7 Haziran ve Suruç Katliamı Sonrası Üzerine

Kendimi bildim bileli siyasal hattın belirlenmesinde iki yanlıştan birini tercih etmemeye çalıştım. Gerek organizasyonel gerek de neşriyat bağlamında takip ettiğim her izlek için toptancılığa götürecek bir teslimiyet mekanizmasından rahatsız oldum. Bu kaygı hatalardan vareste olmak gibi mutlak duruma elbette neden olmayacaktır ki bundan münezzeh olmak bir insan evladı için tabii olarak mümkün değil. Ancak iki yanlıştan bir doğru çıkmayacağını bilmek ve Allah’ın an be an tekrardan yarattığını bilerek sorgulamaktan/tecessüsten kaçınmamak durumundayız. Bu duyarlılık gibi bazı reflekslerle, çelişkiler arasında boğulmaktan kurtulmanın imkanlarına sahip olabiliriz. Belki de galat-ı meşhur, “acı çekmek ruhun fiyakasıdır.” sözü, aşağı yukarı böyle bir şeye tekabül ediyordur. Kuran’ın sürekli teyakkuz halinde olma hali için kullandığı “takva” kelimesi de böyle bir hassasiyet hali için kullanılabilir nitekim. “Sorgulama/tecessüs/merak tam olarak neye tekabül eder?” sorusunun cevabı yoruma açık bir konu elbette ancak ümit edelim ki Allah bizden bu hasleti almasın, varsa eksikliğini tamamlama iradesi nasip etsin.

Yaşadığımız karışık zamanlar maalesef ülkedeki herkesin ezberlerini/bagajlarını ortaya çıkarmakla kalmıyor bunun yanında karamsarlık ve kaygı patlamasıyla birlikte kaosa ve sağaltılması çok zor olan tahribatlara davetiye çıkarıyor. Toplumun içindeki tüm unsurlar yaşanan her acıyı kendi bagajındaki acılar üzerinden değerlendiriyor. Olaylardaki şiddet katsayısı arttıkça gerilim ve reaksiyonlar daha kolay görünür hale geliyor. Sulhu sağlayacak olan bir nefese ve söze olan ihtiyaç yaşanan her olayla birlikte tekrardan gündeme geliyor. Tekil olarak grupları ya da mağdur olma şansı “bizim taraf” kadar olan “diğerleri”ni suçlama tavrı gibi “kolay” ve duygusal tepkiler güzel günler için ümidimizin kırılmasına daha çok hizmet ediyor.

Son yaşanan Suruç katliamı nedeniyle ortaya konulan tavırlar, serdedilen beyanlar ve sonrasında ortaya çıkan “devlet”in klasik tutumu endişelerimizde ne kadar haklı olduğumuz kanıtlar nitelikte. Şu vasatta mesele edinmemiz gereken şey ise haklı/haksız karşılaştırmasına girmeden, ümitsizlerin ümitlenmesine, haysiyeti kırılanların haysiyetlerini kazanmasına, endişelilerin de endişelerinin giderilmesine imkan tanıyacak bir zemin arayışı içine girmektir.

7 Haziran seçimleri -hali hazırda maruz kaldığımız demokrasinin işlerliği ve matahlığı bir tarafa- bize halkın % 96’sının mecliste temsil edilmesine imkan tanıyan bir meclis sundu. Açık şekilde sorunların meclis çatısı altında çözülebilmesi için siyaset yapan kişilerin eline fırsat verildi. Sonrasında izlediğimiz kadarıyla bu siyasetçilerin büyük kısmı, halkın açık beyanına rağmen hala küçük hesaplar ve kendi ağırlıklarını güçlendirmek isteyen ucuz hesapların peşinde koşmaya devam ettiler. Yaşadığımız acıları sağaltmak isteyen katılımcı ve dışlamayan bir dille pratikler üretmeye çalışan siyasetçiler de maalesef dışlanmaya devam ediyorlar. Hatta bazı siyasetçiler mecliste konu mankeni olarak bırakılmak ve devletin yarı demokratik kontrolcü zihniyeti içinde etkisiz eleman kılınmaya çalışılıyor. An itibarı ile yaşadığımız düşük yoğunluklu savaşın bizce maalesef böyle %2-3’lük bir oyu tekrardan almak isteyenlerin talepleriyle doğrudan alakası var.

Seçimden sonra birçok yazar sistemin/siyasetin yeniden restorasyonu gerekir bağlamında bazı yazılar yazdılar. Yazılan yazıların bazılarında çift kutuplu bir halin içinde olduğumuz düşüncesiyle tarafgirlikler nedeniyle birilerinin tasfiyesi istendi. Kimi yazarlar ise mevcut siyasi aktörlerin hepsinin katıldığı ve içinde intikam motivasyonu olmayan bir tavrın daha sağlıklı olacağını öne sürdüler. Bu yazarlar içinde muhalif kimliği nedeniyle iktidar tarafından azarlanmış olan yazarlar da vardı nitekim. İktidar kalemlerinin yaptıkları şaklabanlıkları anlatmaya bile gerek olmadığını ayrıca söylemek durumundayız. Yapılan koalisyon görüşmeleri nedeniyle akla hayale gelmedik oyunların kaynağı hissedilen ama tam belli olmayan dezenformasyonların havada uçuştuğu ve bazı şeylerin konuşulur gibi olmaya başladığı bir süreci yaşarken 32 masum insanın, 20 yaşında bir intihar bombacısı tarafından Suruç’ta katledildiği haberleri düştü ülke gündemine. Sonrasında restorasyon tartışmaları yerini tamamen intikam, acı, muazzam bir toplumsal kaygıya bıraktı.

Bir tarafta iktidar ve onun her dediğini meşru bir zemine oturtmaya çalışan avanesi varken diğer tarafta yaşanan ölümlerde kendi evladını kaybetmişçesine acı çeken, misafirleri koruyamadığı için öfkelenen “diğerleri” vardı. İktidar bu acılar içinde şaibeli ve kimin yaptığı hala kesinleşmemiş olan cinayetleri gerekçe göstererek, bir hafta sonra silah bırakma konferansı yapacağı söylenen Kandil dağını ve Kürdistan’daki bazı köyleri bombaladı. Bununla birlikte sınıra yakın bazı ilçelerde olağanüstü halin tekrardan hortladığını gördük. Ölenler ve ölüler listesi hala kabarmaya devam ediyor. Bununla birlikte “muhafazakar” Kürtler için Roboski ile başlayan duygusal kırılmalar zincirine her geçen gün yeni görüntüler ve katliamlar eklenmeye devam ediyor. Müesses zalimlik hiçbir şey için bedel ödemeden, özür bile dilemeden kan kusturmaya, azarlamaya devam ediyor. Bu kirli işleyiş içinde haysiyet zedelenmesinden muzdarip olanlara önce siz sakinleşin nidaları arasında siyasetin halk aleyhine restorasyonu gibi bir oyuna girişen malum zalimlik, muhtemelen ortalık durulduktan sonra yine hesap vermeyecek.

Haysiyetini ayrı bir otonomik kimlikte arayanlara nasihat verme hadsizliğine düşmeden, bölgesel bir ayrışmanın yanlış olduğunu düşünen ve sistem tarafından henüz “diğerleri” olarak konumlanamayan bizler ise daha ciddi bir gerilim içindeyiz maalesef. Hem bu müptezellerle aynı safta olmamak, hem sulhu şiddetsiz bir şekilde sağlamak hem de adaleti ve huzuru tesis eden başka bir cümleyi ortaya koymak zorundayız.

Bu anlamda siyasal bir hat nasıl tesis edilir, tam olarak emin değilim. Tartışmanın da ancak devam etmesi vesilesiyle bir yerlere varabileceği kanaatindeyim. Endişelilerin endişelerini giderecek, haysiyeti zedelenenlerin kefaretini sağlayabilecek bir söylem ve siyasal hat için kolları sıvamak vaktidir. Sustukça silikleşmemek için geleceğe dair umudu yaşatan ve yücelten bir alanda cümle kurmak sorumluluğu yoksa sahadan çekilmek daha sağlıklı bir eyleyiş olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.