Ahmet Örs

8 Şubat 1974’te Tokat’ın Niksar ilçesinde doğdu. Niksar İmam Hatip Lisesini ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. 15 yıldır edebiyat öğretmenliği yapmakta olan Ahmet Örs, Tasfiye Edebiyat-Düşünce Dergisi kurucu ve editörlerinden. “Yüzümüzü Ağartan” adlı yayımlanmış bir öykü kitabı var. Memur-Sen’e bağlı Eğitim-Bir Sen Tokat şubesinin ilk senelerinde yöneticilik yapmış olan Ahmet Örs, halen Tokat’ta faaliyet gösteren TOKAD (Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği) kurucu ve yöneticilerinden, Özgür Yazarlar Birliği kurucu başkanı, aynı zamanda Özgür Eğitim-Sen genel merkez yöneticiliği yapıyor. Mine Örs ile evli, Melike Belkıs, Cahit Erdem ve Mehmet Sacit adlı üç çocuğu ile birlikte Tokat’ta yaşıyor.

Ahmet Örs’ün sempozyumumuzda temsilcisi olduğu TOKAD çevresinin mevcut tartışmalardaki özgünlüğü, emekten yana çoğulcu anlayışından ve gündelik hayat pratiğine ve pratik örgütlenme arayışına yaptığı vurgudan kaynaklanıyor. Ali Şeriati ve Ebuzer-i Gifari çizgisini alanlara taşımak isteyen TOKAD, dışarıdan bakıldığında muadili sayılabilecek bir çok İslami gruptan farklı olarak 2010 1 Mayıs’ında Tokat’taki gösterilere katılmış ve “Kölelere Özgürlük!” (Beled-13) şiarını kendine slogan edinmiştir. Anadilde eğitim, Alevilik gibi meselelerde çoğulcu tavrın savunusunu ön plana çıkararak özgünlüğünü ortaya koymuştur.

Müslümanlık ve sol tartışmalarında, karşılıklı hidayet arayışlarından ziyade ortak mücadele zemini ve dolayısıyla hayat pratiği vurgusu yapan TOKAD, bu anlamda son dönem tartışmalardaki ileri noktalardan birini temsil etmektedir. Sosyalizm ve Müslümanlık arasında zoraki kuramsal ortaklaşalıklar yerine hayat içinde pratik ortak duruşları önemsemektedirler. 30 Aralık 2010 tarihli Özgün Duruş gazetesinde yayınlanan “Sol İlahiyat ya da İslami Sol” tartışmalarına katkı sunduğu bir yazısında, Ahmet Örs bu tutumu şöyle özetlemektedir:

“Küresel kapitalizmin nefislerin arzularını daha sistematik bir şekilde putlaştırdığı bir çağda ezenlere ezilenlerin yanında yer alarak karşı koymak her şeyden önce her türlü takdirin ötesindedir diye düşünüyorum. Burhan Sönmez’in içli değerlendirmelerine rağmen İslam’la sosyalizmin teorik olarak aralarını bulma çabalarını doğrusu fazla gerekli bulmuyorum. Bilemiyorum belki de durduğumuz yerden dinin boş bıraktığı anlam alanını muhataplarımız kadar hissedemiyor olabiliriz. Dilek Zaptçıoğlu’nun rezidans-gecekondu ikilemi çerçevesinde yaptığı değerlendirme, göstermeye çalıştığı çelişki üzerinde daha çok durmaya değer bir yöntem gibi geliyor bana. Hangi kanatta yer alırsa alsınlar, İslam’la sosyalizm mukayesesi teorik olarak fazla bir karşılık üretmeyecektir. Karşılık üretecek olan şey İslamcılarla sosyalistlerin sahada ne yaptığıdır.”

Daha detaylı incelemek isteyenler için:

http://www.tokad.org/

http://www.ozguregitimsen.org/

http://tasfiyedergisi.blogspot.com/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.