Kadın Gibi Ölmeyi de Bilir Misiniz Sayın Bakan?

Türkiye’de son kaç yıldır bilmiyorum (artık haftalar gün gibi, yıllar ay gibi büyük bir kaos halinde hızlıca ilerliyor gibi geliyor) ama gündem sürekli değişiyor ve kendimizi sürekli bir takım iyi insanlar için özgürlük kampanyaları düzenler, bildiri yazar halde buluyoruz. Ben azıcık geriye saracağım tarihi ve Aile bakanı Fatma Betül Sayan’ın Erdoğan’ın (bir adam gibi ölmek var, bir de madam gibi. Öleceksek de adam gibi ölelim!) sözlerini anlamsız şekilde savunmasına geleceğim. Evet, tam da şöyle diyordu aile bakanı: “Türk kadını adam gibi ölmesini çok iyi bilir. 15 Temmuz’da da bunu gösterdik, 8 tane kadın şehidimiz var. Allah’tan hepsine rahmet diliyorum.” Ölenlere rahmet dilemek konusunda hemfikiriz ama ben 15 Temmuz’da ölenlerin onurlu bir şekilde öldüklerini söylemeyi tercih ederim.

Aile bakanın da kendince haklı sebepleri var elbette, bu ülkede ve dünyada insan kadın gibi ölmek konusunda korkmalıdır, kadın gibi ölmeyi arzu etmemelidir. Kendisine sormak gerekirse: Siz kadın gibi ölmeyi de bilir misiniz sayın bakan? Ben sizin hatırlamanıza yardımcı olacak ipuçları vereyim ne dersiniz;

hypatiaFelsefe tarihinin kenarda kalmış bir ismi olarak filozof Hypatia’dan bahsedelim, kendisi matematik, felsefe ve gökbilim alanında çalışmaları olan ve dersler veren bir kadındı. Döneminin din adamlarına(!) uymayan bir inanca sahip olmakla, yani pagan olmakla kadın olmanın bedelini aynı anda ödedi. Din adamları tarafından kâfir bulunan kadın çırılçıplak soyuldu, sokaklarda yerlerde sürünerek dolaştırıldı ve işkence yapılarak öldürüldü.

Yine makarayı bi 1400 yıl öncesine sararsak İslam tarihinin ilk şehitlerinden Sümeyye’yle karşılaşmış oluruz. Siyer kaynaklarında ölümünden İslam dinine inandığı için kendisine düşman olan Ebu Cehil tarafından işkenceye maruz kalıp en sonunda mızrakla öldürüldüğü şeklinde bahsedilir.

Yine kadın gibi ölmek demişken 15. yy’dan 17.yy’a kadar türlü bahanelerle genelde alt sınıftan yoksul kadınlar cadı oldukları gerekçesi ile işkenceye, tecavüze, yakılarak ve ya taşlanılarak ölmeye mahkum olmuştur.

Aslında çok fazla dağıtmaya da gerek duymadan F. Betül Sayan’ın aile bakanı ülkeye, ülkemize dönüp başlıca birkaç kadın gibi ölmekten bahsedelim de sonra sadede geliriz. Barış gelini olarak ülkemizden dünya barışı için yürüyerek geçip- gitmek isteyen Pippa Bacca ülkemizin adam gibi adamlarından biri tarafından tecavüze uğrayıp, boğularak öldürülmüştür.

Yine ülkede büyük eylemlerin yapılmasına sebep olan Özgecan Aslan cinayeti kadın gibi ölmenin tarihinde büyük bir yer kaplamıştır. Özgecan alışverişten evine dönerken bindiği minibüs şoförünün tecavüzüne direnmesinin sonucunda bıçaklanmış, ağır şekilde darp edilmiş. Ölmesinin akabinde ise suçunu saklamak isteyen katil ve ona yardım eden erkekler tarafından elleri kesilmiş ve vücudu yakılmıştır.

pippaKadın gibi ölmenin üzerine bir de kürt olmayı ekleyince aklımıza gelen 3 isim oluyor; Ekin Wan, Cemile Çağırga ve Taybet İnan.

Varto’da askerler tarafından çatışmada öldürülen örgüt üyesi Ekin Wan’ın ölü bedeni birkaç asker tarafından çırılçıplak soyularak sosyal medyada fotoğraflarla teşhir ediliyor.

Cemile Çağırga Cizre’de evlerinin yakınındaki bir çatışma sebebiyle kapılarının önündeki sokakta ölüyor. Sokağa çıkma yasakları ve şiddetli çatışmalar sebebiyle cenazeyi gömemeyen ailesi Cemile’yi amcasının evindeki derin dondurucuda 3 gün boyunca saklıyor.

Taybet İnan, Silopi’de komşusunun evinden çıkıp kendi evine giderken sokağında öldürülen 57 yaşında bir kadın. Vurulduğunu gören kaynı tarafından sokaktan alınmak isterken onun da vurulması sonucu bedeni vurulduğu yerden 7 gün boyunca alınamadı. Bu sırada hükümet görevlileri bazı şehirlerde ilan ettikleri ablukalarda hiçbir sivilin ölmediğine dair güvence veriyorlardı.

Hande Kader, trans kadın bir müşterisinin arabasına bindikten sonra kendisinden haber alınamayınca yapılan araştırmada yakılarak öldürülmüş bedeni Zekeriyaköy’de bulunuyor.

Irmak Kupal, 3.5 yaşında bir kız çocuğuydu, kapı komşusu bir adam tarafından tecavüz edildikten sonra boğularak öldürüldü, gömüldü. Katil adam bunları yapmasına rağmen nerden bulduğu belli olmayan bir cesaret ile canlı yayına çıktı da yakalandı ama hiçbirimizin içi rahatlamadı.

taybet-inanAyşegül Terzi, bir otobüste şort giydiği için herkesin gözü önünde bir erkek tarafından tekmelendi ve psikolojik şiddete maruz kaldı. Tekmeci saldırgan ise gözaltına alındı serbest bırakıldı, sorun yok tekrar olsa aynı şeyi yaparım, tahrik etti(!) dedi. Serbest bırakılmasına tepkiler artınca tekrar gözaltına alındı. Çıkarıldığı ilk mahkemede akli dengesinin yerinde olup olmadığı belirlenemedi rapor istendi ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Sosyal medyada yer yerinden oynayınca adamı tekrar alıp bıraktılar, anlayacağınız gibi aslında durum saçmalıktan beter bir hale geldi. Aile bakanı olarak davaya müdahil olduğunuzu ilan etmiştiniz ama aynı eylemi gerçekleştirmek konusunda bir beis görmeyen sanığın tutuksuz yargılandığını duymak şüpheye düşürdü müdahilliğinizi.

25 Kasım Dünya Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü yaklaşırken bakanlığınıza âcizane birkaç şey söylemek isterim.

  • Kadınları adam gibi ölmek yerine, yaşama tutunmak konusunda yüreklendirmeyi deneyin!
  • Boşanmaları önleme komisyonu kurmak yerine, ailede huzuru bozan unsurları araştırıp onları törpülemek ve ya şiddet eğilimli erkekleri eğitmekle/cezalandırmakla, sorunları azaltmakla uğraşmalısınız!
  • Şiddetin ve cinayetlerin en çok yaşandığı (ya da görünür olduğu) alan olan boşanmaları azaltarak şiddeti azaltmıyor, kadınları yaşadıkları şiddete sabretmeye zorluyorsunuz.
  • Kadın cinayetlerinde ve ya şiddet olaylarında suçu “deliliğe”, “cinnete”, “tahrike”, “onur/gurura” atmayı bırakıp asli unsurun ve sorumlunun erkek olduğunu kabul etmeniz, geliştirilecek olan politikalar ve yasalar için oldukça faydalı olacaktır.
  • Sığınma Evlerinin sayısını arttırın ve iyileştirilmelerini sağlayın: Sığınma evine ihtiyacı olan ve sığınma evinde yaşayan kadınların güçlenerek tekrar toplumsal hayata katılabilmesi için gerekli ekonomik koşulların sağlanması ve rehabilitasyon hizmetinin sunulması aynı sorunların devam etmemesi, kadınların mağdur olmaması gerekli.
  • TBMM Başkanlığına geçtiğimiz hafta sunulan ve bu hafta içinde TBMM Adalet Komisyonunda görüşülmesi beklenen Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nda yer alan çocuk istismarı düzenlemesinde bulunan kafa karıştırıcı 12 yaş ifadesini kaldırıp 15 yaşından önce ilişkide rıza aranamayacağını söyleyin. Söyleyin ki zaten sürekli istismar ve tecavüzlerle burun buruna yaşayan kadınların, kız çocuklarının bir nebze olsun içi rahat etsin.
  • Cumhurbaşkanı ve Başbakan kadın karşıtı söylemde bulunduğunda ilk olarak sizin sesinizi duyalım, sizin bizim sesimiz olabileceğinizi görelim. (Hayal işte mırıldanıp geçmeli sanırım.) Bizim hayalimizin tam tersine siz ise bu söylemleri sahipleniyor bir de üzerine ekliyorsunuz: Türk kadını adam gibi ölmesini çok iyi bilir.

Fakat sayın bakan yıllardır kadın gibi ölmeye mahkûm edilmiş biz; Türkiye’de yaşayan farklı ırklar, dinler ve ideolojilerden kadınlar olarak insanca ve barış içerisinde yaşamak istiyoruz.  Ve bunun için de yaşamın her alanında mücadele etmeye devam edeceğiz.

Aslında yazı tam da burada bitiyordu 10 gün önce ama hepimizin malumu olduğu üzere HDP’li vekillerin tutuklanması ile gündem apayrı bir yoğunluk içerisindeydi. Henüz o yoğunluk dağılmamışken İçişleri bakanlığının 370 derneğin Ohal kapsamında faaliyetlerini durduruldu, kapılarına mühür vuruldu. Bu derneklerin içerisinde çocuk hakları kapsamında çalışmalar yapan gündem çocuk derneği de vardı. Onun dışında Van Kadın Derneği, Gökkuşağı Kadın Derneği, Kongreya Jinen Azad, Bursa Panayır Kadın Dayanışma Derneği, Muş Kadın Çatısı Derneği, Selis Kadın Derneği, Adıyaman Kadın Yaşam Derneği ve Ceren Kadın Derneği gibi kadın derneklerinin de çalışmaları durduruldu. Bu dernekler kadın hakları konusunda cinsiyet eşitsizliklerini gidermek ve kadına yönelik şiddetle mücadele etmek için uğraşan, kadınların yardım almasını sağlayan derneklerdi. Şimdi ise bir çok kadının kapısını çalıp yardım alacağı mekânları ellerinden alınmış vaziyette. Yine de bu dernekleri açan kadınlar pes etmiyor ve özetle: Kapılarımız mühürlü olsa da direnişimiz sürecek diyorlar. Biz de onurluca direnen Kadınlarla birlikte haklarımız için mücadele etmeye, sesimizi birleştirmeye devam edeceğiz!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.