Zeki Kılıçaslan

1957 senesinde Trabzon’da dünyaya gelen Zeki Kılıçaslan, liseyi İstanbul Bayrampaşa’da tamamladıktan sonra 1974’te İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandı. 1980’de temel tıp eğitimini bitirip, Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Anabilim Dalı’nda uzmanlığa başladı. 1984 yılında Göğüs hastalıkları ve Tüberküloz uzmanı unvanını kazanan Dr. Kılıçaslan, 1985-1986 yıllarında Çamlıca Askeri Göğüs Hastalıkları Hastanesi’nde, 1986-1987 yıllarında Erzurum Göğüs Hastalıkları Hastanesi’nde ve 1987-1989 yıllarında Yedikule Göğüs hastalıkları Hastanesinde uzman hekim olarak çalıştı. 1989 yılında doçent unvanı kazandı ve aynı yıl İstanbul Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalında çalışmaya başladı. 1994 yılında profesör unvanını kazanarak 2000-2003 yıllarında Anabilim Dalı başkanlık görevini yürüttü. 1989’dan beri bu anabilim dalında görevli olan Zeki Kılıçaslan, 2011 milletvekilliği seçimlerinde Halkın Sesi Partisi’nden aday olması dolayısıyla görevinden istifa etti ve halen seçim çalışmaları ile uğraşıyor.

Akademinin ve doktorluğun beraberinde getirdiği tüm bu yoğunluğa rağmen  oldukça hareketli bir siyasal geçmişi olan Zeki Kılıçaslan, 12 Eylül sonrası dönemde çeşitli sosyalist grup ve çevrelerle birlikte siyasi mücadelenin içinde bulundu. 1990′ larda Birleşik İşçi Emekçi Partisi (BİEP) girişimi kurucuları arasında idi. 1996 yılında katıldığı ÖDP’ den  (Özgürlük ve Dayanışma Partisi) bir müddet sonra ayrıldı. 2006 yılında İşçi Kardeşliği Partisi (İKP) nin kurucu başkanı oldu. 2010 yılında İKP den ayrılarak  Halkın Sesi Partisi (HAS Parti) kurucusu oldu. Halen bu partide Genel başkan Yardımcısı olarak çalışmaktadır. Türkiye Ulusal Verem Savaşı Dernekleri Federasyonu başkan vekilliğini ve İnsan sağlığı ve Eğitim Vakfı (INSEV) başkanlığını yürütmekte olan Zeki Kılıçaslan, Avrupa Solunum Derneği (ERS) ve Uluslararası Tüberküloz ve Akciğer Hastalıkları Derneği (IUATLD) ve Türk Toraks Derneği üyesidir.

Siyasi hayatı boyunca daha çok işçi/sendika/emek hareketleri içindeki  mücadelelerde yer alan Kılıçaslan, 2007-2011 yılları arasında Silikozis hastalığına yakalanan Kot Kumlama işçilerinin mücadelesi içinde tanındı.

Zeki Kılıçaslan ve çevresinin Türkiye solu içerisindeki özgünlüğü birbirleriyle bağlantılı iki başlık altında incelenebilir; bunlardan ilki, işçi/emekçilerin karar almadaki rolü ve politik örgütlenme içindeki merkezi konumlarının savunusu, ikincisi ise Müslümanlığa olan yaklaşımdır. Gerek Birleşik İşçi Emek Emekçi Partisi, gerekse İşçilerin Kardeşliği Partisi (isimlerinden de anlaşılabileceği gibi), esas olarak emekçilerin karar alma organlarında aktif olmalarını, öz örgütlenmelerini oluşturmalarını öngören ve kitle hareketi temelli bir inşa üzerinde durmuşlardır.  Bu tavır, Tükiye sol hareketindeki  geleneksel ve yaygın öncü aydın karikatürleştirmesini karşısına alır, doğrudan işçiler ile kurulmuş örgütlerin savunusudur. “Bilinç taşıma” halinin halktan yalıtılmış ve yabancılaşmış durumuna karşı bir çözüm arayışıdır. Bu durumun aşılması sadece tabandan karar alma süreçleriyle açıklanamaz. Halkın öz örgütlülüğü veya kitlesel bir işçi partisi umutları, “ideoloji” meselesini de masaya yatırmayı beraberinde getirir. Marksizme dair tartışma süreçlerinin (o veya bu sebeple) sakatlandığı ve hızlı kabullerin revaçta olduğu memleketimiz sol hareketinde, İslam’ın ve halkın inancının sorgulanması tavırsal bir dışlamaya dönüşmüştür. Dolayısıyla Zeki Kılıçaslan ve çevresinin özgünlüğünün ikinci ayağı, Müslümanlığa dair bakış açılarıdır. “İşçi sınıfının sağı-solu olmaz” şiarıyla hareket eden Kılıçaslan, “sağ” ve “sol” kavramlarının Türkiye’de ifade ettiği değerleri ve bu tanımların tutarsızlığını sorgular. Türkiye’de, bir işçinin namaz kılması veya oruç tutması o işçinin emeğe dayalı, adalet ve eşitlik peşinde koşan bir karar alma organında yer almasının önüne geçiyorsa, onu iş verenlerin ve temsilcilerinin sofrasında yalnız bırakıyorsa, özgürlük ve eşitlik arayışının ve dolayısıyla “sol” ve “sağ” kavramlarının yeniden tartışılması gerekiyor demektir. Yani, mesele İslam’ın nasıl olup da afyon olarak kullanıldığı değil, buna izin veren bir “solun” varlığının sorgulanmasıdır. Bu düşünceleriyle Zeki Kılıçaslan ve arkadaşları, Emek ve Adalet Platformu’nun hedeflerinden “dini ve seküler merkezli toplumsal adalet arayışlarının ortak bir söylem ve eylem”  meydana getirme çabasına  ve memleketteki özgürlük ve eşitlik mücadelesine önemli katkılar sunma potansiyeli taşımakta ve bu yönde emek harcamaktadırlar.

BİRKAÇ SÖYLEŞİ

Kuran’dan sosyalizm çıkar

  • 04.11.2010, Sabah Gazetesi

Saadet Partisi’nden ayrılan Numan Kurtulmuş ile İşçi Kardeşliği Partisi Genel Başkanlığı’ndan istifa eden Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan’ın yolu “demokrasi, adalet, özgürlük” kavramları etrafında kesişti. İstanbul Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı olan Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan, Numan Kurtulmuş’un kurduğu Has Parti’ye katıldı. Paraguay’da sol cephenin başkan adayının bir kardinal olduğunu belirten Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan, “Bir imam, müftü, din adamı neden özgürlük, adalet, demokrasi mücadelesinde yer almasın? Genel Başkanım beş vakit namaz kılıyorsa kime ne?” dedi.

‘EKSENİMİZ ADALET OLACAK’

Gelişmeleri SABAH’a değerlendiren Kılıçaslan şöyle konuştu: “Müslüman emekçiler, adalet, özgürlük, eşitlik, demokrasi istemiyorlar mı? Bizim yaptığımız da farklı felsefi inançtaki insanları bir araya getirmek olacak. Türkiye’de ‘sol’ denildiğinde, belli grupların bir ideoloji etrafında bir araya gelmeleri anlaşılıyor. Sıkıntı burada değil mi? Aleviler’i bir araya getirdiniz; Sünniler, farklı inançtaki insanlar ne olacak? Numan Bey, ‘Eksenimiz adalet, demokrasi, özgürlük ve emek olacak’ dedi. Türkiye Birleşik İşçi Partisi Genel Başkanlığı’ndan ayrılmamım altında Numan Bey’in bu sözleri vardı.”

LATİN AMERİKA ÖRNEĞİ

Prof. Kılıçaslan, Latin Amerika’daki sosyalist hareketi yakından takip ettiklerini belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü: “Brezilya İşçi Partisi’nin Merkez Komitesi’nde iki papaz var. Yine Brezilya’da ‘Topraksızlar hareketini’ yürütenler, Hıristiyan Sosyalistler. Brezilya’da ve diğer Latin ülkelerinde din adamları, özgürlük, demokrasi ve adalet için bir araya geliyor. Bizde imam, müftü, eşitlik, demokrasi mücadelesinde yer alınca kuşku ile bakılıyor. ‘Siz dincisiniz, Müslümansınız; burada yeriniz yok’ mu diyeceğiz? Sosyalizm emekçi iktidarı ise bunu Müslüman emekçiler kuracak. 1991’de Zonguldak’tan Ankara’ya yürüyen işçilerin hepsi solcu muydu? Ama hepsinin Müslüman olduğunu söyleyebiliriz.”

‘KÜRTLERDEN OY BEKLİYORUZ’

“Uluslararası sermaye, yoksul ülke halklarını yıllarca istediği gibi yönlendirdi” diye konuşan Zeki Kılıçaslan şöyle devam etti: “Kuran kapitalizme uygun dediler. Kuran ile kapitalizm asla uyuşmaz. Yoksulları koruyan bir kitaptan kapitalizm çıkmaz, çıksa çıksa sosyalizm çıkar. Genel Başkanım beş vakit namaz kılıyorsa kime ne? Ben ona bakmam. Yoksulun yanında mı? Demokrasi, adalet, özgürlük mücadelesinin neresinde? Beni burası ilgilendiriyor.” 2011’deki genel seçimler için ellerini çabuk tuttuklarını belirten Kılıçaslan, Kürt kesimden çok fazla oy beklediklerini de sözlerine ekledi.

HAS Kapital

12/12/2010, Radikal, Ezgi Başaran

EMEP’ten Prof. Cem Somel ve Türkiye Birleşik İşçi Partisi’nden Prof. Zeki Kılıçarslan istifa edip Numan Kurtulmuş’un HAS Partisi’ne geçti. Yılların iki koyu sosyalisti, Milli Görüş kökenli bir hareketin içinde. Neden? Prof. Zeki Kılıçarslan anlatıyor.

EZGİ BAŞARAN Arşivi

Siz Türkiye Birleşik İşçi Partisi başkanıydınız, şimdi HAS Parti’nin kurucularındansınız… Nasıl oluyor? Mehmet Bekaroğlu’yla Ertuğrul Günay’ın “Müslüman sol” diye bir girişimi vardı. O zamandan beri Bekaroğlu’yla hem o sıradaki partim hem de ben çeşitli defalar görüşüyorduk. Her kesimden 30’ar kişilik gruplar olarak toplantılar düşünün.

Ne konuşuluyordu o toplantılarda? “Şimdiye kadarki sömürü düzenlerine karşı ayrı ayrı mücadele ettik, kula kulluğa ve adaletsizliğe karşı güçlerimizi birleştiriyoruz” cümlesi temelinde konuşmalar.

Sosyalistler ve muhafazakârlar mı birleşiyor? Marksist sosyalistler ve Milli Görüş akımından gelen insanlar olarak buluşuluyordu. Kitlesel bir emek ve halk hareketi yaratmaya karar verdik. Son iki üç yıldır bunun etrafında dolaşıyorduk.

Sosyal demokratlar yok mu hareketin içinde? CHP dışında kalan sosyal demokratlarla da konuştum, DSP filan.

CHP’yi niye dışlıyorsunuz? Onu bir halk hareketi olarak görmüyorum galiba. Kılıçdaroğlu başkan seçildikten sonra ‘CHP’yi halka açıyoruz’ demişti. Şimdiye kadar kimin partisiydi öyleyse? Ben merkez sağı da, CHP’yi de sistem kaynaklı partiler olarak görüyorum.

Milli Görüş nerede duruyor peki? Beğenirsin beğenmezsin ama sistem karşıtlığı içinden çıkan bir harekettir, aynı Türkiye İşçi Partisi gibi. Aslına bakarsanız klasik merkez sağ-merkez sol ekibine karşı mücadele veren bir sosyalistler var, bir de Milli Görüş. Soğuk Savaş sonrasında kitleleri harekete geçirmek için din ve mezhep çok önemli bir araç haline geldi. AKP, Milli Görüş hareketinin bir kolunu merkez sağa bağlayan partidir.

Geri kalan Milli Görüş ise Erbakancılar ve Müslüman solcular olarak mı ikiye ayrıldı? Bekaroğlu’nun sözüyle anlatayım: Bu hareket Erbakan hocadan, geleneksel Milli Görüş’ten koptu. AKP de oradan koptu ama sistem partisi oldu. Biz Has Parti olarak bir boşluğu doldurmak istedik.

Siyasi yelpazedeki o boşluk ne tam olarak? Sosyal talepleri dile getiren bir harekete ihtiyaç vardı. Evrensel olarak baktığınızda sol taleplerdir tabii bunlar.

Toplumla sosyalistler uyuşmuyor

Erbakan da adil düzen diyor, anti-emperyalizme vurgu yapıyor. Onunla yapamaz mıydınız?
Yapamazdım. Devletçi ve merkez sağa doğru çeken bir tarafı vardır onların. Has Parti ise daha rafine bir hareket. AKP nasıl sağa oturduysa, Has Parti sola doğrudur. CHP ve AKP emperyalist ve kapitalist sistemin dışına çıkmaktan söz etmiyorlar. AKP sadece vesayet rejimini yıktığı için oy almıyor elbette. Sol talepleri de karşılayacağını söylüyordu ama onlara sadece kömür yardımı yaptı. Sistemi değiştirmek bir yana, müthiş şekilde hizmet etti. 

Çevreniz, Has Parti’ye katılmanıza ne tepki verdi? Sosyalist mahalle baskısıyla karşılaştınız mı? Sosyalist çevreden dostlarım “Ya nasıl olur, şoke olduk” diyenler oldu. Ama Numan Kurtulmuş’un da söylediği gibi Has Parti muhafazakâr ve din temeline oturmuş bir parti değil.

Nedir peki bu parti öyleyse, anlayamıyorum. Sağ değil, muhafazakâr değil, emek partisi deseniz değil? Yelpazenin merkezinde değil, halkın merkezindeki bir parti. Ben hiçbir zaman dar anlamda sosyalistler birliğini savunmadım, kitle partisini savundum. Daha önceki partimde de bu konuyu hep tartışmaya açtım. Sadece sosyalistlerin taleplerini değil tüm emekçilerin taleplerini savunmamız lazım diyordum.

Siz bu söylediklerinizi sosyalist ve işçi hareketi içinde niye yapamadınız? Bugünkü haliyle Türkiye’deki sosyalist hareketin büyük ve kitlesel bir mücadeleyi omuzlayamayacağını gördüm.

Sebep? 19’uncu yüzyılın sonu, 20’nci yüzyılın başında dünyadaki büyük işçi siyasetleri sendikal ya da popülist hareketler üzerine kurulmuş. Son dönemdeki öncüleri Chavez, Morales. Türkiye’de ise sendikanın böyle bir gücü, toplumun her tarafına dokunan bir tavrı yok 1961’den beri. Sendikalar bugün bölünmüş ve yozlaşmış halde. Kitleleri sürükleyecek mecalleri yok. Türk-İş, zamanında bir parti kurup çok reformist bir program dahilinde işçileri ortak siyasete çağırmış olsaydı her şey farklı olabilirdi. Şahsen çok uğraştım ama olmadı. Olamaz da.

Niye olamaz? Türk-İş partisi kurulsun mu tartışmaları yapılırken Hak-İş başkanı “Bu tutmaz” demişti. Haklıydı çünkü siyasal kimlikler sınıflar temelinde değil din ve mezhep kimlikleri üzerine oluşmuştur.
Öyleyse İşçi Partisi’ni bırakıp Has Parti’ye geçmenizde, onun dini kimlikler temelinde siyaset yapması mı etkili oldu? Öyle demeyelim. Bakın Türkiye’de asıl sorun sosyalistler arasındaki bölünmüşlük değil. Toplumla sosyalistler arasındaki hastalıklı uyuşamama hali. Öte yandan sosyal taleplerin ciddi biçimde yükseldiği bir dönemdeyiz. Eskiden beri İslami hareket, Müslüman bir başbakan, Müslüman bir cumhurbaşkanı olsa her şey değişir diyordu. Kemalist bürokrasiye karşı savaş kazanıldı, ne değişti? Bütün bu kalkınmaya rağmen hâlâ yoksulluk, işsizlik aldı başını gidiyor. Vesayetçi rejimin baskısı ortadan kalktığı için şu anda uygulanan vahşi kapitalizme görülmemiş bir tepki olacak. Bunun karşılığı da Has Parti çünkü geçen seçimde AKP’ye oy verenlerin bu seçimde alternatif olarak CHP’ye oy vermesi beklenemez.

Bu kadar kesin söylüyorsunuz… Vatandaş sol-sağ ayrımını bu ülkede başka türlü yapıyor çünkü. Türkiye’nin bugün en sol sendikasının tabanına kime oy verdiğini sorun; cevap CHP değil. Birleşik Metal’in kendi yaptırdığı ankete göre üyelerinin yüzde 90’ı AKP’ye vermiş oyunu. Halk, sol deyince ne anlıyor Türkiye’de? Dinden uzak, pek de makbul olmayan şeyler. Algısı böyle yani.

Aslında talepleri sol talepler… Tabii. Sermayedarı mı düşünecek halk? Ama iç dünyasıyla ve inançlarıyla sol algısını bağdaştıramıyor. Türkiye’de bir insanın sol partiye oy vermesi günah gibi bir şey.

Yok artık… Sizin için söylemiyorum, alt sosyal sınıflar için böyle. CHP oy verdim, günaha girdim diyen çok gördüm. Hele bir de sosyalist partiye oy verecek; imkân yok! Çünkü Soğuk Savaş’tan kalma öğretiler ortalama halkta “Sol benim inançlarıma uymaz” fikrini yerleştirmiş bir kere.

Cipli Müslümanlar bize oy vermez

İslami sosyalizmin öncülerinden Ali Şeriati’den, Nurettin Topçu’dan alıntılar mı yapıyorsunuz siz Has Parti toplantılarında?

Evet aramızdaki sohbetlerde isimleri geçer.

Sosyalizm, din referanslı siyasete pek hoş bakmaz değil mi? Marksist sosyalizm bakmaz ama hareket bundan ibaret değil. Dünyada birçok İslami sosyaslist yazar vardır. Hatta ‘Dindar Sosyalist Enternasyonel’ bile var. Ben Has Parti’yle bir politikada anlaşıyorum. Sağlık ve ekonomi sistemlerinde örneğin. Biri bu sistemleri Marksist olduğu için savunur, diğeri iyi Müslüman olduğu için. Zaten herhangi bir Müslüman vatandaş sosyalist politikayı kendi inanç sistemi içinde bir yere oturtmazsa ona yaklaşamaz ki zaten.

Siz ve partiniz yıllardır boşa uğraştınız öyleyse… Müslümanlık sola karşıdır diye bir fikri varsa sol bir partiye oy vermesi mümkün değil. Biz şimdi tıkanıklığın önünü açıyoruz. Sol siyaset ancak böyle kitlelere ulaşıp büyüyebilir.

Bunu Milli Görüş kökenli bir parti yapabilir yani? Türkiye’de son dönemde İslam’ın sol yorumu derinlik kazandı. İran, Tunus ve Mısır’da yıllardır var bu. Ama Türkiye’deki bu akım onlardan farklı olarak anti-emperyalizmin ötesinde çok net anti-kapitalizmi savunuyor. Milli Görüş’ün bir kanadı buraya doğru evrildi. Hem de nasıl bir ortamda? İktidarda Müslüman bir başbakan varken. O yüzden değerli ve kuvvetli.

Bu akımın son dönemde güçlenmesinde İslami burjuvazinin büyümesi, Bekaroğlu’nun deyimiyle ciplerden inmeyen Müslüman kitlenin payı var mı? Olmaz mı? Müslüman kitle içindeki bu ayrım bugün çok daha net. Ciplere binenler tutup da Has Parti’ye oy vermez mesela çünkü AKP’den en çok onlar yararlandı. Gitsin istemezler.

Peki Has Parti’nin söylemlerinde dini referanslar kullanması bir sosyalist olarak sizi rahatsız ediyor mu? O kelimeler; inşallah, Allah izin verirse filandır. Bunlardan hiç rahatsız olmam. Bir inanç ifadesi bu. Şimdi sosyalist partilere sorsan, hepsi ‘Tüm inançlardan herkese kapımız açıktır’ der. Ama beş vakit namaz kılan bir sosyalist parti lideri mümkün mü, değil. Sorun burada.

Siz kendinizi politik olarak nasıl tanımlıyorsunuz şu anda? Kitlesel bir halk partisi içinde çalışan bir sosyalistim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir