Ebedi Uyuyanlar (Bir Romanın Tasviri) – Suat Yalçın

Ebedi Uyuyanlar başlığını görünce benim doğrusu aklıma ilk olarak Yedi Uyuyanlar Kıssası geldi. Bu kıssa ki, dünyanın çeşitli kültürlerinde kendine yer bulan bir efsanedir. Halkını terk eden yedi kişinin öyküsüdür.

Anlatılana göre Decius zamanında yedi veya sekiz Hristiyan genç devrin putperest inançlarına kurban edilmekten korkarak yaşadıkları yerin yakınlarındaki bir mağaraya sığınırlar ve üzerleri kapatılır. Orada mucizevî bir uykuya dalarlar. Daha sonra çok uzun yıllar geçer, bir gün uyanırlar ve çok acıktıklarını fark ederler, ama onlar çok az bir şey uyuduklarını zannederler. Şehre inen genç alış veriş yaparken elinde bulunan eski paradan dolayı hükümdara hazine bulduğuna dair şikayet edilir. Hükümdarın karşısına geçip, bütün olanları anlatır ve bu olayın Allah’ın bir mucizesi olduğuna inanılır. Gençler kurtulmuşlardır ve delalete düşmemişlerdir.

Ramazan Karabulut ‘Ebedi Uyuyanlar’ adında bir roman yazdı. Bu romanın yayınlanmaya çalışıldığı dönemlerinde bazı zorluklarına, karşılaştığı sıkıntılara bende şahit oldum.  Ama en sonunda Konya’da Nüve Yayınevinden romanını bastırmaya muvaffak oldu. Kendisine şimdiden başarı dileklerimi sunar, bahtının açık olmasını dilerim.

Bu romanda bir genç topluluk vardır ve bunlar özel bir kolejden arkadaştırlar. Cahit hariç diğerleri sosyoekonomik olarak şehrin kaymak tabakasındandırlar. Cahit ise zeki olması dolayısıyla, burslu öğrencidir ve klasik sınıf çatışması, aynı zamanda bir kıza olan tutkusu ile birleşince, onun için okul hayatı bir zehir haline gelir. Üstelik de dindardır ve adı Softa Cahit’e çıkar.

Cahit entelektüeldir, şiiri sever, gizemli olmaktan hoşlanır ve bir müddet sonra kendisine vahiy geldiğine dair işraki fikirlere kapılır.

Bu roman aslında aynı okulda olup da, Sosyalist, İslamcı, Lümpen ve Anarşist, erkek öğrencilerin aynı kıza Meryem’e aşık olmalarının da hikayesidir. Cahit için masum olan Meryem, Cem için günah keçisi Maria Magdelena’dır.

Bu çocukların her biri lise sonrası kendi dünyalarında ebedi uykularına çekilmiş ve her biri nihilizm ile hedonizm arasında çırpınıp dururken, Cahit artık tamamen fikirlerini ve yaşantısını değiştirmeye başlamış, Suç ve Ceza’nın Raskolnikov’u gibi darmadağın bir vaziyette iken, bir barda Berrin’le karşılaşır ve ona

“ Bu yüzü ve bu gözleri ben rüyamda gördüm” der.

Aslında çok uzun süredir, düş ve gerçeği birbirinden ayırt edemeyecek bir psikolojidedir. Gün boyu hayaller içinde yaşar. Bugünü devamlı geçmişle birlikte yaşar ve hayaller ve gerçekler iç içe geçer.

Suç ve Ceza’daki Raskolnikov’un meyhanedeki işinden atılmış memuru, Cahit’in gittiği meyhanede Çirkin Sofist olur ve aralarındaki muhabbet muhteşemdir. Ben sadece ufak bir şey paylaşayım.

Ben:

Sen şatafatlı kelimelerden hoşlanıyorsun. Hayatın gerçekleri hakkında en ufak bir bilgin yok. Her şeyin dışındasın, kuruntu üretiyorsun sadece, kuruntu! Yaldızlı laflar seni gizleyemez

Çirkin Sofist:

Tanrılarımız yer değiştirmiş sadece, Sen, Tanrı kılığına girmiş şeytanı seçtin. Şarap ve şehvet tanrısını, Eğlence Tanrısını… Seni bir gün cehennem kuyusunda terk edecek bir kahkahayı gerçek sandın. İnançsızların Tanrısı Şeytan, materyalist bir yalan uydurdu: Hayat Gerçeği! Sen bu yalana mutluluk dedin. Ne kadar da beyinsizsin. Hiçbir zaman anlayamadın mı bu basit kestirmelerin şeytanın tuzağı olduğunu? Bense…  Çölün tanrısını seçtim. Allah’ın cennete uzanan kader yolları bin bir hesaptan geçer. Bin bir denemeler…  Uyuyorsun! Bu ucuzlukla sen gözlerini cehennemde açarsın.

Sonra Cahit bir gün eski kolej arkadaşlarından ve aşık olduğu Meryem’in en yakın arkadaşı olan Özge ile karşılaşır. Onunla başka bir hayata başlar. Bir tesadüf ile bir araya geldikleri, bir Pazar günü Cahit, Meryem, Özge, Berrin ve Suat çok özel bir günü paylaşırlar. O günden sonra Cahit, Suat ile Berrin’in kutsal kişileri, peygamberleri olmuştur.

Mesela o günden Cahit’in bir ‘tiradı’ şöyledir.

“ Azizim yoldaş Kızıl Sakal! diyorsun ki, ‘Ölüm olasılığı karşısındaki sözlerimizi… Allah’ı ne kadar ciddiye alıyoruz?’ Ben daima inançlarımın kurbanı oldum. Bundan çekinirmiyim? Ama geçen yazdan bu yana bin bir güçlükle materyalist bireyciliği seçtim. Ateist olmayı beceremiyorum. İnsanın tanrısı işte böylesine bir diyalektiktir. Örtmeye çalıştıkça diplerden filizlenen ışık kırılmalarıyla karşısına çıkar. Sonra uygarlığın örtük yüzünde saklı benliğini ve mümin kardeşlerini düşünürsün. Ne yıpratıcı bir felsefe

Bir an gözleri dolu dolu olur.

Ne yıpratıcı bir felsefe! Sonra inleyen bu tanrısal tahrike kapılırsan inanırsın, Tanrı’nın üzerindeki yıpratıcı egemenliğini hissedersin. Yaşam, yoksullaşan çilekeş bir kahırdır. Bu Tanrı’ya karşı şeytanın muhalefetini güçlendirir öz benliğinde. Çok çekici ilginç bir kışkırtma. Sonra Tanrısal egemenlik silinir, şeytanınla baş başa kalırsın.”

Bütün bir Lise ve Üniversite hayatı boyunca Sosyalistlik yapan şair Aragon Erhan artık çok hızlı bir liberal ve kapitalist olmuştur. Okulun en afilli delikanlılarından olan Cem, tam anlamıyla, eskilerin deyimiyle, ‘Hızlı yaşa, genç öl, cesedin yakışıklı olsun’ mottosuyla hayatına devam eder. Hayatını tamda öyle sonlandırır.

Ramazan bütün bir hikayeyi çok iyi kurgulamış ve sonunu da sürpriz ve çok naif bir şekilde tamamlamıştır. Gördüğüm kadarı ile kendisinde var olan birikimi romancılığıyla bizim önümüze sermeye başlamıştır. Ben şahsen romanı çok başarılı buldum. Özellikle diyalog ve betimlemeleri çok başarılıydı. Roman kurgusu da güzeldi.

Mesela diyaloglarda doğrusu, Nuri Bilge Ceylan’ın, Kış Uykusu filmindeki diyalogların tadını aldım diyebilirim.

Yalnız iki tane eleştirim olacak romanla ilgili olarak,  bir tanesi bazen o kadar ayrıntıya girmiş ki, o ara romandan kopabiliyorsun. İkincisi de özellikle de iyi bir editoryal çalışmaya ihtiyacı varmış. O maalesef kötüydü. İyi bir editörün, bir elden geçirmesi iyi olurmuş.

Ramazan’a bu ilk romanının uğurlu gelmesini ve inşallah devamını getirmesini dilerim. Arkadaşlara ve dostlara böyle bir romanı okumalarını tavsiye ederim.

En son olarak şu hissimi de paylaşarak yazımı tamamlayayım. Bütün bir roman boyunca hep aklıma Turgut Uyar’ın şu şiiri geldi. Benim de böyle tuhaflıklarım var işte

ACIYOR

Mutsuzluktan söz etmek istiyorum

Dikey ve yatay mutsuzluktan

Mükemmel mutsuzluğundan insan soyunun

sevgim acıyor

 

Biz giz dolu bir şey yaşadık

onlar da orada yaşadılar

Bir dağın çarpıklığını

bir sevinç sanarak

 

En başta mutsuzluk elbet

Kasaba meyhanesi gibi

Kahkahası gün ışığına vurup ta

ötede beride yansımayan

Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi

Öbürünün bir kadından aldığı verem

Bütün iş hanlarının tarihçesi

Bütün söz vermelerin tarihçesi

sevgim acıyor

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.