Türk Köylüsünün İsyanı

Köylülerin, köyde tarım ve hayvancılıkla uğraşanların yaşadıkları sıkıntıları hep ikinci, üçüncü ağızdan dinlemeye alışan bizler için, web sitemize bir yorum olarak düşen aşağıdaki yazı oldukça farklı ve samimiydi. Bu derdin, bu sıkıntının ne kadar büyük olduğunu önümüze sayılardan fazlası olarak seren bu yazıyı yaygınlaştırmakta yarar gördük. Mustafa beyin onayıyla yayınlıyoruz. Umuyoruz ki bu derdin yayılması, paylaşılması azalmasına bir şekilde vesile olur.

MUSTAFA AYCIN

TÜRK KÖYLÜSÜNÜN İSYANI

Son on yıldır ülkemizde işler ne kadar iyi gitti değil mi?

Dünya kriz bataklarında çırpınırken, biz Türkler nasıl da seyrettik ıslık çalarak!
İhracat ve büyümede rekor üstüne rekorlar kırdık. Döviz rezervlerimiz sürekli hayallerin ötesinde seyretti. Sıfırcı hocalar bile, notlarımızı arttırmak… zorunda kaldılar. Göktürk’ü gönderdik uzaya, Altay’ın, Atak’ın üretimi için artık günler sayılı. Topun, tüfeğin en kralını, biz üretmedik mi? Savaş uçağı, uçak gemisi, uzun menzilli füzeler için de bastık düğmeye. Elbette ıslık çalarız krizlere!
Diğer ülkelerin yaşlı, özürlü, dul ve yoksullarını kapsayan bir anket yapsalar. Sorsalar onlara; Hangi ülkede yaşamak istersiniz diye. Hiç kuşkusuz, tamamı Türkiye diyecektir. Çünkü son on yılda bu ülke, onlar için bile cennet oldu!
Otobanlarına kurban olduğum, sevgili yurdum benim!

Her şey çok güzeldi ama, ehemmiyetsiz bir sıkıntı da yok değil hani!
Şu köylüler var ya! Ülke nüfusunun % 40’ını teşkil eden düzen bozucular!
Hükümetin teşviğe boğduğu, faizli faizsiz her türlüsünden, kredilerle şereflendirdiği nankörler!
Bütün krediler, teşvikler, boğazlarına durasıcalar!
Aha! Onlardan birisi de benim. 5 çocuğu, bir torunu, 30 da ineği olan bir köylü. (Buzağıları, kedi, köpek ve tavukları, sayıma dahil etmedim.)
10 yılın ilk beşinde, bizim için her şey mükemmel değildi ama. Kendi yağımızda kavrulup gidiyorduk. Devletimiz bizim darıya, tosuna teşvik gönderirdi ara sıra (Çaya cıgaraya katkı kabilinden). Sevinirdik, Ankara bizi de hatırlamış diye.

Derken, yine halka seslendi Başbakan! Tarım kesimine, hayvancılığa verilecek dev yatırım teşvikleri ve sıfır faizli kredileri muştuladı. Günlerce köy kahvelerindeki sohbetlerimizin ekseni oluverdi bu mevzu. Devletimizin sunacağı bu fırsatla, ahırlar yenilenecek, kapasiteler artacaktı. Gelişen Türkiye’ye biz de ayak uyduracaktık. İşler oturunca, kimimiz külüstür de olsa bir araba alacak, kimimiz iki göz oda yapıp oğlan everecekti. Ah! Ne güzel hayallerdi onlar!
Çok geçmeden lüks arabalarıyla, fiyakalı adamlar akın etti köylerimize. Büyük ahırlar yapmak için, arazi satın almak istiyorlardı. Film artistleri, holdingler, tekstilciler!.. Arazilerimizi istila ettiler. Dev ahırlar yapıldı. Yüzlerce, binlerce inek geldi yurt dışından. Arz-talep alt-üst oldu. Denge bozuldu, muvazene kaydı.
Sektörün yeni aktörleri simsarlardı.
Hemen organize olup, kurumsallaştılar. Et ve süt borsası oluşturdular adeta! Ama bu borsanın ne kanunu ne de nizamı vardı. Kanun da, nizam da onlardı. Bu izanı olmayan birkaç kapitalist, bizim sattığımız etin, sütün fiyatını düşürürken, tüketici fiyatlarını durmadan yükselttiler.
Hükümet hiçbir çözüm geliştirmeden, yıllarca bizim infazımızı seyretti.
Bu gün 7.000 Lira olan inek, üç ay sonra 1.000 Lira olabiliyordu artık. Sattığımız bir litre süt, bir kilo yem almıyordu. Bizim köyler, çağ atlayan ülkemin, Patagonya’sıydı artık!
Aldık kaybettik-sattık kaybettik.

Güzel hayallerle güç bela alabildiğimiz krediler, ödenemez oldu.
Kokuyu alan bankalar, taze boka üşüşen sinekler gibi üşüştüler köylerimize.
Bazı akşamlar bir kahvede iki hatta üç banka şubesini ağırladık. Köy kahvelerinde kurulan fotokopi cihazlarında suretlerimiz çıkarıldı bir-bir.
Konuyu rahatsız edecek boyutta, ana gündem maddesi yapan Medyanın eleştirileri,
Sn. Başbakan’ın dikkatini çekebildi nihayet. Memlekette her şey tıkır-tıkır işlerken, bu et ve süt fiyatlarının hali neydi böyle? Tüketici endeksi ve Enflasyon rakamlarını bozacak kadar nasıl yükselirdi? Bakanın sektörle ilgili, Kabinede yapmış olduğu o güzelim izahat ve analizlere rağmen, neler oluyordu? Ezcümle, durum vahimdi! (muhtemelen) Sn. Başbakan çok kızdı! Sn. Bakan’dan, bu ne menem iştir? Deyip bilgi istedi. Durumun ezikliği içinde, yaptığı kem- küm’lerle dolu bilgilendirmeden sonra, Sn. Bakan, derhal meseleyi çözme talimatıyla, ayrıldı huzurdan. Öfkeliydi!

İvedilikle Güçlü Türkiye’ye yakışır nitelikte bir operasyon başlatıldı.
Gemiler, tırlar dolusu Anguslar, Limuzinler, Simentaller geldi üç kıtadan. Kimi kara, kimi kırmızı, kimi benekli. Bir fayda-zarar analizi bile yapılmadan.
Devletin vermiş olduğu ballı kredi ve teşviklerle, adeta altın tepside sunulan bu tarihi fırsatı değerlendirenler yine simsarlar oldu.
Ey Hükümet edenler;
Yanlışlar yanlışlara gebedir! Yanlışların tekrarıysa felaketleri ünler!
Sizin kararlarınızın her biri birer tuzak olup, geldi bizi vurdu.

Gelin bize neler yaptığınıza bir bakalım;
• İthal ettirdiğiniz hayvanlar, bizim hayvanlarımıza hediye olarak şap hastalığı getirdiler.
• Bir yıla yakın şap hastalığıyla boğuştuk. Hayvanlarımız telef oldu.
• Karantinalar peş peşe geldi. Hayvan dolaşımı yasaklandı, pazarlar kapandı. Canlı hayvan ticareti durdu.
• Karantina aralarında da talep olmadı. Çünkü piyasalar bozulmuştu. Veresiye verdik, hayvanlarımızı üç kağıtçılara kaptırdık.
• Paraya döndürebildiğimiz hayvanlar üç kuruşa gitti. Batan geminin malları misali!
• Simsarlar et taciri oldular. Bizim kesim hayvanı arzımızın bir değeri kalmadı. Bir hayvan kestirebilmek için, haftalarca simsarların kapılarında bekleyen ricacılar olduk. Artık bizim hayvanlarımız, istedikleri zaman ve fiyattan alabilecekleri simsarcı stokları oldu.
• 1litre süt, 0.90 Kuruş (brüt), 1kg. Yem, 0.90 Kuruş (net)
• Benim 30 ineklik işletmemin net zararı, her ay 3.500 Lira.
Simsarlar bankalar vurdu vurgunu!
Bizimse; Ne hanede dirlik kaldı! Nede elde dirimlik!
Köylerde, benim ailem gibi hayvancılıkla geçinen binlerce ailenin ahvali budur işte!

Her gün 30 ineğin bokuyla uğraşıp, yaz boyunca mısır tarlalarında maaile debelenmenin karşılığında; Yaşama isteğimizi bile ortadan kaldıracak kadar bizi perişan edenlere, Simsarı, para babasını ihya edip, bizi bedbin edenlere. Buna seyirci kalanlara. Bizlere hayatımızın en büyük acz ve çaresizliğini yaşatanlara, ben ne demeliyim sizce? Binlerce köylü ne demeli?
Sürekli borç aramaktan, dostlardan alınan borçları ödeyememekten, ödenemeyen kredi borçlarının telefonlarına, uygunsuz yerde yakalanma korkusuyla, gün boyu telefonu sessiz konumda tutmaktan, ruh hastası olduğumuzu lütfen görünüz.
Bu ülkede, yarım asırlık bir hane reisi, eşek gibi çalışıp, her ay 3.500 Lira zarar ediyorsa, artan ve ödenemeyen borçlarını çocuklarına bile izah edemediğinden, uykuları kaçıyorsa. Bu kimin suçudur Allah aşkına!
Kendi adıma; Müsebbiplerine, beddua etmiyorum. Ama hakkımı da helal etmiyorum.
Keşke bizi yönetenler; Alım ve satım fiyatlarının Devletçe denetlenmesinin, Serbest Piyasa Ekonomisinin sigortası olduğunu, kavrayacak kadar basiret sahibi olsalardı!
Keşke bütün bunlar hiç yaşanmasaydı!
Keşke bunları konuşmak zorunda kalmasaydım!

Sözünü ettiğim binlerce küçük işletmeyi, bunların sahibi olan köylüler ve ailelerini izlemeye devam edin; Bu insanlar borçlarını nasıl öderler. Kaçı ölür, kaçı kalır. Bunlar hangi parayla ne yer-ne içerler. Bunlardan kaçı evine kömür alabilir, kaç tanesi donmadan yazı görebilir.
Lütfen izlemeye devam edin!

Umulur ki, gücün şükrünün, Adalet olduğu hatırlanır.

Şüphesiz, Allah zulmedenleri sevmez.

• Mustafa Aycın.1986-2001 aralığında İstanbul’da yaşadı. Bu dönemde, 12 yıl reklam ajansı işletmeciliği, matbaacılık ve ticaretle uğraştı. 3 yıl da bir finans kurumunda çalıştı. 2001’den bu yana köyüne (Balıkesir, merkez Aslıhan Tepecik Köyü) hayvancılık yapmaktadır. Aslında bu anlatı Türk köylüsüne AKP Hükümetinin yaşattığı felaketin özetidir.

4 Responses

  1. Erim dedi ki:

    Olumlu olumsuz hiçbir anlam yüklemeden bir istatistik paylaşıp bu tercihi anlamak için biraz daha kafa yoracağım kendimce.

    Balıkesir Merkez Aslıhantepeciği Köyü 12 Haziran 2011 seçim sonuçlarına göre;
    845 seçmenden
    619’u mührü Ak Parti’ye vurmuş.
    Bu da oran olarak % 73 ediyor.

  2. emre dedi ki:

    Bu da ülke ölçeğindeki reel politik tutumdaki karmaşıklığı gösteriyor muhtemelen. Seçim düzeyinde yapılabilecek politik analizler, AKP’nin parti olarak ciddi bir hegemonik alan kapladığını gösteriyor yani. Yani bu partiye hakikaten “müslüman” olduğu için oy verenler, başka bir yere veremeyeceği için oy verenler, başkasına verse seçilemeyeceğini bildiği için oy verenler, partinin ilk dönemlerinde hakikaten partiyle paralel bu işten kazançlı çıkan kesimler vs… diye gider. Bu alt kategorileri de düşünmek lazım hemen bu istatistiğin ardından. Tabi ki sonuç (parlementer düzeyde) değişmiyor. Ama yine de bu şekilde bakılmalı kanımca.

  3. bedri dedi ki:

    oldukça sahici ve içerden bir metin. yağlandırılmış sulandırılmış reklamlı söylemlerin kör etmesi halini güzel betimlemiş.

  1. 29 Aralık 2012

    […] Türk Köylüsünün İsyanı – Mustafa Aycın […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.