Şirvan’da ‘dağın aldıkları’nı bekliyorlar

6 gün önce Siirt’in Şirvan ilçesine bağlı Maden köyündeki bakır madeninde bir göçük meydana geldi. Yaşanan maden faciası -bizim sitemiz de dahil olmak üzere- çok da haber değeri görmedi. Hatta bazı yayın organları “iş makineleri ve işçiler toprak altında kaldı” şeklinde haberler geçecek kadar hayatını kaybedenleri hiçe saydı. Ölenlerin Kürt, maden şirketinin de bol referanslı bir şirket olduğunu düşünürsek memlekette değişen bir şey yok diyebiliriz. Ciner grubuna ait bakır madeni ile ilgili her iş cinayetinde olduğu gibi, yine ihmaller zincirinden bahsediliyor. Bu ihmaller bir de Kürdistan sınırları içerisinde olunca haber yapmaya gidenler bile tehditlerle karşılaşıyor.

dag-1

Siirt’in Şirvan ilçesinde Ciner Grubu’na ait maden şirketinde meydana gelen göçükte 16 işçi toprak altında kaldı. Arama kurtarma çalışmaları sırasında 7 işçinin cansız bedenine ulaşıldı. Dün cansız bedeni toprak altından çıkarılan Bedrettin Caylı’nın hikayesini, kardeşi Şemsettin’le konuştuk.

Siirt’in Şirvan ilçesine bağlı Maden köyünde gölgede duramıyorsunuz. Gölge çok soğuk çünkü. Güneşe çıktığınız vakit ise sıcaktan mayışırsınız. Böyle bir hava var Maden köyünde. Bu nedenle Madan dağında çalışırken göçük altında kalan yakınlarının tonlarca toprağın altından çıkarılmasını bekleyen insanlar güneşe karşı duruyorlar. Tenleri ısınıyor, ama yakınları için acıyan yüreklerinde nasıl bir soğuk fırtına esiyor, bunu anlamak için gözlerine bakmak yetiyor.

AFAD ve Kızılay’ın, yakınları göçük altında kalanlar için kurduğu çadır, köylülerin ‘Madan’ dediği dağa bakıyor. Bütün gün ve gece, kimi sandalyede oturarak, kimi de ayakta durarak, yüzlerini Madan dağına çevirmiş bekliyorlar. Yakınları orada, o dağdan kopan toprağın altında, gözlerini ayırmıyorlar oradan.
Onların durduğu yerden dağda çalışan iş makineleri birer oyuncak büyüklüğünde görünüyor. Oyuncak büyüklüğünde görünen makinelerin daha çok, daha hızlı çalışmasını bekleyerek bakıyorlar dağa. Kendi aralarında usulca konuşurken bile gözlerini ayırmıyorlar dağdan, iş makinelerinden. Bir mucize gerçekleşsin ve yakınları sağ kurtulsun istiyorlar.

CİNER’İN GÜVENLİK GÖREVLİSİ

Kalabalık arasında konuşkan bir adam var. Yeğeni göçük altında, çıkarılmayı bekliyor. Göçük nedeniyle Maden köyüne kadar gelen Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın yakınları göçük altında kalanlarla yaptığı görüşmeye katılanlardan biri olduğunu söylüyor. Nedense yüksek sesle konuşuyor. Albayrak ile yapılan görüşmeden memnun görünüyor. “Bakan bey ‘göçük altında kalanların hepsi çıkarılıncaya kadar çalışma devam edecek’ dedi.”
Sorular soruyorum adama, verdiği cevapları not almaya çalışıyorum. Benden başka kimse onunla ve söyledikleriyle ilgilenmiyor sanki. Ancak “Göçük olayında ihmal olabilir mi soruma verdiği “Doğal afet” cevabı üzerine orada bulunanlardan itiraz sesleri geliyor. Adamlardan biri, “Nereden biliyorsun ihmal olmadığını?” diye çıkışıyor. Başka itiraz sesleri de yükseliyor ve insanlar etrafımızda toplanmaya başlıyor.
Bu arada bir güvenlik görevlisi kalabalığı yararak yaklaşıyor bana. Oldukça nazik bir şekilde, “Valilik emri var, vatandaşlarla röportaj yapamazsınız” diyor. Bir süre tartışıyoruz güvenlik görevlisiyle. Sonra, yine nazikçe, “Buyrun birlikte soralım” diyor. Bir konteynırın önüne kadar birlikte gidiyoruz. İçeri gidiyor ve kısa süre sonra dışarı çıkıp, emri tekrarlıyor. “Benim yapabileceğim bir şey yok” diyor ve tehdit cümlesini ekliyor: “Zorluk çıkarmasanız sizin için iyi olacak.”
Silahlı, telsizli güvenlik görevlisi Ciner şirketi için çalışıyor. Yakınları göçük altında kalmış insanların şirket hakkında olumsuz bir tek cümle kurmalarına, bunun medyada yayınlanmasına tahammüllerinin olmadığı apaçık. Etrafta sivil polisler, askerler var. Güvenlik görevlisiyle tartışma sürerse müdahale edecekleri belli. Tartışmanın manası yok. İş büyürse, “Maden köyünden haber yapmamız engellendi” başlıklı bir haber yapmakla yetinmek zorunda kalabileceğimi hissediyorum. Yanılmadığımı bir gün sonra anlıyorum. Polis ve asker başka gazetecilerin göçük altındaki işçi yakınlarıyla görüşmelerini kesinlikle yasaklamış, çektikleri fotoğrafları ve görüntüleri silmeye kadar vardırmışlar işi. “Burada haber yapamazsınız” demişler.
Aslında gazetecilere ayrılan yerde bekleseler hiçbir sorun çıkmayacak. Dağa bakarak, kendi aralarında muhabbet ederek arama kurtarma çalışmasının bitmesini bekleyebilirler. Yakınlarının göçük altından çıkmasını bekleyenlerle aralarına güvenlik şeridi çekilmiş, askerler gazetecilerden başka kimsenin o bölgeye girmesine izin vermiyor.

DAĞA ÇARESİZ GÖZLERLE BAKMAK

Daha yukarıda, taşeron firmaya ait şantiyenin olduğunu öğrenince oraya çıkıyorum. Burada da işçilerin aileleri var. Onlar da aşağıdakiler gibi yüzlerini dağa dönmüş, kederli bir sessizlik içinde bekleyişlerini sürdürüyorlar.
Güvenlik görevlisiyle tartıştığımı gören biri, ısınmak için yaktıkları ateşin yanına davet ediyor beni. Ateşin başında göçük altında kalan işçilerden Bedrettin Caylı’nın kardeşi Şemsettin’le tanışıyorum. Konuşmaya çalıştığım Şemsettin ya yere bakıyor ya da ağabeyini yutan dağa. Sorduğum sorulara kısa cevaplar veriyor. O konuştukça, sesinin de yüzü kadar yorgun olduğunu anlıyorum.
“Kaç yaşındaydı ağabeyin?” diye soruyorum, kısa bir süre düşünüyor, sonra “30” deyip susuyor.
“Bedrettin evli miydi?”
“Evet.”
“Kaç çocuğu vardı?”
“Beş.”
“Burada ne iş yapardı Bedrettin?”
“Kamyon şoförüydü.”
“Ne kadar zamandır burada çalışıyordu?”
“Birkaç ay oldu.”
“Daha önce ne iş yapıyordu?”
“Kamyon şoförü.”
“Neden ayrıldı oradan? Burası daha iyi olduğu için mi?”
“Yok. İşsiz kaldı, buraya geldi.”
“Bazı şikayetler duyduk işçilerin ailelerinden. Diyorlar ki, palyalarda çatlaklar olmuş, ancak taşeron firma, uyarılara rağmen çalışmaya devam etmiş. Bedrettin de bu konuda bir şey söyledi mi size?”
“Yok. Bilmiyorum.”
Bu sorudan sonra bizi dinleyen gençlerden biri araya giriyor. “Olsa da gidip evde söylemez ki işçi. Ailesi korksun istemez. Ben de burada 8 ay çalıştım. Kaç defa göçük oldu, ama anneme hiç söylemedim. Söylesem korkacaktı, belki beni bir daha göndermeyecekti madene.”
Sonra burnundaki bir yara izini gösteriyor. “Bu da madende çalışırken oldu” diyor, “Göçük sırasında bir taş düştü burnuma. İzi kaldı, ama bunu da anneme söylemedim.”
8 ay çalıştıktan sonra bırakmış işi. Dediğine göre çalışma koşullarına dayanamamış. Şimdi İstanbul’da yaşıyor ve göçük olayını duyunca gelmiş köye. Çünkü göçük altında kalan 16 işçi çalışma arkadaşıymış ve kimi de Bedrettin gibi akrabasıymış. “İnsan gelmeden duramaz ki” diyor.
Şemsettin Caylı ile konuşmaya devam ediyorum. Güvenlik görevlisi olarak Şirvan’da bir iş yerinde çalışıyormuş Şemsettin, ancak iki ay önce işten çıkarılmış. Şimdi işsiz. Göçükten sonra ayrılamamış buradan. “Eve gidince de uyuyamıyorum” diyor.
Göçüğün meydana gelmesinde firmanın bir ihmali varsa ne yapacaklar? Dava açacaklar mı? Şemsettin, “Büyüklerimiz bilir” diye cevap veriyor.

BEDRETTİN BİR GÜN SONRA BULUNDU

Şemsettin’le bu konuşmayı yaptıktan bir gün sonra, akşama doğru Bedrettin’in toprak altında kalan cansız bedenine ulaşıldı. Bedrettin diğer arkadaşları gibi ekmeğini dağdan çıkarıyordu. Dağ ve toprak, bir işçinin dediği gibi, 15 arkadaşıyla birlikte Bedrettin’i de “yuttu”.
Bedrettin Caylı’nın toprak altından çıkarıldığını öğrendiğimde, konuşurken yere ve dağa bakan Şemsettin’i görmek istedim. Bu kez soru sormak için değil, sarılmak için… Mümkün olmadı.

(http://www.emekveadalet.org/alinti/sirvanda-dagin-aldiklarini-bekliyorlar/)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.