Veysi Dündar – Barışı ve Hukuku Aramak

24 Kasım’da gerçekleştirdiğimiz Türkiye’de Hukuku ve Barışı Aramak başlıklı sempozyum için Veysi Dündar’ın hazırladığı konuşma metnini paylaşıyoruz. *

VEYSİ DÜNDAR

Barış ve Hukuk üzerine konuşmak için bir aradayız. Ve bana son sözü söylemek düştü. Bu ağır bir mesuliyet. Burada söz söyleyenler arasında olmak bile bir onurken; son sözü söylemenin ağırlığı altında ezilmemek için çok kafa yordum.

Kendime barış ve hukuka ilave bir kavram seçtim. Barış Hukuk ve Umut. Benim için yan yana gelmesi gereken kavramlar bunlar olmalı.

Hukuk somut bir kavram. Barış ise somut ve soyut arasında bir yerde. Umudun ise soyut olduğuna kuşku yok. Umut için Barışa ve Hukuka ihtiyaç duyuyoruz.
A noktasından B noktasına gidiliyorsa, B’den de A’ya gitmek, gidebilmek gerek.
Umut; Barış ve Hukuk’a muhtaç ise, Barış ve Hukuk’un eksik olduğu durumda, Umuttan nasıl söz edeceğiz?
Tabii ki söz etmeyeceğiz…

Barış ve Hukuk yoksa Umut yoktur. Umut geleceğe dair beklentiler ise, Gelecek yoktur daha doğru ifadeyle.
Toplum geleceğini Barış ve Hukukla kurar desek abartmış olur muyuz?
Bence hayır.

Sıkça kullandığım metaforlardan biridir 1984 romanının distopik dünyası. Bu distopyada her şey zıddı ile kaimdir. Barış, Savaş demektir. Hukuksa, hukuksuzluk. Büyük Birader herkesi gözlemektedir. Ve yapılan her şey onun kontrolü altındadır.

Peki distopya her şeyi bozmaksa Ütopya ne olmalıdır?
Ütopya her şeyi yerli yerine koymaktır.
Adorno’dan atıfla:
“Tam bir ütopya için, sonsuz bir barıştan daha yakın olan soyut bir kavram yoktur” der.
Adorno gibi bir zihin barış ile ütopyayı yan yana koymakta çekince görmemiştir.

Hukukun en büyük katliamı olan Nazi Faşizminin ağır faturasını çözümlemek için çaba gösteren Adorno’nun bir başka sözünü de hatırlamak lazım:
“Ne bizim güçsüzlüğümüz ne de başkalarının gücü bizi sersemletmemelidir.”

Sizleri sıkmak istemiyorum. Bugün Adorno üzerinden konuştuğumuzda bizi gerçekten dinleyecek kitle toplumun yarısı olsa öpüp başımıza koyarız. Bu hazirunu tabii ki tenzih ederim.
Ancak buna da mecburuz.
Anlatacağız.

İnsanlık, dersi eğer geçmişten almıyorsa, aynı hataları tekrar yapacak demektir.
20. yüzyılda iki kez savaşmış insanlığın Faşizmden daha ağır bir suçu olabilir mi?

Faşizm deyince ne anlıyoruz? Savaş ve saldırganlık. Hukukun ve insan haklarının ayaklar altına alınması.
Yanlış anlaşılmasın. Komünizm ortak paydasında, komünizm ideallerini ayaklar altına alan reel sosyalizm uygulamalarını da, bu paranteze almaktan çekinmemek gerek.
Sağ ve sol eğer tek amacı iktidar çerçevesini sağlamlaştırmak olarak görüyorsa, burada faşizmin çarkı dönmektedir.

O zaman durumu netleştirebiliriz:
Bana faşizmle gelmeyin.
Barışla gelin.
Hukukla gelin.
Türkiye’de uzun süredir lafı dolandırmak zorundayız.
Reklamdaki gibi “dümdük” dediğinde hemen ikinci replik geliyor: Silivri soğuktur.
Bakın eylemden değil, söylemdem yani konuşmaktan fikr eylemekten bahs ediyoruz.
Daha düşünce nüvesinde paketlenen muhalefetten hukuk çıkar mı?

Zamanı hızlı kullanmak zorunda olduğumu ve sizleri de bu son dakikalarda boğmamam gerektiğini biliyorum:
O zaman çözüm ne?
Çözüme giden yol sorunun tespitinde.
Türkiye’nin derdi ne? Neden biz böyle olduk?
Barış ve Hukuktan neden uzak kaldık?

Tarih toplumun temelidir.
Resmi ideoloji ile yaşamak bu ülkenin kaderi haline gelmiştir. Şu anki iktidar bu aralar daha sıkılganca da olsa, baştan itibaren Kemalist Resmi İdeolojiyi şikayet etti. Bunu yaptı ama kendi resmi ideolojisini ilan etme konusunda da hiçbir tereddüt göstermedi.

Yazılarımı okuyanlar bilir…
Ben buna; soğuk savaş resmi ideolojisi ya da ülkeyi çürüten virüs diyorum.
Yazık ki yanlış biçimde sağcılık olarak da ifade ediliyor. Oysa sadece cephe siyaseti.
Biz ve ötekiler.
Bizler ve onlar.
Vatanseverler ve hainler.
Bu kavramlar, iki kutuplu dünyadan bize kaldı.
Türkiye Kurtuluş Savaşını kazanmıştı. Ama soğuk savaşta mağlup oldu.
Bu yenilginin yaralarını sarmak gerek.
Peki nasıl olacak?

Başa dönelim.
Barış Hukuk ne için lazım? Umutlu bir gelecek kurmak için. Bizde ne var?
Bugün biraz acıya razı gelin ama merak etmeyin. 2071’de her şey iyi olacak. Umut 2071’de ve ötesinde.
Olmaz olamaz.
Bugünün acısı hatası çilesi, yarın güzellik getirmez.
Ne istiyoruz Barış Hukuk Umut…
Ne zaman? Hemen Şimdi.

Son söz :
Cemil Meriç’i sağ cenah sever.
Meriç: “Kavramları metafizik bir sergüzeşt yapmayın” der.
Barış-Hukuk ve Umut…
Bize sadece bu kavramların manasına vakıf olmak ve bunları metafizik olarak değil, somut olarak anlamak lazım.
Anlamadan adım atmamıza olanak yok.
Hukukun temeli eşitlik, Barışın temeli ise adalettir.
Fransız devriminden Hazreti Muhammed’e, Martin Luther King’den Gandi’ye.
Lafı kıvıranlardan değil, doğrudan söyleyenlerden yanayız. Olmaya da devam edeceğiz.

(*)Emek ve Adalet Platformu’nun dün gerçekleşen “Türkiye’de Hukuku ve Barışı Aramak” adlı sempozyumdaki konuşma metnimdir. 
Tüm katılımcılara ve organizatörlere buradan da teşekkür ediyorum.


* Bu yazı ilk olarak ocakmedya.com‘da yayınlanmıştır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.