Gayrıresmi

Beyaz tülbendi içindeki ihtiyar kadın anlatıyor, karşısında oturan annem onu dinliyordu. Nine bir yandan anlatıyor, bir yandan ağlıyordu. Ben anamın dizine yatmış o güzel kadını dinliyordum, oysa ben onu hep gülerken görmüştüm, şakacı, nur yüzlü, ihtiyar bir kadın, çalışkan. Onu ya gülerek bir şeyler anlatırken ya da namaz kılarken hatırlarım.

– Nine derdim, hele anlat, amcam ne yapıyordu, babam ne yapıyordu?

Anlatırdı, gülerdim. Sabah kalkardı, radyoda bir türkü, “Mektebin bacaları, ders verir hocaları”, “Yere girmeyesin yere ne olur, senin herifin yok mu, sabahın köründe ne işin var orda” derdi, öyle gülerdim ki! Oysa o gece ağlıyordu, sonra!

– “Kalktım ki anam Fırat’ın kenarında suyun içinde yüzüstü yatıyor, öldürmüşler, altınlarını almışlar, ben korkumdan ağlayamadım bile” dedi.

Sonra ilçenin ileri gelenlerinden, Hayrettin Hoca elinden tutmuş, evine götürmüş, evladı gibi yetiştirmişti.

Fatıma Nine, çocukluğumun ay yüzlüsü, babamın yengesiydi, amcasının karısı, Ermeniymiş sonra öğrendim, sürekli gülen kadın o gün ağlıyordu.

Bugün dönüp bakıyorum da, ben o gece bu toprakların gayrıresmi tarihiyle tanışmıştım.

Bugün 19 Ocak Hrant Dink’in ölümünün ve davanın sonuçlanmayışının 8. yıldönümü, birkaç yıldır devamlı gidiyorum. Sanki o çocukluğumda dinlediğim Fatıma Nine’nin annesinin hatırası için de yürüyorum. Sanki diğerleri içinde yürüyorum gibi geliyor, ne bileyim bana öyle hissettirmeye başladı.

Benim memleketimin köylerinin ismi çocukken bana hep tuhaf gelirdi. Hörenek, Hozakpur, Kopinik, Venk, Nimiri, saymakla bitmez. Bu kelimelerin Türkçe olarak bir anlamı yoktu ki, çoğu zaman düşünürdüm, bunlar ne tuhaf isimler diye, bizim köy Kürt köyü olduğu için zaman zaman onların koyduğu isimler diye aklıma gelirdi ama oralardaki tek Kürt köyü bizim köyümüzdü. Diğerleri Türk köyleriydi ama onlarda bu isimleri kullanmaktan yüksünmezdi. Sonra 12 Eylül darbesi yetişti ve bütün o isimleri değiştirdi, isimler Kopuzlu, Yedibağ, Şenpınar filan oldu. Evet her yer Türkçeleşti, şimdi yeni nesil bu adları biliyor ama bizler hala eski isimleri kullanıyoruz. Ne tuhaf bir durum değil mi, bu isimlerin hepsi Ermenice ama memlekette bir tane Ermeni kalmamış. Yalnız işin bir başka tuhaf tarafı o tarih hiç konuşulmuyor. Yok, sayılıyor, söylemeye çalıştığım şey Ermenilere hakaret ediliyor, küfür ediliyor demiyorum. Söylediğim şey şu, isimleri yaşayan Ermeniler sanki bu topraklarda hiç yaşamamış gibi davranılıyor.

Nisan ayında bu olayların yaşanmasının üzerinden yüzyıl geçmiş olacak ve biz yine ABD yasayı tanıdı mı, başka ülkeler soykırım yasası çıkardı mı, çıkarmadı mı onları tartışıyor olacağız. Bütün bu konular bir sivil olarak beni ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren şey 100 yıl önce bu topraklarda bizim dedelerimizle beraber yaşayan bir halk ne oldu nereye gitti, ne tür acılar yaşadılar ve bizler devletimizin işlediği bu cinayete ve zulme biraz da adamların malına, mülküne el koymak için nasıl göz yumduk. Tıpkı Yunanistan’da ve Rusya’da ya da şimdi ki Ermenistan’daki Müslümanlara, Türklere yapılanlar gibi, ya da Çin’de yapılanlar, hiçbir farkı yok. Bu topraklarda yaşayan bir kadim halka bu zulmü nasıl reva gördük.

Şimdi itirazlar yükselecek, ama onlar da bizim Türkleri öldürmüşler, diyecekler. Biliyorum böyle itirazların geleceği çok arkadaşım var. Evet, haklılar Ermeni çeteler de Müslümanları kesmiş öldürmüş. Bu konuda aynı düşünüyorum ve biliyorum, benim için kritik değer eşiği şudur:

Bir insan, bir başkasını öldürür. O öldürülenin yakını akrabası da gelir onu veya bir başka yakınını öldürür. Bu bana göre son derece insani bir tepkidir, bunda hiçbir beis yok. Yani Ermeni çeteleri gelip, Müslümanları öldürdüyse, Müslümanlarında gidip Ermenileri öldürmesi olabilir buna hiçbir şey söyleyemem, elbetteki cinayet tasvip edilemez ama burada bir meşruiyet vardır. Ama bir devlet gelip de bir halkı kendi yurdundan söküp, göçe tabi tutuyorsa ve bütün malının mülkünün üzerine oturuyorsa, bu göç sırasında da kırıyorsa bunun adı zulümdür. Bu topraklarda yaşayan herkesin bu zulmün olduğunu görmesi gerekir ve kabul etmesi gerekir. Benim söylediğim şey sivil bir şey, insani bir şey, vicdani bir şey, yoksa devletler kabul etsin, etmesin beni hiç ilgilendirmiyor. Yok, işte Ermeniler topraklarda hak ister, yok tazminat hakkı filan bunların ne olacağına hiç bakmıyorum. Ben işin adalet yanındayım, 100 yıl öncesinde yan yana yaşadığımız komşularımız bugün yoklar, ben komşularımın akıbetini merak ediyorum ve bununla yüzleşmemiz gerektiğini söylüyorum.

Artık resmi tarihi ve söylemi bırakalım, biz insanlar için aslolan gayrıresmi olanlardır. Yoksa bu günah hepimizi yakacak, Allah’ın bizleri affetmesi dileğiyle..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.