Bana “Xalo” diye sesleniyorlar. Efendim diyorum. Gülüşüyorlar…

ABDULKADİR BAL

Bugün, çocuklar uyandıktan sonra, Kültürevi’nin banyosunda 6 çocuğu anaları banyo yaptırdı. Daha önce dağıtmak için aldığımız temiz elbiselerin hepsi çocuklara oldu. Mis gibi çıktı çocuklar. Bazen Kürtçe bazen Arapça dolaşmaya başladılar. Kahvaltımızı yaptık. İçlerinden bir tanesi asansörü keşfetti. Düğmelere basıyor. 5, 2, 4, 0, 1, 2,5 derken asansör kafayı yedi haliyle…

Babasına şikayet ettim. En son babası poposuna vurarak: “Yallah Yallah” diye kovalıyordu…

Sonra babası geldi oturduk. Az Kürtçemle bana anlattıklarını anladım. Acı şeyler anlattı. Sonra Ağrılı Emre kardeşim geldi. Çocuklara Kürtçe çizgi film, Arapça çizgi filmler açtı. Çocuklar hep gülüyor. Birşeyleri yere düşürüyorlar. Korkuyorlar. Özür diliyorlar.

Bana “Xalo” diye sesleniyorlar. Efendim diyorum. Gülüşüyorlar…

Beni taklit etmeye çalışıyorlar.Babaları, çok şey gördüler diyor.

Urfa’da nasıl kandırıldıklarını, birinin ev ayarlayacağım diye nasıl paralarını çarptığını anlatıyor. Emre Türkçeye çeviriyor…

Derken damacana makinasından bardağa su doldurmuş getiriyor çocuklardan biri. Adın neydi senin diyorum, Kürtçe. “Nasır” diyor…

İlk defa “Nasır” isminde bir çocuk ismi duyuyorum.

Dışarı çıkıyorum. Yağmur yağıyor. Millet Galatasaray maçına koşuyor. Sokaklar hızlı. Yanından geçtiğim parklarda aileler var. Üzerlerine yağmur çiseliyor.

Bir Taksiye biniyorum.  Taksici “Çocuklarımızı parklarda sallayacak yer kalmadı. Bu ne ya? Her yer Suriye’li doldu” diyor…

O sıra gözüm parka ilişiyor. Sonra o Suriyeli Baba’nın söyledikleri aklıma geliyor.

Parklara sığınan Arap ve Kürt Suriyeli aileler birbirleriyle konuşmuyorlar diyordu.

Aileler belli aralıklarla oturuyorlar. Ben Halep’li 3 aileyle tanıştım.

Bir günde yüzlerce aileyle de tanışabilirim. Ama buna mecalim yok.

Zira şahid olmak seyirlik turizm’e dönüşüyor.

Hayvanat Bahçesi ziyaret eder gibi sığınmacı ziyaret ediyor millet.

Sanalda herkes muvahhid.

Herkesin duvarı cihad alanı…

Çoğumuz “Kurtulmuşluk vehminde”

Cebindeki 3 lirayı vermeyenle, veren arasındaki ortak nokta “Ohh kurtuldum” havası.

Bir yardıma sıra gelene kadar AKİDE zabıtaları, Politik jandarmalar kimlik kontrollerine başlıyor.

Niyet Güvenlik Timlerinin onayını almadan bir Hayr’la ünsiyet kuramıyorsun.

Camileri kapalı olan bir ülkenin, parklarında belediyelerin “defolun parktan” diye bağırdığı ailelere bakarak geçen mü’minler “cıkcıkcık” diyorlar.

“Allah göstermesin” diyorlar.

“Yarın bizim de başımıza da gelebilir” diyorlar.

Bugün başımıza gelen ne düşünmüyorlar.

Vicdanları merhametleri erdemleri ve samimiyetleri ile yürekleri çırpınan insanlar organizasyonsuzluk, ne yapılabileceğini bilememek, ama böyle gitmez’ler eşliğinde üzülerek yollarına devam ediyorlar…

Günlerdir parklarda yatan ailelerin en basitinden hamam ihtiyaçları, elbise, iç çamaşır, tuvalet, yemek, uyku, moral, inanç ihtiyaçlarını karşılamak için kolları sıvamak lazım…

Aksi takdirde entellektüel gevezelik tuzağı, çok bilmişlik ve ben herşeyi çözdümcülükten sıra “en basit bir yardıma” gelmiyor…

Nasıl olsa hepimiz haklıyız!

Nasıl olsa hep öteki kötü, hep diğeri saçmalıyor…

Nasıl olsa bu ateş bize dokunmayacak!

Dokunsa da sayılı günler kadar dokunacak!

Sanırsın ki Allah’tan aynen böyle söz almışız!!!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.