Kuran’dan Notlar – İnanmayanların Hepsi Cehenneme Gitmez (II)

“123 – (İş), ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir. Kötülük yapan, o yüzden cezalandırılır. O, kendisine Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilir. 124 – Erkek veya kadın, kim mümin olur da güzel amellerden işlerse, işte onlar cennete girerler. Zerre kadar da haksızlığa uğratılmazlar. 125 – İyilik yaparak kendisini Allah’a teslim eden ve İbrahim’in dinine dosdoğru olarak tâbi olan kimseden, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah, İbrahim’i dost edinmişti.“ Nisa Suresi

Bu pasaj Müslümanlara cennet tekelinin Müslümanlarda olmadığını söylemek için inmiştir. Fakat geleneğimiz tarafından bu pasaj biraz tahrif edilince iş maksadından kopmuştur. Ben buraya pasajın tahrif edilmiş versiyonunu koydum. Şimdi tahrifatı düzelteyim:

124. ayette “kim mümin olur da güzel amellerden işlerse” diye çevrilen bir bölüm var, geleneğimizdeki genel kabul bu ayete bakıp “mümin değilse ameli geçersizdir” diye bir hüküm veriyor. Oysa pasaj tam tersini kastediyor. Doğru bir çeviri yapmak gerekseydi, bu ayet şöyle çevrilmeliydi: “Kim salih amel işlerse –ki o mümindir- işte o cennete gider.”

Ayetteki bu kısmın Arapçası şöyle: “men amile salihan ve huve muminun” ve geleneğimizdeki genel kabul gibi de çevrilmeye müsait, fakat benim yaptığım çevirinin doğru olduğunu gösteren bir işaret var pasajda o da 125. ayet. Pasajın tahrif edilmiş çevirisini sundum yukarıda. Oysa daha doğru bir çeviri şöyle olmalıydı: ‘Kim yüzünü Allah’a teslim ederse –ki o muhsindir ve İbrahim’in dinine tabi olmuştur- ondan din bakımından daha iyi kim olabilir?’

Geleneğimizin genel kabulüne göre çevrilince ayetler, hem pasajın maksadı kayboluyor, hem de edebi olarak kusurlu bir biçim alıyor. Yani ayet geleneğimize göre tam olarak şöyle oluyor: “Kim Muhsin olarak ve İbrahim’in dinine tabidir, yüzünü Allah’a teslim ederse”… Halbuki kastedilen eğer’lerle bağlanmış bozuk bir cümle değil, tek bir eylem ve bu eylemin Allah katındaki anlamıdır: “Kim yüzünü Allah’a teslim ederse işte o muhsindir ve İbrahim’in dinine tabi olmuştur.” Ayetin Arapçası şöyle: “men esleme vechehu lillahi vehuve muhsinun vettebea millete İbrahime hanife…

Kişi fetret koşullarında din düşmanı bile olsa hakperestse, samimiyse ve salih amel peşindeyse Allah’ın sevgili kuludur ve cennetliktir. Bu önermeme de Kuran’dan bir kanıt sunup bu bahsi kapatayım. Pasaj şöyle:

113 – Ne peygambere, ne iman edenlere akraba bile olsalar cehennemlik oldukları iyice belli olduktan sonra müşriklere istiğfar etmek yoktur. 114 – İbrahim’in babası için istiğfar etmesi de sırf ona vermiş olduğu bir sözden dolayı idi. Böyle iken onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine ayan beyan belli olunca o işten vazgeçti. Şüphesiz ki İbrahim, çok bağrı yanık, çok halim birisi idi. 115 – Çünkü Allah, bir kavme hidayeti sunduktan sonra, nelerden sakınacaklarını kendilerine iyice açıklamadıkça dalalette saymaz. Gerçek şu ki, Allah her şeyi bilir.” Tevbe Suresi

Bu üç ayet bir mantık bütünlüğü oluşturur. Ve pasaj Kuran’da müşrikler hakkında inen son pasajdır.

Burada uzun uzun tefsirini yapmayacağım. Sadece pasajı tefekkür etmek isteyenler için kısa bir açıklama vereceğim.

Bu pasaja göre bir kişinin Allah düşmanı olduğu ayan beyan ortaya çıktıysa o kişiler için af dilenmez. Bu doğru. Fakat Allah düşmanı olmak ne zaman ayan beyan hale gelir sorusunun cevabı 115. ayette gizli. Kişiye hak din sunulmuş olabilir, fakat bu hak din sunulurken ona ne yapması ne yapmaması gerektiği, bu hak dinin içeriğinin tam olarak ne olduğunun bilgisi, kavganın neyin kavgası olduğunun bilgisi açıkça söylenmemiş olabilir. Bu pasaj, kişi kendisine ayan beyan sunulmamış bir din ve tanrı tasarımına karşı aynı İbrahim’in babası gibi, bugünkü ateist ve agnostikler gibi, küfürler yağdırıyorsa bile Allah böylelerini dalalette saymaz diyor. İbrahim’in babası için istiğfardan vazgeçmesi babası dinin ne olduğunu tam olarak anladıktan sonra ona düşmanlığa devam etmesindendi.

Kendinizi bugün yaşayan bir hakperest ateistin yerine koyun. Onun gözleriyle İslam’ın çağdaş sefaletini ve geleneğin bugün için doğurduğu saçma sapan sonuçları görün. Bu ateistleri yargılayamayacak, bu insanların cehenneme gideceğine inanamayacaksınız.

Benim burada bahsettiğim bilgelik Gazali döneminde vardı. Gazali ayan beyan şunu diyebiliyordu: “Bugün bir Hıristiyan Hazret-i Peygamberi kabul etmekle mükellef değildir. Hıristiyan medeniyetinin Hazret-i Muhammed’e karşı öyle kökleşmiş bir önyargısı vardır ki bir Hıristiyan istese de onu doğru tanıyamaz. Allah onları bu hususta yargılamaz. Güzel yaşamışsa böyle insanlar cennetliktir.”

Biz bu bilgeliği bugün tümden yitirmişken ve kendini salih amele adamış bir insanı sırf “lailaheillallah” diyemediği, deme şansı olmadığı için hiç vicdanımız sızlamadan cehenneme gönderebilirken, işte böylesi bir kolektif bilince sahipken Allah’ın bu fetret çağında bu insanları ilelebet cehenneme göndereceğine inanmak pek doğru durmuyor. Biraz vicdan, biraz evrensel akıl, biraz tecdid… Ne zamanki peygamberane mesajı ayan beyan insanlığa hediye ederiz ancak o zaman insanlardan Müslüman olmalarını bekleyebiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir