Mülk Kimindir? – Şahin Uçar

Şahin Uçar’ın, tam ismi “Tarih Felsefesi Açısından Mülk ve Hilafet – Medine’yi Yeniden Kurmak” olan kitabı 1992 yılında Türkiye Yazarlar Birliği Fikir Ödülünü almıştı. 2011’de Şule Yayınları tarafından yapılan yeni baskıda, bizim için tazeliği gitmemiş fikirler bulduk. Siyer okumaları çerçevesinde, 10 Mart Pazartesi akşamı Özgür Yazarlar Birliği’nde biraraya gelerek hem bu kitabı, hem de Muhammed Hamidullah’ın, Fethi Osman’ın ve Seyid Kutup’un “İslam Devleti” hakkındaki yorumlarını konuşma fırsatı bulacağız. Şimdi Uçar’ın kitabından, İslam’ın sosyal adalet ölçüsüne yaptığı katkıyı özetleyen bir bölüm sunuyoruz. Bizlere “Mülk Allah’ındır” sözünün aslında ne demek olduğunu sarih bir biçimde anlatıyor:

Mülk ve Hilafet

Kelimenin orijinali olan MLK kral manasına geliyor. Kartaca’da böyle bir tanrının bulunduğu hususu ise şüphelidir. Çünkü kelimenin punic imlasındaki şekli, MOLOK sadece ‘kurban’ veya ‘rehin’ manasına gelmektedir. Kısaca ‘Kitabı Mukaddes’teki pasajlar çocuk kurban edilen bir tanrıya atıfta bulunmaktadır. Modern siyaset nazariyeleri literatüründe bu kelime mecazen, kendi halkının evlatlarını yiyen (harplere sevk eden) putlaştırılmış devleti, totaliter devleti, sembolize etmektedir.

Netice şudur ki; Sâmî dillerinde -tabii Arapça’da da- MLK kökünden türeyen kelimeler arasında mana akrabalığı vardır. ‘Lisanül Arab’da ‘mülk’ kelimesinde verilen malumata göre, mülk, melek, melik, milk, malik gibi kelimeler hep bu MLK kökündendir. Melek (kral-tanrı) yahut melik, malik gibi kelimeler mülke sahip olmayı, yani bizim tefsirimize göre her nevi güç ve kudrete sahip olmayı ve bilhassa siyasî hakimiyeti ifade eden kelimelerdir. Selçuklu eserlerinde süsleme unsuru olarak sıkça rastlanan ve yıllarca okumakta güçlük çektiğimiz bazı kûfi yazılar, bu MÜLK kelimesi ile ilgili araştırmalarımızın hareket noktası olmuştu: Sivas Çifte Minare’deki “El-Mülkü Lillah” (Mülk Allah’ındır) ve Sivas Ulucamiindeki “El-Mülkü Lillahi’l-Vahid’il-Kahhar” (Mülk -siyasî hakimiyet- tek ve kahhar olan Allah’ındır) gibi bazı ibareleri araştırırken bulduğumuz ayetin aslında göre dünya hayatında siyasî hakimiyet sahibi olanlara “Bugün Mülk kimindir? O tek ve kahhar olan Allah’ın” denilecek olan bir gün gelecektir. Çünkü Allah Maliki Yevmi’d-Din’dir.

Yani İslamî anlayışa göre Allah’tan başka hiç kimse gerçek manada siyasî hakimiyet (mülk) sahibi olamaz. Kur’an-ı Kerim’deki sayısız ayet her çeşit mülkün Allah’a ait olduğu hususunda ısrar eder. Demek oluyor ki Sâmî zihniyetinde, kendisine çocuklar kurban edilen bir molok putuna karşı şiddetli bir aksülamel vardır. Hatırası hâlâ yaşayan ve Hristiyan kavimlerin siyaset literatüründe bugün bile mevcud olan bu Molok ve Molk’a düşman zihniyet, mevzuumuz bakımından son derece ehemmiyetlidir. Zira İlahî Hakimiyetin yerine konulduğu iddia edilen beşerî hükümranlık, yahut tabiri marufu ile meliklik (krallık) Muaviye’nin hilafet yerine ikame etmekle suçlandığı siyasî hakimiyet şeklinin ta kendisidir. Muaviye’ye karşı çıkanların, Yezid için Muaviye’nin sağlığında biat alması hakkında, “bu bir kayserliktir ki bir Herakl ölür yerine başka bir Herakl (Heraclius) geçer” şeklindeki itirazları, yani, Muaviye’nin teklifini Heraclius’un (müslümanların kendisi ile savaşarak elinden Suriye ve Mısır gibi toprakları aldığı Bizans İmparatoru) istibdadına benzetmeleri bu bakımdan çok enteresandır.

Demek oluyor ki, ilk sahabeler devrinden başlayarak idealize edilen bir İslamî rejim biçimi olarak hilafet, her türlü putlaştırılmış diktatörlük biçimine, her türlü beşerî MÜLK’e karşı İslam’ın İlahî hakimiyet (el mülkü lillah) idealini ifade eden bir mefhumdur.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.