Muammer Bilgiç – Bizim Yerimize Başkası Düşünmeyecek

Dizginlenemeyen savaş tamtamlarına, meselenin pek bahsedilmeyen ve en önemli veçhelerinden biri olan emperyalist hesaplara, halklar olarak geliştiremediğimiz ortak hukuk kurma ve konuşarak anlaşamama problemlerimize işaret eden Muammer Bilgiç’in TV5.com.tr’de yayınladığı  anlamlı yazısını iktibas ettik. 

MUAMMER BİLGİÇ

Para basma ve satma tekelini, bilişim teknolojileri, silah ve ilaç üretimi sektörünü elinde bulunduran, kendini seçilmiş addeden güçlü aileler/küresel oligarşi, en başta Atlantik Paktı’nın, Rusya’nın ve Çin’in ekonomipolitiğini belirleyerek şimdiki zamana ve geleceğe müdahalelerde bulunuyor. Türkiye dahil, nüfusun çoğunluğunun Müslümanlardan oluştuğu elli kadar ülke ve diğer ulus devletler/devletçikler küresel oligarşinin hegemonyası altında kendilerine verilen ev ödevlerini yapan/yapmaya çalışan hükümetlerce idare ediliyor.

Okyanus ticareti, enerji kaynakları, enerji nakil yolları, uzay teknolojisi, kitle imha silahlarının üretimi, bankacılık ve finans sektörü, medya ve iletişim ağı, tatlı su kaynakları, tohum üretimi ve gıda sektörü kimlerin kontrolünde, bakmadan; ücretleri, fiyatları ve kadroları kimler, nasıl belirliyorlar, anlamadan; hiçbir derinliği olmayan günlük politik tartışmalar üzerinden, küresel oligarşinin hegemonyasına karşı bir çözüm üretmek mümkün olmayacaktır.

Aynı coğrafyayı paylaştığımız otokton bir halkın en temel taleplerine karşı tavır alırken, ülkenin en stratejik kuruluşlarının, yeraltı kaynaklarının, en verimli topraklarının küresel sermayeye satılışına ses çıkarmamak, küresel sermayenin yol ve köprülerle geçeni ve geçmeyeni haraca bağladığı mekanizmayı görmemek için en ideal seçenek milliyetçiliktir. Milliyetçilik, küresel sermayenin yağma ve talanına karşı kendi halkını korumak yerine, yağma ve talan politikalarına çanak tutan iktidarı hamaset ve hurafelerle kutsamak şeklinde tezahür eder.

Ne 28 Şubat Post-Modern Darbe Süreci’nde kamusal alanda kılık kıyafet dizaynına girişenlerin, ne de 21.Yüzyılın neredeyse ilk çeyreğinde rövanşist duygularla ülkenin her bir köşesine İmam-Hatip açanların gündeminde bağımsız bir ekonomipolitik olmuştur. Görünürde yaşam tarzları farklı iki ayrı kadro gerçekte farklı zamanlarda aynı ekonomipolitiği uygulamak üzere iş başına getirilmişlerdir. 2000’li yıllarda faiz lobisine giden paraya, enerji, maden ve inşaat sektöründe kimlerin kazandığına, nüfusun en varlıklı yüzde yirmisi ile en yoksul yüzde yirmisi arasındaki gelir dağılımındaki farkın değişimine bakıldığında kontrolün kimde olduğu anlaşılacaktır.

İngilizcenin, doların ve Hollywood’un açık ara önde olduğu bir dünyada birbirlerinin farklılıklarına tahammül edemeyen yoksul halkların ve geri bırakılmış ülkelerin, ezilmeye devam etmeleri, çözüme dair bir paradigma oluşturamayan kolektif yeteneksizliklerinin neticesidir. Her bir farklı grup cennete sadece kendilerinin gideceğine inanarak, zaten yaşama kıyısından tutunmaya çalışan diğer grupların dünyasını cehenneme çevirmektedir. İnsanlığa fayda getirecek pratikler/hayırlar üretmek yerine, tam olarak neye tekabül ettiği bir şekilde flulaştırılan, tartışılmaz sorgulanmaz bir anlayışın taassubuyla ilginç bir şekilde ölüm kutsanmaktadır.

Elçilerin öğretisinde yeryüzünde hep var olduğu söylenilen hak- batıl mücadelesi aslında hakikatin, hamaset ve hurafeyle mücadelesidir. Üzücü olan, batılının karşısında haktan yana saf tuttuklarını söyleyenlerin ekseriyetinin hakikatin sadeliği yerine, allı pullu hamaset ve hurafelerin ardından gidiyor olmalarıdır. Hissedilir otoriteyi/gücü/iktidarı din edinmiş olanların, daha büyük otoriteye/güce/iktidara karşı kendilerini çaresiz görüp, kendilerinden daha zayıf gördükleri topluluklar üzerine yürümeleri onları küresel oligarşiye bağımlılıktan çıkarmayacaktır.

Matematiğin kendilerine verdiği doğru okuma biçimini kullanmayanların adalet söylemleri de ekonomiye tekabül etmeyeceğinden zulümden başka bir şey getirmeyecektir. Küçüklüğümüzde kulağımıza fısıldanan “hakkı hak bilip haktan yana olmak, batılı batıl bilip karşısında durmak” eğer içi boşaltılmamış bir tavır ise önce küresel sistem karşısında esaslı bir muhalefeti gerektirir. Küresel sisteme entegre olmuş ya da küresel sistem tarafından bulunduğu coğrafyaya iliştirilmiş akıl, küresel oligarşiyi patron bilip oradan talimat alır, kendi halkını ya ucuz iş gücü görür, emeğini sömürür, ya da oyunbozan görür, yakınından eksiltir.

Nicolas Cage’in bir silah taciri olan Yuri Orlov’u canlandırdığı Savaş Tanrısı filmi üç sorunun cevabını verir: Silahlar nereden gelir, para nereye gider, kim kimi öldürür?

* Öne çıkan görsel Wikipedia’dan alıntıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir