#şehirhepimizin mi?

Bundan yaklaşık on yıl evvel lisansa ilk başlayacağım yıllarda abim kendi İslamcı çevresinden duyduğu bir üniversiteden bahsetti. Çok yakın zamanda kurulacağını, önemli burs imkânlarının ve araştırma imkânlarına sahip olacağını ve bir anlamda İslamcı camianın önemli düşünce ve fikir adamlarının bu üniversitede yer alıp, katkı sunacağını ama yalnızca İslamcı fikirlerin yer almayacağını farklı fikirlerin barınacağını, özgürlükçü bir üniversite olacağını söyledi. Bu konuşma aramızda geçen kısa, önemsiz bir konuşmaydı.  Kısa bir süre sonra bahsedilen üniversite kuruldu; İstanbul Şehir Üniversitesi. Üniversite sınavına girdikten sonra burayı burslu kazanmam imkânsızdı. Ücretli gitmem de mümkün değildi. Şehir Üniversitesi yerine Türkiye şartlarında çok daha klasik bir eğitim veren üniversiteye gittim. Dönemin de rüzgârıyla, üzerimizde çok fazla baskı kurulmayan, birçok fikri özgürce konuştuğumuz, farklı hocalarla tanışabildiğimiz bir ortama sahip olduk. Hayatımızda var olan tüm meseleler gibi, üniversite eğitimim de Türkiye siyasetinden bağımsız kalmadı. Lisanstan mezun olmadan rüzgâr farklı şekilde esmeye başladı. İmzacı olan birçok hocamız apar topar, ani kararlarla okuldan neredeyse yaka-paça atıldı. Ülke siyaseti gittikçe otoriter bir hal almaya başladı. 15 Temmuz’dan sonra yayınlanan KHKlar ile binlerce insan haksızlığa maruz kaldı. Kadın cinayetleri, iş cinayetleri durmadan arttı ve failler doğru dürüst ceza almadı. Ülkede yolsuzluk, adaletsizlik arttı. Okuduğum okulda bunlarla ilgili yorumlar yaptığımda zaten birçoğu yerleşmiş sistemden beslenen hocalarımız siyasete bulaşmamayı, yalnızca öğrencilik yapmamızı ifade edip, durdu. Bizim üniversiteden bu tarz tepkilere alışıktık. Peki, yanı başımızdaki özgürlükçü, yeni nesil üniversite ne yapmaktaydı?

Çok kısaca ve benim hatırladığım kadarıyla son derece önemli adımlar attılar. Var olan iktidarın güçlenmesi için çok önemli ve kıymetliydi bu hamleler. Asla ses çıkarmadılar. İmzacı akademisyenlerin yer aldığı konuşmaların üniversite içerisinde yer almasına izin vermediler. İşçilerin eylemlerine rağmen sponsorlarının yanında yer almaktan geri durmadılar. Özgür düşünce ve eleştirel fikirlerin üretildiği yer olması gereken üniversitede, İslamcı aydınlar kendilerine yakın duran iktidarı eleştirmeme ve bir şekilde desteklemeyi tercih ettiler. Kurumsal tecrübe ve aktarım denilen şeyin çoğu zaman birebir sonuçları veya göstergeleri olmayabilir ama Şehir bu konuda pek mahirdi.  Çok uzun bir süredir, İslamcı camiada yer alan ve beyaz adam kibri diye tarif edeceğimiz özgüven-kibir karışımı tavrı ise öğrencilerine empoze ettiler. Eğer özgürlük, adalet, Müslümanlık diye bir şeyler varsa bunlar Şehir’de öğrenilir, araştırılır ve öğretilirdi. Doğruyu onlar bilir, onlar yapardı.

Siyaset rüzgârı şimdi bambaşka bir taraftan esiyor. Üniversite kurucularından olan Ahmet Davutoğlu, Türkiye tarihinin en karanlık dönemlerinden birinde başbakandı. Yönetimi sırasında imzacı yüzlerce akademisyen işinden oldu, hapse atıldı, yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. Gel zaman git zaman Erdoğan ve trollerine Davutoğlu bile yaranamaz hale geldi. Yayınlanan bir bildiri ile siyasetçi kimliği başarısız ilan edilirken, bir yandan da akademisyen kimliği yerle bir oldu. Günümüze geldiğimizde Davutoğlu’nun payına muhalefette kalmak düştü. Tabii tam da bu noktada Davutoğlu’nun ve fikirlerinin kurucusu olduğu üniversite akla geldi. Türkiye’de son yıllarda yapılan adaletsizlikler, haksızlıklar bu sefer Şehir Üniversitesi’ne yöneldi. Önce hibe edilen araziden kira istendi, sonra üniversitenin çektiği kredi hukuka aykırı bir şekilde geri istendi. Yapılanlar hukuka hiçbir şekilde uymamaktaydı.

Tam bu noktada heyecanlandım. Acaba ne tepki verecekler diye merak ettim. On yıl içerisinde oldukça büyüyen, genişleyen ve içerisinde çok kıymetli hocalar barındıran ve özellikle günümüzde birçok yapının aksine çoğu zaman kısmen de olsa eleştirel düşünmeyi teşvik eden üniversite ne yapacaktı? Üniversiteye kayyum atanması, kapatılması, başka bir üniversiteye devri gibi söylemler havada uçuşuyordu, hala olduğu gibi. Bu esnada üniversiteden, öğrencilerinden ardı ardına bildiriler gelmeye başladı. Her gelen bildiri Şehir Üniversitesi’ne yapılan haksızlığı gözler önüne seriyordu, peki nasıl? Bildiriler kısaca bize şunları anlatıyordu; Şehir’e haksızlık yapılıyordu, çünkü Şehir asla iktidarın hoşuna gitmeyecek şeyleri söylememişti. Asla iktidarı eleştirmemiş, aklından bile geçirmemişti. Yapılan hukuksuzluklar onları hiç ilgilendirmemiş, çoğu zaman bu konuda yorum dahi yapmamışlardı. İktidarın terörist ilan ettiği hocaları konuşturmamış, Üniversite içerisinde siyasi saydığı birçok eylemi engellemişti. Her zaman sermayenin yanında yer almaya çalışmıştı. Daha ne yapsındı? Halk Bankası’nın Şehir Üniversitesi’ne verdiği karar haksız olabilirdi ama onlar yine de Halk Bankası’nın arkasında durmaya devam edecekti aksi mümkün bile değildi. Bu esnada durmadan 28 Şubat’ta eğitimine devam edememiş ama biraz da sınıfsal ve sosyo-kültürel seviyeleri sayesinde eğitimin çok da uzağına düşmemiş öğrencilerin Şehir Üniversitesi’nde eğitimine devam ettikleri ile ilgili bilgiler, videolar yayınlanmaya başlandı. Birçok akademisyenin, öğrencinin attığı tweetler ise tek kelimeyle muhteşemdi. Uğradıkları haksızlığa bile saygıyla(!) cevap verdiklerini iddia ediyorlardı. Bir yandan da haksızlığa uğrayan insanların eylem, miting gibi temel vatandaşlık haklarını marjinalize etmekten geri kalmıyorlardı. “Biz onlardan değiliz, Reis” diye selam çakmaya devam ediyorlardı. Hâlbuki Davutçu diye üniversitenin adı anılmaya çoktan başlanmıştı.

Son süreçte durum ne olacak hala belirsiz. Bütün bunlardan bağımsız çeşitli burs imkânları, eğitim kalitesi için gelen öğrenciler, gerçekten içerisinde yer alan kıymetli fikirler üreten ve eleştiriler getiren hocalar, içerisinde çalışan işçiler için ise son derece tedirgin ve üzgünüm. Siyasi sürtüşmelerin sonucunu binlerce kişinin hayatıyla oynayarak ödetilmeye çalışılması ise son derece korkunç. Daha evvel birçok defa tecrübe ettiğimiz gibi sonuç bizim bile tahminimizden kötü olabilir. Tam bu noktada durduğum noktaya devam ediyorum. Var olan iktidarın haksız tüm uygulamalarına karşı çıktığım gibi kime yapıldığına bakmadan karşı çıkıyorum. Üniversitelerin; özgür düşüncenin, eleştirinin, bilgi ve birikimin üretildiği yerler olduğuna ve asla iktidarın baskı aracı olamayacağına inanıyorum. Kurucuları içinde yer alan Davutoğlu vd. siyasi kişiliği var olan insanların, üniversiteye verilecek kararda etkili olmaması gerektiğini düşünüyorum. Yalnız tek farkım, haklarımı talep ederken, bunu aslında biz sizi hiç eleştirmedik demekten ziyade temel hakkım olduğu için istiyorum.

Son olarak Şehir üniversitesi öğrencilerine de ufak bir tavsiye; herhangi bir hukuksuzluğa karşı çıkmak için sıranın kendinize gelmesini beklemekten vazgeçin ve onun yerine hak-temelli bir yaklaşım geliştirip, kimden gelmesine ve kime yönelik olmasına bakmaksızın bütün haksızlıklar karşısında ses çıkarmayı deneyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.