Diyarbakır’da Kayyımla Bir Yıl

15 Temmuz sonrasında ilan edilen OHAL, yaklaşık 150.000 kamu personelinin ihracıyla sonuçlandı. Adli ve idari soruşturmadan yoksun bu uygulama, onbinlerce insanı en temel geçim dertleriyle yüzyüze bıraktı. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne Kasım 2016’da eş belediye başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın tutuklanmasının ardından kayyum atandı. İlk icraatı ise belediyenin Kürtçe eğitim alanında çalışan personelinin ihracı oldu. Ekmeği ile kültürü, kimliği ile rızkı arasında bir tercih yapmaya zorlanan Kürtçe öğretmeni Med ile hasbihal ettik…

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Ben Med. Diyarbakır’ın Silvan ilçesindenim. Üniversite mezunuyum. Bugüne kadar resmi olarak bir dönem belediyede çalıştım. Kayyum geldikten sonra sözleşmeler feshedildi. Bir nevi ihraç edildik. Sonra bir iş yeri açtım, şu anda onu işletiyorum.

Belediyede hangi birimde çalışıyordunuz? Nasıl çalışmalar yapıyordunuz?

Belediyede kültür alanında, dil biriminde çalışıyordum. Belediye içerisindeki çift dilli programlara yardımcı oluyordum, Türkçe- Kürtçe çevirilerle ilgileniyordum.

Çift dilli programları biraz açıklar mısınız?

Yerel yönetimler çift dilli programa geçmişti artık. Bütün raporlarını ve belgelerini Türkçe yazıyorlardı sonra Kürtçe’ye çeviriyorlardı. Şehir içindeki reklamlar, kongre, kurultay, sempozyum gibi etkinliklerin duyuruları Kürtçe de yazılıyordu. Belediyede bunların düzenlemesini yapıyorduk. Ayrıca kurslar da vardı. Belediye çalışanlarına Kurmanci ve Zazaki kursları veriyorduk. Kayyum geldikten sonra herhalde çift dilliliğe, bu yörenin kendi dili olan Kurmanci ve Zazaki’ye ihtiyaç duymadılar. Kendi dillerinde işlerini yapmayı tercih ettiler ya da yeterli gördüler.

İhraç süreci nasıl gelişti? Çalıştığınız birime özel bir muamele oldu mu?

Halk şunu da biliyor; bir zihniyet eğer dilini yasaklıyorsa, kültürünü yok etmeye çalışıyorsa, kadınları haklarından mahrum ediyorsa o yapılan asfaltlar hiçbir şeye yaramaz.

Kayyum geldikten sonra bizi işten çıkarmalarını bekliyorduk. Özellikle bizim alandakiler daha çok bekliyordu. Çünkü biz kültür alanında çalışıyorduk ve Kürt olduğumuz için Kürt kültürünü, Kürt dilini geliştirmeye yönelik çalışmalar yapıyorduk. Kayyum merkezden atanır, Ankara’dan gönderilir. Merkezi atamayla Ankara’dan gelen bir zihniyetin Kürt kültürünü ve dilini geliştirmeye yönelik bir çalışma yapacağını zannetmiyorum. Bizim çalışmalarımızın onlara yararlı olacağını da zannetmiyorduk ki öyle de oldu. Bu halkın en temel hakkı ve ihtiyacı olan dilini ve kültürünü yaşatmayı tercih etmediler. Biz bunu devletin bir politikası olarak görüyoruz. Yıllardır, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından bu yana bütün azınlıklar üzerinde uygulanan baskılara örneklerdir bu yaşananlar. Kürtler bugüne kadar kendini var etmiş bir azınlıktır. Tabii Türkiye’de Kürtler azınlık olarak geçmiyor, vatandaştır deniliyor ama haklarından mahrum vatandaşlardır. İşten çıkarılmayı bekliyorduk, çünkü yıllardır bu dilin yok olması için asimilasyon politikaları uygulayan bir zihnin kayyumdan sonra bunu meşru görüp yaşatmasını beklemiyorduk. Öyle de oldu. Yapmadılar. Hem dil alanını boşalttılar hem de kültür alanında çalışan bütün arkadaşlar zarar gördüler. Mesela Şehir Tiyatrosunda hiçbir arkadaş kalmadı. Hepsini işten çıkardılar.

Özellikle kültüre, dile ve kadın alanına yöneldiler. Çünkü bu alanda çalışan yerler toplumun hücresini oluşturuyordu. Yani toplumun kendini var edebilmesi için, kültürünü yaşatması için, dilinin yok olmaması için mücadele eden birimlerdi. Bu çalışmaların devam etmesine gerek duymadılar ya da bunun yok olmasını istediler. Bu çalışmalar göz önünde olan çalışmalar değildi. Onları yok ettiler, daha çok park, bahçe, asfalt gibi göz önünde olan çalışmalara başladılar. Halkın görebileceği somut şeylere yöneldiler, biz çalışıyoruz imajı vermek istediler. Şu an aynı şeyi yapmaya devam ediyorlar. Ama halk şunu da biliyor; bir zihniyet eğer dilini yasaklıyorsa, kültürünü yok etmeye çalışıyorsa, kadınları haklarından mahrum ediyorsa o asfalt hiçbir şeye yaramaz. Halk arasında konuşulanları duyuyoruz, biliyoruz. Bunların seçim yatırımı olduğunu biliyoruz. Hiçbir işe yaramayacağını biliyoruz çünkü halk ne olduğunun farkında. Birkaç tane kültür merkezi vardı Cegerxwin gibi, Aram Tigran gibi, Dicle Fırat gibi. Bunların hepsi kapatıldı. Neden kapatıldı? Hiç mi gerek duyulmuyordu? Kaç yıldır açıktı, halk hiç mi gitmiyordu? Oradaki kurslar, dersler, çalışmalar hiç mi yararlı olmadı bu halka ki bunlar kapatıldı. Neden kapatıldı düşünmek lazım. Halk bunları biliyor. Bu yüzden yapılan asfalt, kaldırım çalışmalarının işe yarayacağını düşünmüyorum.

İşsiz kalmaktan korkuyor muydunuz?

Herkesin korkusu vardır işsiz kalacağına dair ama hiçbir zaman biz kendimizi bir şeye bağlı kılmadık. Devlet olmazsa, kurum olmazsa çalışamayacağız, işsiz kalacağız, aç kalacağız, öleceğiz gibi düşüncelere kapılmadık. Evet, zor durumda olan birçok arkadaş var. Evli olan, borcu olan, kirada yaşayan insanlar var. Onlar zor duruma düştüler. Yıllardır orada çalışıp şu an işsiz kalan insanlar gerçekten zor duruma düştüler. Bu insanları açlıkla terbiye etmedir ve hiç ahlaki değildir.

Ekmekle imtihan edilmek zor. Peki neden uzlaşmadınız? TRT 6 gibi bir kurumda iş bulamaz mıydınız?

Özgür Gün, Azadi TV, Zarok TV gibi TV kanalları bile kapatılıyorsa ve materyalleri TRT Kürdi’ye gidiyorsa bunu biraz düşünmek lazım.

Evet, çok ironik bir şey aslında bu. Malum darbe ve OHAL’den sonra sizin de bildiğiniz gibi bütün özgür basın, emekçi arkadaşların işlerine son verildi. Dernekler kapatıldı. TV ve radyolar kapatıldı. Aynı zamanda çok ilginçtir, kapatılan bu yerlerin eşyaları, malları, materyalleri hepsi TRT Kürdi’ye gitti. Özgür Gün, Azadi TV, Zarok TV gibi TV kanalları bile kapatılıyorsa ve materyalleri TRT Kürdi’ye gidiyorsa bunu biraz düşünmek lazım. Neden bunu kapatıyorsun? Bu da Kürtçe yayın yapıyor o da Kürtçe yayın yapıyor. Demek ki burada bir zihniyet farkı var. Bu toplumun kültürünü, buradaki yaşamın gerçekliğini bilmeyen, umursamayan bir zihniyetin yanında çalışmak bana doğru gelmedi. Bu yüzden hiç düşünmedim onlarla çalışmayı. Çünkü beni işten çıkaran zihniyet o zihniyet. Ben onlara gidip beni işe alın desem de almazlar, böyle bir talepte de bulunmam zaten onlardan.

Şu anda kayyum belediyesinin de Kürtçe kursları verdiğini biliyoruz. Bunun sizin yaptığınızdan farkı nedir? Mevcut belediyenin sosyal ve kültürel politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yapılan kurslardan haberim var ama bunların sadece sembolik olduğunu düşünüyorum. Oraya giden, gerçekten dil öğrenmeye çalışan gençlerle görüştüm, tanıştım. Sadece yapıyoruz imajı vermek için yapılan bir şey. Büyük bir çelişki değil mi bu? Büyükşehir kültür alanında bir dil birimi var. Orada bu iş yapılıyor. Kürdi-Der gibi bir dernek var bu iş orada yapılıyor. Bunları kapatıyorsun ve atamayla gelen insanlarla bu dili vermeye çalışıyorsun. Bu kesinlikle halkı kandırmaya yönelik, biz geldik ama dili yasaklamıyoruz mesajı vermek için yapılan bir şey. Dili yasaklamaya gelmediysen neden dernekleri kapattın, neden dil biriminde çalışanları işten çıkardın? Ya da neden çok dilli ya da çift dilli programdan vazgeçtin? Ya da kayyumdan sonra çok nadir de olsa siyasi amaçlar için hazırlanan Kürtçe pankartlardaki dil yanlışları neden? Madem buna önem veriyorsun, madem kurs verecek öğretmenlerin var, neden bunlar doğru düzgün yapılan işler değil?

Daha önce de Cegerxwin Kültür Merkezinde kurslar vardı. Burayı ele geçirdikten sonra sanki müdahale etmedik, oradaki insanları işten çıkarmadık gibi bir imaj vermeye çalışıyorlar ama orada çalışan hiçbir insan şu an kalmadı. Kendi zihniyetindeki insanlar şu an orada ders veriyor. Ve dersleri de sadece sembolik veriyorlar. Bir sohbet havasında ya da sadece kitaptan iki üç cümle okuma şeklinde veriliyor. Oraya Kürtçeyi gerçekten öğrenmek için gelen insanlara yazık etmekten, zamanlarını öldürmekten başka hiçbir şey yapmıyorlar.

Kürtçe bu toplum için kültür ve hafıza aktarımını sağlayan bir direniş aracı aynı zamanda. Peki, Kürtçeyi kullanmada toplumsal hassasiyet ne kadar yaygın?

En önemli şeylerden biri, hiçbir resmi kurumda Kürtçe konuşulmuyor. Ya da çalışma alanının hiçbir yerinde Kürtçe konuşulmuyor.

Diyarbakır merkez bir yer. Herkes Diyarbakır’a farklı bir gözle bakıyor. Hem siyasi açıdan hem kültürel açıdan hem de burada yaşanmış olaylar açısından. Ama yıllardır burada o kadar sistematik bir asimilasyon yapılıyor ki… Kürtçenin konuşulmaması, yok olması için akla gelebilecek her şey yapıldı. Burası büyük bir şehir, iki milyondan fazla insan yaşıyor. Bu asimilasyon politikaları şehir merkezlerinde daha çok kendini gösteriyor. Geçmişte kırsal alanda da yapılan bir şeydi. Büyüklerimiz anlatır. Köye gelen öğretmenler hiç Türkçe bilmeyen çocuklara Kürtçe konuşmayın diye eziyet ediyorlar, vuruyorlar, dövüyorlar. Anne-babanızla Kürtçe konuşmayın diyorlar. İyi de o çocuk zaten Türkçe bilmiyor ki. Oraya gelen öğretmenin komutanmış gibi asker hareketleriyle oradaki köylülere yaklaşması, köylülerin o öğretmenden çekinmeleri, hiç bilmedikleri halde Türkçe konuşmaya çalışmaları çocukların kafasında bir algıya sebep oluyor.

Yıllardır televizyonlarda, haberlerde, programlarda Kürtler’den bahsedildiği zaman ücra yerler, ara sokaklar, çöplerin yollarda olduğu yerler, perişan haldeki insanlar gösterilir. Çocuklar kirli bir şekilde gösterilir. Kürtçe konuşanlar da o şekilde lanse edilir. Güneydoğu’da, Doğu’da, Kürtler’in olduğu yerlerde köyler yakıldı. Oradaki insanlar işkencelerden geçtiler, öldüler. 17 bin faili meçhulden bahsediliyor. Birçoğu ifade veremedikleri için öldürüldüler. Birçoğu kendini ifade edemediği için ceza aldı. Bu dönemde hayatta kalan insanlar çocuklarına mutlaka Türkçe öğrenmeleri konusunda baskı yaptılar. Bu baskıyı ben de yaşadım. Büyükler “Türkçe öğren, evde de dışarıda da her yerde Türkçe konuş” baskısı yapıyordu. Çünkü onlar o işkencelerden geçmişlerdi ve cevaplarını veremedikleri sorularla karşılaşmışlardı. Dolayısıyla Kürtçe’ye dair olumsuz bir algı oluşuyor ve bugün toplumun büyük bir çoğunluğu Türkçe konuşuyor. Büyük çoğunluğu da Kürtçeyi unutmuş, bilmiyor. Diyarbakır merkezi için söylüyorum bunu. İlçeler ve kırsal biraz daha iyi. Ama merkez biraz böyle. Bakanlardan biri “Kürt dili medeniyet dili değildir” demişti. Özellikle gençlerde böyle, Kürtçe konuştuğun zaman hiçbir şey ifade edemiyormuşsun gibi bir algı var.

Dayandık, dayanmaya devam ediyoruz. Çünkü bu kadar şey yaşamamıza rağmen hala yok olmadıysa bu kültür, bundan sonra da yok olacağını hiç düşünmüyorum.

En önemli şeylerden biri, hiçbir resmi kurumda Kürtçe konuşulmuyor. Ya da çalışma alanının hiçbir yerinde Kürtçe konuşulmuyor. Bugün kapitalizmin çok yoğun bir şekilde yaşandığı bir dönemdeyiz ve Kürt dilinin para etmediğini gören insanlar öğrenmeye ihtiyaç duymuyorlar. Tamam, öğrenmek istiyorlar, bilmek istiyorlar ama daha çok Türkçe konuşuyorlar. Çünkü Türkçe para ediyor. Çünkü sen Türkçe ile işe girebiliyorsun, Türkçe çalışıyorsun, bir hastanede, bir bankada, herhangi bir devlet kurumunda ya da özel kurumda Türkçe konuşmalısın. Böyle olunca insanlar Kürtçe konuşmaya ihtiyaç duymuyorlar.

Neredeyse bir yıl öncesine kadar kültürel alanda çalışan bir sürü kurum vardı. Ve OHAL’in ilan edilmesiyle birlikte hepsi dağıldı. Son on beş yılda inşa edilen kültürel alan neden bu kadar kırılgan? Acaba bu kurumların tasarımında mı bir sıkıntı vardı? Özerk alanlar oluşmuş olsaydı devlet bu kadar kolay tahrip edebilir miydi?

Bu süreç öyle bir zamana denk geldi ki… İki-iki buçuk yıl süren çözüm sürecinden sonra ben zannetmiyorum ki insanlar böyle bir sürecin geleceğini tahmin etmiş olsunlar. Şehirlerin yok edileceği, sıkıyönetimin geleceği tahmin edilmiyordu. Çünkü 90’larda yaşanan köy yakmaları vardı ve bundan ders çıkarmalar söz konusuydu. Bunun için özür dilemeleri bile söz konusu olurken, mecliste konuşmalar yapılırken, 2015’te şehirlere bombaların yağacağını kimse tahmin etmiyordu. 100 yıllık bir Türkiye tarihinde seçimle gelen belediyelere kayyumların atanabileceğini kimse tahmin etmiyordu. Yüzün üzerinde belediye var, bunları destekleyen bir kitle var ve bu milyonların iradesine kilit vurulacağını kimse düşünmüyordu.

Kürt halkı Türkiye’deki bütün halklardan daha örgütlüdür, ben buna inanıyorum. İnanılmaz derecede bir baskı var şu anda. İnsanlar evlerinin içine dahi konuşmaya korkar oldular. İki kişi yan yana gelmeye korkar oldu. Şu an mesela kültür alanındaki merkezlerin kapatılmasıyla onlar yok olmadılar. Kurumlar ortadan kalktı belki ama o işleri yapan insanlar yine uğraşıyorlar. Kurumlar kapatılsa da zihni yok edemezler ki. Beyinde olan bir şeyi yok edemezsin. Fırsat bulduğu zaman bu çalışmalar tekrar hayata geçecektir. Örgütlülük sürüyor, ama tabi onların şu an belki yarısı hapiste, belki yarısı kaçak, belki yarısının hakkında soruşturma açıldı. Biraz da tedbirli davrandıklarını düşünüyorum, yoksa örgütsüzlükten kaynaklı bir şey değildi. Ben bu sürece yeterince sahip çıkıldığını düşünmüyorum, ama bu baskının şiddetinden kaynaklıydı. En önemlisi de ekmekle terbiye etmeden kaynaklıydı. Bu coğrafyada yaşayan insanların ölümden korkacağını zannetmiyorum. Çünkü zaten yıllardır ölüyorlar, ölmeye devam ediyorlar. Ama ekmekle terbiye biraz zor oldu. Kapitalizmin bu kadar yoğun olduğu bir ortamda çok zor. Evde ekmek bekleyen insanlar varsa eğer, geçimini sağlamak için bazı şeylere boyun eğiyorsun. Ben bundan kaynaklandığını düşünüyorum, örgütlülüğe dair eksiklik olduğunu düşünmüyorum.

Dayandık, dayanmaya devam da ediyoruz. Çünkü bu kadar şey yaşamamıza rağmen hala yok olmadıysa bu kültür, bundan sonra da yok olacağını hiç düşünmüyorum. Çünkü eskiden gizlenebiliyordu, ama bugün bunlar yaşanırken hepsi kayda alınıyor, yazılıyor, insanlar artık kaynaklara ulaşabiliyorlar ve hafızalara da kaydoluyor bunlar.

Bir tercih yaptınız, bedel ödediniz. Şimdi hayatınızı başka bir iş yaparak kazanıyorsunuz. Pişman mısınız?

Batıya gidip orada inşaatlarda çalışmaktansa, gidip o zihniyete hizmet etmektense burada geçimimi sağlayacak kadar bir gelirim olsun. Bunu yapmayı tercih ettim.

Aslında ben bir şey yapmadım. Ben bir şeyi yapmaktan vazgeçmedim. Dolayısıyla bir pişmanlık söz konusu değil. Çünkü onlar benim işime son verdiler. Burada bir iş yeri açmaktan pişman değilim. Mecburum, bir şekilde bir iş yapacağım. Şunu düşündüm, batıya gidip orada inşaatlarda çalışmaktansa, gidip o zihniyete hizmet etmektense burada geçimimi sağlayacak kadar bir gelirim olsun. Ben bunu yapmayı tercih ettim. Pişman değilim.

Kürtçeyle ilişkiniz nasıl? İnsanlara hala bu dili öğretmek, bu pratiği sürdürmek için hevesiniz kaldı mı?

Biraz bilinçle alakalı bir şey bu. Çok ilginçtir. Yanılmıyorsam bütün toplumlarda böyle bir refleks gelişiyor. Bir toplum hangi konuda baskı görürse o alana daha çok yöneliyor. Bu süreçte bütün Türkiye’de OHAL’in olması ve güneydoğu ve doğuda, Kürt bölgelerinde bunun sıkıyönetime dönüştüğü bir durumda dahi insanlar Kürtçe öğrenmek istiyorsa bence bu çok değerlidir. Çok büyük bir emektir ve bir şeyleri göze almaktır. Benim o insanları gördükten sonra öğretme hevesim biraz daha arttı. Güzel günlerde herkes bir şeyler yapar. Ama zor günlerde bunu yapmak biraz daha heyecanlı oluyor galiba.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Maalesef Kürt halkı, aslında sadece Kürt halkı değil Türkiye’de yaşayan bütün azınlıklar ve muhalif olan herkes bu bedeli ödüyor şu anda. Geçecek, iktidarlar hiçbir zaman ömür boyu iktidarda kalmazlar, bir gün mutlaka düşerler.

Bu sürecin böyle devam edeceğine ben inanmıyorum kesinlikle. Tarih tekerrürden ibarettir deniyor ya, bu böyledir. Türkiye Cumhuriyeti birçok darbe görmüştür. En ağır 80 sonrası zindan direnişlerindeki ölümler, 90’lardaki köy yakmalar, 2000’e kadarki faili meçhuller, Hizbullah’ın yaptıkları vs. Kürt halkı bunların hepsini gördü ve hepsini atlattı. Çözüm süreci gibi bir süreç geldi. İki yıl boyunca siyasi ya da hukuki nedenlerle hiçbir ölümün gerçekleşmediğini gördü. Avrupa’dan terörist sayılan insanlar geldi elinde silah olmadan. Bu süreçleri gördük. Bence bunlar geçici, çünkü bunlar hükümete bağlı şeyler. Yarın öbür gün hükümet değiştiğinde bunlar geçecektir diye düşünüyorum. Halkın baskılardan korkmaması lazım diye düşünüyorum. Çünkü bunlar geçicidir. Maalesef Kürt halkı, aslında sadece Kürt halkı da değil Türkiye’de yaşayan bütün azınlıklar ve muhalif olan herkes bu bedeli ödüyor şu anda. Geçecek, iktidarlar hiçbir zaman ömür boyu iktidarda kalmazlar, bir gün mutlaka düşerler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir