birleşen bir hareketti. Bence gerçek bir halk siyasetinin de zeminini oluşturuyordu. Çünkü eğer siz, bir yaşam tarzına veya bir etnik veya mezhebi esas alan politikalar yaptığınız zaman, egemen siyasetlere karşı çıksanız da esas olarak o kimlik siyasetidir. Kimliğin savunulması yanlış bir şey değildir. Kimliğin özgürlüğü için siyaset yapılır ama siyaseti kimliğe indirgediğiniz zaman da problem olur. Gerçek bir sosyal muhalefet, hele de bizim gibi farklı kimliklerin olduğu ülkelerde mutlaka melez olmak zorundadır. Farklı kültürleri ve inanışları, yaşam tarzları olan ortak ekonomik ve sosyal politikalarda siyasal hedefte birleşmeleriyle oluşturulacak bir şeydir. Nasıl bir Türkiye, nasıl bir anayasa, nasıl bir sosyo ekonomik bir düzen, nasıl bir çalışma hayatı nasıl bir çevre gibi… Bu konularda anlaşan egemen bloka karşı çıkan, farklı yaşam tarzlarına, kültürlere, inançlara sahip olan insanların bir araya gelmesiyle ancak gerçek anlamıyla bir halk siyaseti olur. Öbürleri, halkın bir kesiminin siyaseti de olsa da bütünlüklü olarak sisteme karşı yeni kurucu bir siyaset örgütleyemezler. Bu anlamıyla HAS Parti’yi önemli bir arayış olarak değerlendirdiğim için kuruluşuna katıldım. Mehmet Bekaroğlu’yla katıldım.

Numan Kurtulmuş için “Aslına rücu etti” demek, mevcut durumu tariflemeye yeter mi?

Ben öyle demiyorum zaten. Siyasette çok faktör var. Bunda hem ortam, süreç var. Hem de bireysel etken var. Aslına rücu etti, bu çok kolay bir çözümleme olabilir.

Siz nasıl çözümlüyorsunuz peki?

Partinin sorunları vardı zaten, arayışları vardı. Parti aslında ya kuruluş beyannamesinde koyduğu idealleri doğrultusunda küçülmeyi de göze alarak, hemen bugünden yarına iktidar ortağı olma ufkunu geri plana alarak sosyal muhalefet yürütecek, fizik olarak daha küçük ama daha mücadeleci harekete doğru evrilecekti. Kitleye seslenen güçlü bir Ak Parti ve Tayyip Erdoğan liderliği vardı karşısında ve dolayısıyla Ak Parti ile aradaki farkı daha net koyacak, daha mücadeleci, daha fazla sokakta olan, sosyal hareketi daha ön planda olan bir siyasal yapı olarak devam edecektik. Ya da var olan bu durumu sürdürecektik.

Bu durumu sürdürmesi mümkün değildi. Bekaroğlu’na bunu önermiştik. Birincisi; masraflarımızı azaltalım, ama daha mücadeleci bir sürece gidelim.

Onun için de başka türlü kadrolar gerekiyor. Bizim önerdiğimiz şekilde yürüyebilecek kadro yeterliliği yoktu. Çünkü HAS Parti esasında bu dediğimiz fikirlerin tartışıldığı bir süreç sonunda oluşan bir parti değildi. Bu fikirlerin yeni tartışıldığı bir dönemde, Saadet Partisi içinde bölünme sonucu ortaya çıkmış, geçici ve konkjonktürel bir yapıydı. Ben, Bekaroğlu ve bazı arkadaşlar, böylesi bir siyasetin gelişebilmesi için bir olanak olarak değerlendirdik. Bölünme olmasaydı böyle bir parti zaten olmayacaktı. Dolayısıyla, kadrolar partinin vaaz ettiği, anlattığı şeyi yeterince kavramış, bir tartışma süreci yaşamış değillerdi. Numan Kurtulmuş’u sevenler, onun peşinden gittiler. Onlar partinin fikriyatını tam olarak anlayabilmiş kadrolar değildi. Dolayısıyla bizim önerdiğimiz mücadeleci bir yolla gidilmesiydi. Ama uzun bir yoldu.

Bu söylediklerim “Programımızı yüzde 100 amaçlayıp hiçbir şey yapamamaktansa, yüzde 20-30’unu gerçekleştirelim” şeklinde yorumlanabilir. Ben bunu savunmuyorum.

TABAN BU SÜRECE KARŞI ÇIKTI

HAS Parti’nin tabanı bu gelişmelerden nasıl etkilendi?

İl yöneticilerinde var olan tıkanmışlıklar ve lidere bağlılık geleneği etkisiyle, karşı koyuş olmadı. Tam tersine, oy birliği gibi görüldü. Oy birliği değil. Birçok farklı düşünen il başkanı var. Pratikte başka bir şey ortaya koyacak bir şey de olmadığı için -il başkanları için söylüyorum- bir şey çıkmadı. Ama ilçe yöneticileri, üyeler bazında ya da oy verenlere -300 bin küsür oy önemlidir- baktığımızda kesinlikle bu gidişe karşı bir durum var. Her şeye rağmen HAS Parti’ye oy verenler onun programına, anlayışına, siyaset kavrayışına yakın duran insanlardı. Ve bunlarda büyük bir tepki oluştu. Mesela gençler daha fazla karşı çıktı bu sürece. Klasik Milli Görüş’ten gelmeyen, ama bu partiyi benimseyen insanlar daha fazla karşı çıktı.

Mehmet Bekaroğlu, İl Örgütü’nün yapılan son toplantısında, partinin fiilen kapandığını ifade etti. Siz de Radikal’e yazdığınız yazıda, “Halkın Sesi’nin susmasına razı olmayanlar, bu mücadeleyi sürdürmeye kararlı” dediniz. Yeni bir proje mi var?

Tabii ki var. Olmak zorunda. HAS Parti, yeni bir siyaset kuruluşu, bir siyaset inşa hareketiydi. Bizim dışımızda HAS Parti’ye girmeyen birçok insan da var. Entellektüeller içinde, gençler içinde, böyle bir siyaset arayışı var. Biz de bu arayışın partisi olarak devam edeceğiz. Halkın Sesi Partisi’ne girmiş ama, bu sürece karşı olan insanlarla bir araya geleceğiz. Bir siyasal platform gibi… Önümüzdeki sürece bakacağız. Türkiye’deki gelişmelere göre, biz de siyasal bir tutum alacağız.

Sol gelenekten gelen bir isimsiniz. HAS Parti sizin için ne anlama geliyordu; şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz?

HAS Parti bu duruma gelmeden önce de toplantılarda şunu söylüyordum. HAS Parti olmasa da ben bu görüş doğrultusunda mücadele edeceğim diye. Evet esas olarak HAS Parti’nin programatik ilkeler çerçevesinde devam edeceğim. Eskisi gibi Kemalist ideolojiyle bu toplumu yönetmek mümkün değildi. Dolayısıyla yeni dönemde, merkez sağ siyaset bugün Ak Parti olarak şekillenmiş durumda. İslami hareket geleneğini de büyük ölçüde içerisine almış durumda. Biliyorsunuz, merkez sağ ve İslami ayrılmadığı zaman zaten tek parti iktidarları olmuş Türkiye’de.

Toplumsal adaletten, eşitlikten, toplumculuktan yanayım. Bu “halk partisi”, halk sınıflarının siyaseti olacaksa, bu ülkede bir gün, hegemonik bir güç karşısında, CHP ve sağa karşı halk siyaseti olacaksa, kesinlikle halkın farklı kimliklerdeki kesimlerinin yeni bir siyaset tarzıyla bir araya gelmesiyle gerçekleşeceğini düşünüyorum.

Bu hareket olduğu zaman mutlaka farklı bayraklar taşıyacaktır. Tek bir parti bayrağı olacaktır tabii, politik birlik anlamında. Kürt kimliğinin, Alevi kimliğin, diğer kimliklerin Müslüman, Sünni kimliğini taşıyan ama ortak bir politik çerçevede buluşan halkın siyasetinin olacağına inanıyorum. Şu anki arayışımızı bunun inşasında bir kanal olacağına inanıyorum. Ben ve Mehmet Bekaroğlu’nun yapmaya çalıştığı şey; o halk siyasetinin bir kanalının inşası.

Halkların Demokratik Kongresi’nin tarifliyorsunuz bir anlamda?

Halkların Demokratik Kongresi aslında bunu ima ediyor. Ama bunu yapacak nesnel duruma sahip değil diye düşünüyorum. Çünkü buradaki hegemonik güç Kürt halk kimliği mücadelesinin gücüdür. Halk tarafından da böyle algılanıyor. Ben ne kadar değilim dese de, hakikaten toplumun her kesimine açık bir siyaset izlese de reel olarak somut güçler olarak böyledir. Halkın algısında da böyledir. Bunun aşılması gerekir. Aşılamaz mı? Böyle bir şey söylemiyorum. Silahlar susmadıkça Türkiye’de bu sorunun aşılamayacağını düşünüyorum. Silahların susması için de hepimize rol düşüyor. Bunun için illa da HDK’lı olmak veya HDK’ya girmek gerekmiyor. Her toplumsal kesim ve siyaset silahların susması için, bu ülkede barışın olması için, barışçı bir çözüm için ama ben gerçekten o tip bir siyasetin olanaklarının ancak Kürt hareketinin de içinde olduğu silahların susmasıyla gündeme taşınabileceğini düşünüyorum. Çünkü onun önünde birçok psikolojik engel var. Asimetrik bir şey var. BDP, bütün sosyalist güçlerle birlikte yapıyor ama orada büyük bir asimetrik durum var. Sosyalistler herhangi bir sosyal kesimi temsil etmiyorlar. Bir Kürt halk gücü var, bunun yanında da küçük ideolojik-politik gruplar var. Bu sahici bir şey olmuyor. Dolayısıyla niyetler iyi olmasına rağmen bu dediğiniz şey gerçekleşmiyor. Daha güçlü bir sosyalist hareket olabilseydi Türkiye’de, belki toplumda bir yeri olan, sosyolojik gücü olsaydı bu daha olanaklı olabilirdi.

‘İSLAMİ KESİMDE GRUPLAŞMALAR OLACAK’

Geçtiğimiz 1 Mayıs’ta, kendilerini “Antikapitalist Müslüman Gençler” olarak ifade eden bir grup anlamlı bir çıkış yaptı. Devamı gelmedi. İslami kesim bu çıkışı nasıl karşıladı; siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

İslami kesim açısından ve daha büyük kesim açısından bakarsak, aslında bu mesela İslam dünyasında var, Türkiye’de Nurettin Topçu var, çok bilinen, Müslüman Anadolu sosyalizmin hareketini oluşturan. Soldan doktor Hikmet Kıvılcımlı’nın belli arayışları var. Son yıllara baktığımızda Bekaroğlu’yla Ertuğrul Günay’ın basın tarafından Müslüman sol diye adlandırılan arayışı var. HAS Parti kuruluş süreci içinde, Emek Adalet grubu oluştu. Zengin iftarlarını protesto etti. HAS Parti olarak geçen sene de 1 Mayıs’a katılmıştık 5-6 yerde. Bu sene, HAS Parti dışında gençlerin “Antikapitalist Müslümanlar” korteji oluşturmalarını, genel bir arayışın parçaları olarak görüyorum. Önümüzdeki dönemde bunların büyüyeceğini, farklı farklı gruplaşacağını düşünüyorum. Bunu kaçınılmaz olarak görüyorum.

Şimdi Türkiye’de aslında Sünni-Müslüman hep sağcı, bir insan sosyalist olursa ateist olmak zorunda gibi bir ön kabul var. Böyle bir şey yok. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Dinle siyasetin bu şekilde olduğu Türkiye gibi az ülkede var. Tunus gibi ülkelerde böyle bir sol olmaz. İnsanlar dinden çıkarak solcu olacak değiller. Dindar olduğu için soldan uzaklaşan değil, tam tersine kendi inancı içinde, bunu anlamlandırması gerekiyor. Dolayısıyla dini öyle okuması gerekiyor. Şimdi dinin çok farklı okumaları olabilir. Şöyle düşünüyorum. Din varoluşsal bir şey. Ölüm var oldukça, din olacaktır. Dinin ekonomiye siyasete ilişkin görüşleri, zaman içinde değişebilen yorumlara açıktır. Çeşitli dönemde, çeşitli kanaat önderleri farklı koşullar nedeniyle, sınıflar mücadelesi de buna dahildir, toplumun gelişmesi, dünya vb. farklı yorumlarla, dini öyle okur. Kendine inanan kanaat önderleri böyle aktarır ve öyle akımlar oluşur. Yoksa kim söyleyebilir ki, Sünni Müslümanlık krallığı mı savunuyor. Bunu söyleyebilir misiniz, alakası yok. Ama krallık da var, cumhuriyet de var, başkası da var. Şeriatçı diye genelleme yapıyoruz. Ne şeriatçısı. Suudi Arabistan krallığı şeriatçı, ona karşı silahlı mücadele verenler de şeriatçı. Nasıl oluyor bu. Politik şeylerdir bunlar.

Toplumda İslami hareket tek parça olarak görülüyor. Ama kaçınılmaz olarak bunun içinde sınıfsal farklılıklar da var?

Evet birçok sınıfsal farklılıklar var, diğer farklılıklar da olabilir. Kastettiğim bir yorum yok. Dolayısıyla kaçınılmaz bir şekilde, şimdiye kadar bunlar bütünlüklü olarak görülebilirdi. Bunun nedeni şu. Doğru ya da yanlış, dine inananlar kendilerini dışlanmış hissettiler bu ülkede. Tamam Sünni Türk bu ülkede. Hegemonik bir devlette diyanetle temsil ediliyordu ama, halkın taleplerini yansıtan bir şey değildi bu. Devletin kurduğu, çizdiği sınırlar içerisinde yaşıyordu. Hep kendisini dışlanmış olarak hissediyor bu kesimler. Dolayısıyla herkesi bir taraf içinde, kimlik sorunu açığa çıkması, kendi inançlarının yaşam tarzlarının kamusal hayat içinde görünür hale kılınması mücadelesinde bir eşik oluyordu.

Bu sorun aşıldığı zaman iç çelişkilerin ortaya çıkması çok daha kaçınılmaz olarak gündeme geliyor. O yüzden Ak Parti dönemi böylesi bir ayrışmanın çok önemli olduğu ve ortaya çıkardığı bir zemin hazırlamıştır. İleri bir hareket çıkacaktır Türkiye’de. Türkiye’de emperyalist işgal yok, otoriter rejim yok. Kapitalizm var. “Demokrasi” var. Herkes kendini ifade edebiliyor. Burada yeni bir İslami yorum, direkt antikapitalist olmak zorunda. Aslında Türkiye’de çıkacak muhalif okumaların kapitalist karşıtı okumalar olacağı, bütün İslam dünyasındaki bu tip arayışların en ilerisine doğru gideceğini düşünüyorum. Aynı zamanda bunun kendine özgü zorlukları olacağını düşünüyorum. Çünkü siz Şah’a karşı halkı bir araya getirebilirsiniz, bir İslam devrimi oluşturabilirsiniz veya firavuna karşı haksızlığa karşı bunu yapabilirsiniz. Çünkü emperyalizm onun uşağı halk kitlelerini dışlayan, demokrasi olmayan bir rejime karşı yapabilirsiniz. Burada öyle bir şey yok ki, burada nasıl yapacaksınız. Ak Parti’ye niye karşı çıkıyorsunuz? Allah’a şükür başımızda Müslüman bir hükümet. Müslüman cumhurbaşkanı… Peki sen niye muhalefet ediyorsun. Ben partili arkadaşlara bunu söylüyorum. “Sen niye muhalefet ediyorsun?” Ne kaldı geriye? Adalet… Gerçekten herkese özgürlük… Aleviler için de, Kürtler için de, kimliklerini özgürce yaşadığı bir ülke ve sosyal adalet. Bizim farkımız bu. Yani Ak Parti’den… Yoksa inanç farkı yok ki. O zaman mücadele antikapitalist nitelikler taşımak zorundadır. Türkiye’de çıkacak olan yeni İslami yorumların sol tandanslı İslami yorumların en ilerisi olacağına inanıyorum. Yarı şaka yarı ciddi şunu söylüyorum. Müslümanlar sosyalist olmadıkça bu ülke nasıl sosyalist olacak? Bu insanlar dini terk ederek değil, dini kapitalizm karşıtı yorumlayarak ancak katılabilirler buna. CHP’ye oy verdiğinde bile günaha girdiğini düşünen bir vatandaş, nasıl solu destekler?

Türkiye’de bunun çeşitli arayışları vardır. İslami açıdan böyle yorumluyorum.

‘SOL MÜSLÜMANLARI DIŞLADI’

Sol açısından ise bence, sol bu gerçeklikle yüz yüze geldi. Aslında sol bu açıdan eleştirilmesi gereken bir pozisyonda. Bir yandan bazı solculara bakarsanız, Türkiye’nin geri kalmışlığı, solun gelişmemesinin tek nedeni İslamiyet, Müslümanlık. Onlara şunu sormak lazım. Peki siz ne zaman din ve siyaseti tartıştınız? Hangi oturumda, panelde, forumda vb… Ben hatırlamıyorum. Müslümanlık ve sol, müslümanlık ve sağ siyaset vb. Böyle bir şey var mı, yok? Hem temel sorun olarak görülmüştür, hem de suskunluk var. Onu gündemine almayan, tartışmayan, irdelemeyen bir hareket olabilir mi? Ve nihayet bu Ak Parti hükümetinden sonra böyle hareketler, solun bazı gruplarının bence kendini aşma, kendine eleştirel bakma konusunda yaklaşımları var. Bunları görüyoruz. Bunu da sağlıklı bir süreç olarak görüyorum. Hani bu ülkede kitlesel bir emek hareketi olacaksa, bir halk siyaseti olacaksa, melez olacaktır, özdeyiş olarak bunu söylüyorum. Dünyada da böyledir. Brezilya İşçi Partisi Marksist Leninistlerin oy verdiğini zannediyorlar, oraya gidin, asıl taban örgütü katolik kilisesidir. Gidin MST’ye… Chavez’i kim desteklemiştir. Chavez’i Küba’ya uğurluyorlar, arabanın etrafında binlerce haçla, papazla gidiyorlar. Bizde bir solcu cumaya gitse, gitti solculuğu. Böyle bir şey olmaz.

Sorarsanız bizim solculara, “biz Müslümanları ne zaman dışladık ki, geldiler de almadık mı?” O şuna benziyor, “tabi canım, Kürtleri de biz dışlamadık. Kürtler cumhurbaşkanı da oluyordu, başbakan da oluyordu. Kürtleri dışladı mı Türkiye Cumhuriyeti, hepsine eşit davranmadı mı?” Bizim solcuların, Müslümanlara yaklaşımı bu. Sol tabii ki dışladı. Türkiye Cumhuriyeti de kimseyi dışlamadı, herkes eşit yurttaş, ama o kimliği unuttuğu müddetçe. Soruyorum, ÖDP veya EMEP’in genel başkanları cumaya gitse ne olur yani. Hayal edebiliyor musunuz?

1 Response

  1. Orhan dedi ki:

    Ağzına yüreğine sağlık hocam genel düşüncenin dışa vurumu…Has arkadasların yada partı kurucularının en buyuk yanlısı 2.ak partı olma düşüyle hemen ıktıdar hedefiydi..Bunu Sayın hocamızında oldugu bır toplantıda anlattım öylekı sırca saraylarda sıyaset yapmayacagız anlayısıyla ortaya cıkan olusumda partı toplantısı kahvehanede yapılıyor dıye tenkıd aldık!!! Vesayete karsıyız denıldı para babası denılenlerın egemenlıgı sürdü nedenmiş partı bınasının kırasını bıle o verıyormus muş!! Dahası partı proğramını partı tuzugunu okuyup çözümlemiş kac kısı vardı partı organlarında?? Bunu anlatmaya calıstık bırakın baska seylerın peşinde kosmayı inşa hareketi uzun soluklu yolla elde edılecek bır kazanım emegımızle elde edelım gucumuz parasal olmasın yuregımız ortaya konulsun anlayısı cılız kaldı.Yazık ah vah demıyorum bu yol bın Numan Kurtulmus gıtsede devam edecektır..Çunku ezılen mazlum olan bu kadar halk kıtlesının sesını kısmanın en kolay yolu kale kapısının anahtarını almak sandılar varsın kale kapısının anahtarı onlarda olsun bız zalımın karsısında hak adalet emek mucadelemızı tek kısı olsakta sesımızı en az cevremızde bır kısının duyabılecegı kadar yukseltelım allahın ıznıyle o sessız yıgınlar ezılenler homurtularını cogaltacaktır..EN basıt yakın tarıh ornegı İsmet İnönuyu soyle yada boyle bu ınsanlar getırmedımı ıktıdara?? Özalı,Demırelı.vs.vs bu toplum getırmedımı ıktıdara ? Pekı bu ıktıdarı sonlandıranlar yıne halk olmadımı?? Oyleyse adı dun farklı bugun farklı yarın daha farklı olacak ezenlerın ıktıdarına son verecek ezılenlerın sesını homurtusunu yurek ezıklıgını tek kısı olsakta en azınmdan yanımızdakı bızım gıbı olanlara duyuralım o sessız toplum bızımle bırlıkte sesını yukseltecektır allahın ıznıyle. Ve ve bız bızı ezmek emır erı yapmak adına tabı olanlar ası olanlar kımlıgımızı 72.5 mıllete cıkaranlara ınat bır olalım dırı olalım biz olalım…Velhasıl hocam yüreğimizi şenlendırdın sesımıze ses oldun bırakın onlar ıktıdar olsun biz MUKTEDIR olalım…..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.