İhsan Eliaçık

Yazar ve düşünür. 23 Aralık 1961’de Kayseri’de doğdu. Kayseri ve Kırşehir’deki değişik okullarda ilk, orta ve lise öğrenimini tamamladı (1980). Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde okudu (1985-1990). İlahiyat Fakültesinden ayrılarak bağımsız yazarlık hayatına başladı.

Kayseri Gündem, Yeryüzü, Bilgi ve Düşünce, Yarın, Özgün İrade, Bilge Adam, Söz ve Adalet, Gerçek Hayat, Doğudan gibi birçok gazete ve dergide yazıları, Milli Gazete, Tempo, Star, Zaman, Haber Türk, Sabah, Birgün, Radikal gibi gazete ve dergilerde söyleşileri yayınlandı. 30 yılı aşkın süredir düşünce ve yazın hayatına devam ediyor. En son Yarın dergisinde kapanana kadar 4 yıl, genel yayın yönetmenliğini yaptığı Söz ve Adalet dergisinde kapanan kadar 8 ay, Gerçek Hayat dergisinde iki yıl, haber10.com sitesinde 4,5 yıl yazdı. Halen kendi resmi web sitesinde (ihsaneliaçık.org) ve adilmedya.com haber sitesinde haftalık yazıları yayınlanıyor. Şu ana kadar 20 kitabı yayınlandı. Yeni kitaplar çıkmaya devam ediyor. Evli ve beş çocuk babası. Arapça ve İngilizce biliyor. İstanbul’da yaşıyor.

EZİLENLERİN SESİ OLARAK İSLAM VE EBU ZER’İ ÇAĞA TAŞIMAK

İhsan Eliaçık İslam’ın bir tapınak dinine, Kuran’ın tapınak metnine, Peygamberin kahine/sihirbaza çevrildiği zamanlarda, bu anlayışın ülkemizdeki katı mekanları olan mahalle duvarlarına bir balyoz indirir. Balyozun üzerinde “Fekku Ragabe” yazmaktadır. Ve dayanak Kuran’ın tabiat-tarih ve yaşamla yapılmış tefsiridir. Eylem, mülk meselesini temele alarak başlamıştır. Çünkü İslam buradan yıkılmış yine buradan ayağa kalkacaktır. Doğru yerde durmak ve doğru yerden vurmak işte budur.

Hoca koordinatları çizer: Yaşayan Kuran, Devrimci İslam, Arkadaş Peygamber…

İslamcılığın iktidar olduğu, İslam’ın sözünün bittiği ve zengin eğlencesi haline getirildiği daha beteri sömürüyü meşrulaştırmanın bir aracı olduğu zamanlarda; İhsan Eliaçık İslam’ın abdestli kapitalizm üretmek için var olmadığını, aksine Kuran’ın her satırında eşitliğin, adaletin, paylaşmanın, sevginin, merhametin, insanlığın şeref ve haysiyetinin bulunduğunu söyler. Çünkü İslam dinlerden bir din değildir. Tam tersine eski dünya dinlerinin Tanrı adına oluşturulan iktidarlarını ve bu iktidarların tüm yapılarını yıkmıştır.

Cehennem tehditleri mülkü gasp eden, kız çocuklarının diri-diri toprağa gömülmesine neden olan tefeci-bezirgan düzeninin temsilcilerine, Mekke kodamanlarına yöneliktir. Cennet Kuran’ın dünyevi ütopyasıdır aynı zamanda. Allah eşitliği takdir etmiştir. Servet bazılarının elinde dönen bir devlet olamaz. Ve Allah’ın istediği ezilenleri Firavun mülkünün varisi yapmaktır.

Kendisini karşıtlıklar üzerinden ifade eden ve yaşamın atardamarı demek olan mülk meselesi, yani ekonomi-politik üzerine (üretim ilişkileri, sınıflar, piyasa, artı değer vb.) hiçbir sözü olmayan İslamcılık, geniş kitleleri tarifi tam belli olmayan, tarihte kalmış ve her zaman kapitalizme hizmet eden bir kavgaya hapsetmiş; geleneği ihya etmek anlayışı ile saltanatları kutsayarak ve eski hukuka takılıp kalarak zamanının ruhunu kavrayamamıştır. Bu savrulma, dünyayı ve yaşamı anlayamadığı için İslamcılığı kapitalizmin vagonu ve bugün Nato’nun askeri yapmıştır. İhsan Eliaçık bu ortamda Türkiye’den itiraz sesini yükseltir. Bilinenin belki de kanıksananın aksine İslam’ın ekonomi politik üzerine söyleyeceği çok şey vardır. Bu ekonomi politik duruşu Kuran’da tespit ettikten sonra, geçmişi ihyanın bir anlamı olmadığını, yapılması gerekenin dinin yeniden inşası olduğunu söyler.

Bunun için Kuran’ın yaşayan tefsirini yapar. Tüm kıssalar, kavramlar, uyarılar, öneriler şimdiki zamanda vardır. Ve sorar:

Kuran’ın ölüsüne mi dirisine mi inanacağız. İçinde insanlığın şeref ve haysiyetinin bulunduğuna, akla ve vicdana hitap etmeyen hiçbir şey bulunmadığına, iyilik, güzellik ve doğruluk rehberi, sevgi ve merhametin kaynağı olduğuna, gerçeğin ve adaletin evrensel sesi olduğuna inanacağız”(Hangi Kuran-İhsan Eliaçık)

Kuran’da nüzul sırasına göre anlatılan ilk kıssanın Bahçe Sahipleri kıssası olduğu bilinciyle, mülkü gasp etmenin, bununla büyüklenmenin sonunun afet olduğunu belirtir. Nemrut kıssasında hegemonun genetiğini, Karun kıssasında zenginin genetiğini deşifre eder. Mülk konusunda sinirleri alınmış tefsirlerin, “nimet içinde ahireti düşün, dil ile şükret” tavsiyelerine karşı, şükrün vermekle olacağını söyler. Daha da ileri giderek nihai anlamda eşitlikçi bir toplum kurmanın Kuran’ın hedefi olduğunu belirtir.

İnfak bu anlamda en temel Salih amellerdendir. Bu eylem müminlik ile münafıklık arasındaki çizgiyi belirler aynı zamanda. Çünkü münafık malından ve canından vermeyendir. İslam’ın zengin ile yoksul arasındaki uçurumu meşrulaştırmanın bir aracı haline geldiği ülkemizde (ve dünyada), “Şimdi bunu tersine çevirip peygamber döneminde olduğu gibi Velid B. Mugire ile Bilal’i eşit hale getirmenin itiraz ve isyanını yeniden inşa ediyoruz” derken hem yerleşik zekat düzenine itiraz eder, hem de bunun tarihsel-teorik geleneği ile hesaplaşarak eşitlikçi İslam’ın inşasını yapar.

En kral meallerde sinirleri alınmış hatta yok edilmiş olan Bakara suresinin 219. ayeti hiçbir kıvırmaya gerek kalmadan bu eşitlik eyleminin temel dayanağıdır: “Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: ihtiyaç fazlasını”(2:219) Bu ayet sahabeleri sarsmıştır. Hocanın da öncüleri başta Peygamberimiz olmak üzere, Ebubekir, Ömer, Ali, Ebu Zer, Ammar gibi ilk çekirdek sahabelerdir. Fakat bırakın bu ayetin sarsmasını, Emevilerden beri nesh edildiği söylenerek unutturulmuş, Hocanın ifadesiyle Firavun’un kölelerine verdiği gibi verilen bir zekat anlayışı kurumsallaşmıştır.

ve Ebu Zer’i çağa taşımak: “Dine karşı din”

Eliaçık tüm bu tespitlerin ışığında önümüzdeki yılların temel karşıtlığını “dine karşı din” olarak belirliyor; Kuran’ın kavramlarını, kıssalarını mucizelerden/mevzuların sisinden kurtararak hayattaki karşılığını buluyor, şimdiye kadar sadece tüketim kültürüne karşı ve utangaç/cılız /yarım anti-kapitalist bir söylemden daha ileri giderek eşitlikçi İslam söylemini geri dönüşü olmayacak bir damar haline getiriyor ve Ebu Zer’i çağımıza taşıyor.

İhsan Eliaçık’ın her makalesi bahsettiğimiz eşitlikçi İslam kalesinin inşasını oluşturacak bir köşe taşı niteliğindedir; her koyduğu tuğla abdestli kapitalizmin argümanlarının çatlaklarını genişlettiği gibi, İslam’ın Mekke’de 7. yüzyılda doğduğunda tarihin akışı içinde zenginlere karşı kölelerin, mülksüzlerin safında yer alarak mücadele başlatması gibi 21. yüzyılda ülkemizde bu mücadelenin oluşmasında ve Kuran’ın anlaşılmasında önemli bir önderlik yapmaktadır. İslam’ın bazılarının tekelinde bir kimlik vasatına indirgendiğini ve “Muaviyecilik” diyebileceğimiz “Ne olursa olsun, iktidarı ele geçir” anlayışının tüm değerleri ayaklar altına aldığını gördükçe; Şeriati’nin dediği gibi “Ruhaniler tarafından sunulan İslam’ın, yüzülmesi mümkün olmayan iki parmak derinlikteki bir okyanus” olduğunu ilan eder ve saltanat İslam’ından radikal bir kopuşu temsil eder.

İşte bu geniş ufuk ve entegrist sığlığı aşan kucaklayıcı söylem (bizim de içinde bulunduğumuz) insanları klasik din anlayışının ötesinde derin/net/aydınlık ve geleceği oluşturabilecek bir İslam’ın olduğunu gösterdi. Bu anlamda İhsan Eliaçık yaşamımıza tarihi bir müdahalede bulunmuştur. Ülkemizde emek ve adalet mücadelesinde birbirine mesafeli olarak mücadele eden kesimlerin ortaklaşabileceği fikirsel ve eylemsel bir damar oluşturmayı başlıca hedef olarak koyan Emek ve Adalet Platformu için İhsan Eliaçık’ın oluşturduğu söylem yol göstericidir. Türkiye’de bir geleneği bulunmayan ve henüz tarifi de netleşmemiş olan “Müslüman sol” ya da daha doğru deyişle anti-kapitalist bir İslam söylemi çokça boşlukları bulunan, eleştiriye muhtaç bir durumdadır. Öte yandan Emek ve Adalet Platformu’nun çıkış metninde belirttiği gibi memleketimize ve dünyaya umut olabilecek imkanlara sahip de bir söylemdir. İhsan Eliaçık da Kuran’ı eşitlik ve adalet temelli tefsir ederek bu söylemin inşasında önemli bir rol oynamaktadır.

İlgili Videolar:

İslam, Sol ve Kapitalizm – İhsan Eliaçık 

 

1 Response

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.