Savaş Bitmiştir – Hüseyin Turhallı

Hüseyin Turhallı, Kürdistan Post sitesinin Kürt milliyetçisi yazarlarından. Savaşın bitmesini babasından bir anekdot ile anlatıyor Turhallı; babası Peho, “artık diğer insanlar gibi ağlayabiliyorum, demek ki savaş bitti” diyor. 5 yaşında Mahsum Atlı’nın ölümüne şahit olduğumda hiç ağlamadım diyen Turhallı, Türkler ve Kürtler artık ağlayabildiğine göre kimse kendisini zorlamasın, savaş bitmiştir… diyor.

https://www.facebook.com/huseyin.turhalli.94/posts/419577808185876

“Mesela Gurbetelli’nin kalın bağırsak uru diye tarif ettiği pisliklerin bu partiden (PKK) neden ve niçin kovulmaları gerektiğini anlatacaktım. Mesela Dedesini vuran Karaz Karakol Komutanına taş atarken alnından vurulan Tıl Tapanlı Mahfuz Atlı’yı, Qamışlo’da Esad’ın suratına taş fırlatan Rojavalı çocuğu, Özel timin gözleri önünde babasının kafasını kestiği Hilâlêli Delil’i, Uğuru, Ceylan’ı yazacaktım.

Stalinist ve faşist uygulamaların birer ürünü olan Kürd ve Türk partilerindeki “Aday Tespit Komisyonları”nın utancını ve bu utancı, şahsiyetsiz rezil adamların suratına yumruk olarak geri çeviren Diyarbakır/ Bağlarlı gençleri anlatacaktım.

Bir başka zamana….

Türkiye ve Kürdistan 14 yaşındaki Berkin Elvan’a ağlıyor. Ece Temelkuran, bu günkü yazısında “Ağlamayın Ulan” diyordu. Ağla Türkiye, ağla Kürdistan, ağla dünya! Ağlayın ki bu savaş bitsin.

Kimliğimi gaspedenler “Neden kimliğin yok” diyerek beni Köln Cezaevine attıklarında “Yitik Notalar”ı yazmaya başladım. Yazarken 37 gün Yitik Notalarıma aralıksız ağladım. 350 sayfalık kitap bittiğinde gözyaşlarım da tükenmişti. Artık neden ağlayamadığıma şaşırıp kaldım.

Cevabı, sarı saman kağıda elle yazdığım Yitik Notalar’ımda aramaya ve bulmaya koyuldum.

“Zülme isyan etmiştik ama zorbalığa yenilmiştik. Diplerine sığındığımız taşlardan başka bizi kaldıracak yürek yoktu” diyordu Peho.

Hikaye çok uzun. Burada kısaca özet vereceğim.

Peho (babam) 1925’lerde patlak veren Şeyh Said isyanı döneminde 8-9 yaşlarında kırılmış bir isyanın yetim çocuğudur. Katliam başlayınca büyükler dağa çıkar, çocuklar ve kadınlar ise Hazro beglerine, Silavan Şeyhlerine sığınır. Peho da kimselere muhtaç olmamak için Liceli bir beyin yanında golikvan (Buzağı çobanı) olarak çalışmaya başlar.

Yanında çalıştığı Lice beyi 7 aylık çalışmasının karşılığı olarak kendisine bir gömlek bir de pijama verir. Ancak peyaları vesatasıyla tekrar geri alır. Ve üstelik ….

Peho’dan dinleyelim

“Helhel boğazında önümü kesen Begin peyaları ‘Elbiselerini çıkar’ dedi. Elbiselerim kırışmasın diye güzelce katlayıp taşın üstüne koydum. Önümü sağ, arkamı da sol elimle kapattım. İfrit suratlı adam elbiselerimi aldığında üstüne atlayıp elinden almak istedim. İşte tam bu arada kafama inen sopa ile gözlerimden yıldızlar uçuştu, dünyam döndü ve yere yıkıldım.

Uyandığımda ikindi sonrasıydı. Güneş sararmaya başlamıştı. Burnumdan ve ağzımdan akan kanlar yerde ve taş üstlerinde gölcükler oluşturmuş, sinekler ve karıncalar kan gölcükleri üzerinde pazar kurmuştu. Ağzım burnum kurumuş, pıhtılaşmış kan içinde idi. Müthiş bir baş ağrısıyla kıvranıyordum ve üstüne üstlük çırılçıplaktım…..

Kalktım bir taşın üstüne oturdum. Ve uzunca bir süre ağladım.

Hıçkırıklarım durduğunda ilk defa diğer insanlar gibi ağlayabildiğimi gördüm ve buna da sevindim. Savaş göz yaşlarımızı kurutmuştu.

Ağlayabildiğime göre artık savaş bitmiş demekti.

Allah’a sitem ediyordum. Neden hep bu zulmü bize reva görüyor diye.

Neydi günahımız ve ne suç işlemiştik ona ve onun günahkar kullarına karşı? Ama yine de ona sığınmaktan başka çaremiz yoktu ve son bir kez daha Yüce Allah’a sığınarak, bana güç vermesini istedim.

O an! İşte o an….. ”

18 Ağustos 1992 günü HEP il merkezine bir telefon geldi. “Karaz Karakolu Tiltapanlı Köylüleri katliamdan geçirmiş, çok sayıda ölü ve yaralı var. Yaralılar D.Ü.Tıp Fakültesi hastanesinde.” Koştuk gittik.

Yaralılardan biri 5 yaşındaki Mahsum Atlı idi. Alnının tam ortasından vurulmuş, kurşun kafasının arkasından çıkmıştı. Buna rağmen Masum direniyor, bir şeyler söylüyordu. Annesine ne diyor, diye sordum. ”

Baksana parmakları hala zafer işaretini yapıyor. “Berxwedana Mazlume-Mazlumlarım direnişidir” diyor, dedi. Bir kaç dakika sonra Masum göçüp gitti.

Savaş vardı. Ağlayamadım.

Asker cinayet işlemiştir diyerek suç duyurusunda bulundum. Savcılar katiller hakkında soruşturma açacaklarına benim hakkımda soruşturma başlattı. Katillere neden katil demişim diye.

Zulme, adaletsizliğe ve hukuksuzluğa karşı ağlamadım. Cübbemi savcı ve hakimlerin suratlarına fırlatıp adaleti kendi ellerimle getirmeye gittim.

Şimdi Türkiye ve Kürdistan Dersimli ana Tokatlı babadan olan Berkin Elvan’a ağlıyor…

Evet, evet, Türkler ve Kürdler artık ağlayabildiğine göre…

Kimse kendini zorlamasın!

Savaş bitmiştir…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.