Sokak Mektebi: Sokak ve Madde Bağımlılığı

Sokak Mektebi etkinliğinin dördüncü ve son oturumu, Cengiz Akkaya ve Mehmet Yeralan’ın katılımlarıyla 27 Eylül Cuma günü Tarlabaşı Tirşe sokakta gerçekleşti. Söyleşi boyunca temelde madde bağımlılığının sebepleri ve bağımlılıkla mücadeleye dair ülkemizdeki mevcut handikaplar konuşuldu. Gambiyalı Ebubekir arkadaşımızın moderatörlük yaptığı etkinlikte bağımlılıkla mücadelenin özel kurumlar eliyle piyasalaştırılmasından, ıslah evlerinin sorunu çözmedeki yetersizliğine kadar birçok konuya değinildi. 

Ülkemizde bağımlıların ya özel sağlık kurumlarına müşteri ya da bir takım vakıflara mürit olmak ayrımında kaldıklarından, ve bu sarmaldan çıkmanın bağımlılık meselesiyle dürüst bir hesaplaşmayı gerektirdiğinden bahsedildi. Dahası, olayın küresel boyutta bir göz yummaya dayandığının üzerinde duruldu. 

Söyleşinin notlarını ilginize sunuyoruz.

***

Cengiz Akkaya: Sentetik uyuşturucuyla birlikte madde bağımlılığı bütün toplumların kabusu haline gelmeye başladı. Bizim ülkemizde de bu konuda bir şeyler yapılıyor ancak ilk defa bir sokak etkinliğinde bunu konuşuyoruz. Ben, 15 yıldır bir yakını üzerinden bu sorunla uğraşan bir bağımlı yakınıyım. Bağımlılık meselesine dair profesyonel yaklaşımların ve faaliyetlerin sokağın gerçekleri ve ihtiyaçlarıyla harmanlanmadığı sürece maalesef yaşamda bir karşılık üretebilme şansı olamıyor. Devlet bu meseleye ilişkin sorumluluğun büyük bir kısmını aileye yıkıyor maalesef. Herkes kendi çocuğuna sahip çıksın şeklinde bir anlayış hakim. Madde bağımlılığının her aşaması için farklı bir uzmanlık gerekmekte. Önleyici Eğitim, Arz Azaltımı, Talep/Zararı Azaltımı, Tedavi, Rehabilitasyon ve Sosyal Uyum gibi süreçlerin hepsi birbirinden farklı gereksinimlere sahip ve birbirini tamamlayan bütünlüklü bir sistem dahilinde inşa edilmesi gereken bir gerçeklikle karşı karşıyayız aslında.

Mehmet Yeralan: Çeşit çeşit bağımlılıklarımız var. Bugün telefon dahi bir bağımlılığa dönüşmüş durumda. Ben de eski bir bağımlıyım. Ancak 15 senedir temizim. Kimyasal ülkemize girdiğinden beri gençlerin durumu gittikçe kötüleşiyor. Yasaklamak da tek başına bir çözüm değil. Bu konuda Batılı ülkelerde farklı uygulamalar var. Biz daha çok bir şeyleri yasaklıyoruz ancak aynı etkiyi yaptığı halde yasaklanmayan hatta devletin desteğiyle satılan bir çok ilaç var. 

Madde bağımlılığı sadece ailenin ilgisizliğinden kaynaklanmıyor. Çevre de çok önemli. Aile ya da emniyet güçleri ne kadar şiddet uygularsa uygulasın bunlar madde bağımlılığı için bir çözüm olmuyor. Bütün şehirlerde maddeye ulaşmayı kolaylaştıran semtler, mahalleler var ne yazık ki.

Bıraktıktan sonra da hemen iyileşmiyorsun. Ben bıraktıktan sonra dahi vücudumda yaralar çıktı, ailemden uzaklaştım, 2 defa kalp krizi geçirdim. Bunlar büyük ölçüde kimyasal sebebiyle oldu. Bence kimyasallarla diğerlerini ayırmak lazım.

***

Cengiz Akkaya: Benim yakınımın bağımlı olduğunu öğrendiğimde hissettiğim ilk duygum utançtı. İlk çabam da kendi itibarımı kurtarmak yönünde olmuştu. Ne yazık ki hala bağımlılığın gerçek sebepleriyle yüzleşmek konusunda toplum olarak çok geri bir noktadayız. Sentetik uyuşturucular yaygınlaşmaya başladıktan sonra işin rengi, amacı, işlevi çok değişti. Ancak toplumların bu soruna ilişkin bakışı ve önyargıları değişmedi. Çocuğunuz tedavi olmak istediğinde ekonomik durumunuz müsait değilse başvurabileceğiniz tek bir resmi kurum var Türkiye’de Amatem/Çematem. Ve en erken 2-3 aydan önceye randevu alamıyorsunuz. Ancak tedavi için hız çok önemli. Yolda giderken dahi bağımlının fikri değişebilir.

Ciddi bir piyasalaşma söz konusu.

Özel Amatem ruhsatı olan özel hastaneler var. Sadece 1 haftalık Fiziksel Detox işlemi için fiyat 4-5 bin liradan başlayıp 40 bin liralara kadar ulaşıyor. Ayrıca süreç bununla bitmiyor bu sürecin daha ilk adımından bahsediyoruz. Tedavi sürecinin devamı için gereken psikolojik destek terapilerinden, ilaca, taburcu işleminden önce takılması önerilen palet çipe kadar daha birçok adım var ve hepsinin artı mali bedelleri var maalesef. Bunların hiçbiri SGK ve Genel Sağlık Sigortası kapsamında değil, bazı kalemler SGK kapsamına alındı ama eğitimden ve çalışma hayatından kopmuş hangi bağımlı bireyin böyle sağlık güvenceleri olabilir ki ? Dolayısıyla tedavi süreci kör bir sarmala dönüşmüş durumda. Ayrıca bu konuda Sahada faaliyet gösteren kişi ve kuruluşlara yönelik görev ve faaliyet sınırlarını, yetkinlik ve yeterliliklerini denetleyen herhangi bir mevzuat düzenlemesi olmadığı için kurtarıcı rolüne bürünen çok sayıda kişi, kurum ve kuruluş sahada mevcut, “bu işte para var deyip” herkesin çok rahatlıkla bu alanda faaliyet yürütebildiği ciddi bir başıboşluk var. Maalesef bu sorun arka sokaklara öteleniyor ve sarmala giren herkes kendi kaderine terk edilmiş durumda. Kalkınma Ajansları üzerinden mevcut kaynaklar kelimenin tam anlamıyla heba ediliyor. Sadece İstanbul Kalkınma Ajansı üzerinden sorunun gerçekliğinden uzak bir çok projeye 2015, 2016, 2017 yıllarında toplam 45 milyon lira para aktarıldı. Peki sentetik uyuşturucu neden tehlikeli?

İlk sentetik uyuşturucu LSD’dir ve CIA laboratuvarlarında biyolojik harp silahı olarak geliştirilip üretilmiştir. Bunun farkında olmak lazım. Az evvel saydığımız sebeplerle tedavi sürecini ekonomik olarak göğüslemek çok zor. Bağımlı yakınlarının bir çoğu borç batağına saplanmış durumdadır.

Bağımlı yakınları müşteri ya da mürit olarak görülüyor.

Dünyadan örneklere bakalım. 2016 yılında Filipinler Devlet Başkanı “uyuşturucu satıcılarını gördüğünüz yerde öldürün” dedi, “oğlum da olsa ben öldürürüm” dedi. İnsanlar kavga ettiği, başka şahsi problemler yaşadıkları kişileri cezasızlıktan faydalanmak için uyuşturucu satıcısı deyip öldürmeye başladı. Bunun faturası Filipinler’e 5 binden fazla kişinin öldürülmesi oldu. İran’da da uyuşturucu satıcılığının cezasının idam olmasına karşın bağımlılık sorunu hala ciddi bir sorun olmaya devam etmektedir. Portekiz, AB ülkeleri arasında uyuşturucu politikasını radikal bir şekilde değiştiren ilk ülke oldu. 2000 yılındaki verilere göre diğer madde bağımlılıkları hariç, sadece eroin bağımlılığı nüfusun % 1’i oranlarına ulaşmış. Dünyada uyuşturucu bağımlısını kriminal bir suçlu değil, hasta olarak tanımlayan ve bu doğrultuda kararlar alan ve uygulayan ülke olmuştur. [1] 

Biz ise bambaşka bir noktadayız. Hala bağımlılığı iradi, ahlaki ve inançsal bir durum gibi algıladığımız için “Manevi Rehberlik” diye bir şeyden bahsediyoruz maalesef. Fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal etkileri olan kronik bir aile hastalığı, beyin hastalığıdır bağımlılık. Kabul gören tanım bu artık Dünya Sağlık örgütünce …

Teşhis doğru konursa tedavi doğru olabilir.

Biz kendi kontrolümüzdeki mekanların içinde kullandıralım diyor bazı devletler. Bu iş merakla da başlayabilir. Bağımlılık sarmalına girmeden, sentetik dışında, nefsini köreltsin merakını gidersin diye bir olanak tanımışlar. Devletler temelde bu serbestliği bütçedeki yükü hafifletmek için yaparlar. Çünkü bağımlılık sarmalına giren bir çocuğun devlete yükü çok fazladır. Tedaviye cevap veremeyenlere de reçeteli bir şekilde belli sağlık merkezlerinde uyuşturucu verilebilmesini sağlayan düzenlemeler yapmışlar. Bunun amacı da şu. Maddeye ulaşmaya tamamen kitlenmiş bir bağımlının topluma zarar vermemesi için “Zarar Azaltımı” uygulaması olarak tanımlamışlar. İşte bu gerçeklikler ışığında kararlar ve politikalar almak geliştirmek zorundayız bizlerde. Bizde ise birileri can derdindeyken, birilerine servet sağlamak ve kamuoyuna şov yapmaktan öteye gidilemiyor. Sokağın sorunlarına sahici çözüm üretmek noktasında goygoydan öteye gitmeyen bir tutum sergiliyoruz. Sorunu yok saymamak, onunla gerçekçi bir zeminde yüzleşmek gerekir.

Herkes kendi kaderine terk edilmiş gibi görünüyorsa dahi, biz bunu kabullenmek zorunda değiliz. Trump seçildiğinde 2017 yılında Suudi Arabistan ile bir silah anlaşması imzaladı. Hemen ardından bütün medyada haberler servis edildi, tüm dünyadaki silah endüstrisinin yıllık ticari hacminin 450 milyar dolar olduğuyla ilgili. Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre 1 yıllık uyuşturucu ticaretinin hacmi ise 650 milyar dolar. 2016 yılında Türkiye’nin toplam ihracat rakamı 150 milyar dolar. Bu çapta bir paraya herhangi bir güç odağı sırtını dönebilir mi? Büyük resme baktığımızda böyle bir tabloyla karşı karşıyayız yani.

Buna Kontrollü Kaos Yönetimi diyebilirim ancak. Bütün bu olumsuzluklara rağmen hiçbir kişi, kurum ya da kuruluştan hiçbir destek almadan 85 yıldır 130’a yakın ülkede birbirlerine destek olan “Sürdürülebilir İyileşme” tarafına geçmeyi başarmış bağımlıların 12 Basamaklı Kendine Yardım/Destek Grupları var. İnternete “adsız narkotik” yazmanız yeterli. Türkiye’de aktif 29 grupları var. Haftada 3 gün Skype toplantıları yapıyorlar. Ücretsiz. Kimse kimseye parmak sallamıyor. Bağımlılığın temel dinamiklerini çok iyi çözmüşler. Bağımlı bir bireyin kimsenin müşterisi ya da müridi olmasına gerek yok yani. Kurtarıcılığa kahramanlığa soyunmaya da gerek yok. Ahlak ve vicdan hiçbir ideoloji ya da görüşün tekelinde değildir. Evrenseldir.

***

Kimse kimseyi ıslah edemez 

Mehmet Yeralan: Cezaevine soyguncu giren gaspçı çıkıyor zaten. Bir çeşit mesleki atama gibi… Üstelik cezaevlerinde de uyuşturucu var. Daha geçen abimi yatırdık Amatem’e. Oralarda doktorların dahi göz yumduğu yoğun bir şiddet sorunu var. Bu şekilde tedavi edilemez insanlar. Cezaevi de şiddet de asla uyuşturucu için bir çözüm olamaz. Özellikle emniyet tarafında bu çok büyük bir sorun. Çocuk bürolarında sözde sosyal hizmet uzmanları var. Ama kameraların olmadığı yerlerde şiddet çok yaygın.

Cezaevinden çıktıktan sonra da işler çok kötü oluyor. Kimse iş vermiyor sabıkalı diye. Gençleri topluma kazandırmak istiyorsak onları ezmeyeceğiz. Zengin bir şekilde kendisini kurtarır ama garibanlar için sorunlar yıllarca sürmeye devam ediyor.

***

Cengiz Akkaya: Afrika, Asya, Avusturalya ve Avrupa kıtasındaki tüm uyuşturucunun hammaddesi Afganistan, İran ve Pakistan’tan geliyor. Bu uyuşturucuyu ekmek için inanılmaz geniş bir araziye ihtiyaç var. Bunun uydudan görülmüyor olmama ihtimali yok. Dahası sevkiyat için kocaman kamyon ve tırlara ihtiyaç var. Yani transit yolları tüm dünya biliyor. Ama bir şekilde göz yumuluyor. Rakam yıllık 650 milyar dolar. Coğrafya kader denir ya, hayır aslında bilinçli bir tercih var burada. Her şey belli bir güzergah çerçevesinde planlanmış akıp gidiyor. Aksi durumda bu hacimde bir şeyin bu kadar dolaşıma girebilmesi için tüm uluslararası alana hakim olması gerekir. Escobar dışında hiçbir baron ismi duydunuz mu dünya çapında ifşa olan, duyamazsınız. Bu kader değil, birilerinin hayatı kasten planlı bir şekilde alt üst ediliyor. Sorunun sahici boyutu sümenaltı ediliyor. Gerçekten öğrenmek ve anlamak için meseleyle yüzleşmiyoruz.

***

[1] http://psikiyatriksosyalhizmet.com/uyusturucuyla-mucadelede-portekiz-modeli

1 Response

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir