Kuran’dan Notlar – Dinin Seküler Arzulara ve İdeolojilere Yedirilmesi

“Musa’nın arkasından kavmi, tutmuş (Mısır’dan getirdikleri) süslerden böğüren bir buzağı heykeli edinmişlerdi. O buzağının kendilerine bir söz söylemediğini ve bir yol gösteremediğini görmemişler miydi? Fakat yine de onu tanrı edindiler ve zalimlerden oldular.” -A’raf suresi, 148. ayet

“Nihayet Sâmirî onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. Bunun üzerine Sâmirî ve adamları: “İşte sizin de, Musa’nın da ilâhı budur, ama o unuttu” dediler. … (Hz. Musa bu defa Sâmirî’ye dönerek) “Ey Sâmirî! Senin bu yaptığın nedir?” dedi. Sâmirî: “Onların görmedikleri bir şey gördüm: Resulün izinden bir avuç aldım ve onu (süslerin içine) attım. Bunu, bana böylece nefsim hoş gösterdi” dedi.” -Taha suresi 88, 95 ve 96. ayetler.

Kuran meramını genellikle sembolik bir yolla anlatır. Yani müteşabihat ile… Bu sembollerin yüzeyi mitolojidir. Fakat Kuran müfessirinden bu sembollerin çözümlemesini yapmasını ister. Yani tevili… Çözümlemeyi yapacak birey ise bir yandan edebiyat birikimine sahip olmalı, bir yandan da ayetlerin tekabül ettiği gerçeklik dünyası hakkında, yani seküler bilgi hakkında söz sahibi olmalı. Yoksa tefsiri basit bir gramer etüdüne indirgeyeceksek ya da Kuran’ın çağımızla değil yedinci asırla konuştuğunu söyleyeceksek Kuran’ın mucizeliğinin hakkını veremeyiz.

İslam’ın klasik döneminde İbn Rüşd gibi filozoflar bu düşünceyi çok iyi biliyordu. Onlara göre Kuran evrensel hakikatleri anlatır. Fakat bunu bilim insanının ya da filozofun yoluyla yapmaz. Zira filozof sadece seçkinlerle konuşurken, Kuran hem sıradan insanlarla hem de seçkinlerle beraberce konuşmak ister. Ayrıca bu sembolik dil yoluyla Kuran kendi beyanını şiirselleştirir ve böylece her çağda yeniden taptaze hissedilen bir kitap olma özelliği kazanır.

Yukarıdaki ayet de buna örnektir. Görünüşte bu ayet mitolojik bir olayı anlatır. Yani İsrailoğullarının Mısır’dan elde ettikleri süsleri ateşte yakıp ondan bir buzağı heykeli yapmaları ve ona tapmaları eylemi… Ayetin anlattığı bu eylemden ibaretse bu ayetin bugün için hiçbir geçerliliği yoktur. Zira artık kimse buzağılara tapmamaktadır.

Oysa ayet evrensel bir hakikati anlatmak ister, dinlerin tahrifat süreciyle alakalı evrensel bir hakikati. Bu evrensel hakikati görebilmek için ise sembolleri çözmemiz gerekir.

Burada Mısır’dan alınan ‘süs’lerden kasıt İsrailoğullarının Mısır kültüründen devşirdikleri dünyevi güzellikler ve arzulardır. Yani seküler güzellikler… Samiri’nin Resulün izinden bir avuç alması ise, Samiri’nin peygamberin getirdiği hak dinden bir boyutu seçip ayırmasıdır. Süslerle Samiri’nin aldığı toprağın ateşte bir araya getirilip ondan bir buzağı yapılması olayı ise, seküler arzular ve güzellikler ile hak dinin bir boyutunun bir araya getirilip ondan bozuk bir dini inancın sentezlenmesi eylemidir.

Sembolleri böylece çözümlediğimizde, bu ayetler dinlerin tahrif ediliş süreciyle ilgili evrensel bir hakikati işaret ederler. Yani Samiri gibi öyle ideologlar vardır ki bunlar seküler arzular ve güzellikler ile hak dinin belli boyutları arasında bir sentez yaparlar. Ve buradan bozuk bir dini mesaj üretirler.

Kuran’ın işaret ettiği bu eyleme ülkemizden bir örnek verebiliriz. Örneğin ulusa aidiyet duygusu seküler bir arzu ve güzelliktir. Zulme yol açmadığı sürece Allah bir kimsenin kendi ulusunu sevmesini ve onu yükseltmeye çalışmasını engellemez. Fakat ulus duygusunu din duygusuyla sentezleyip buradan Türk-İslam sentezi diye bir şey yarattığınızda hak dine uymayan iki zulmü birden işlemiş olursunuz. Türk-İslam senteziyle bir yandan siz Selçukluların ve Osmanlıların zulmünü konuşamaz olursunuz. Bir yandan da Osmanlı-Türk-İslam özdeşliğiyle Alevilere ve Kürtlere İslam adına zulümler işlemeye başlarsınız.

Kuran’ın zemmettiği bu eyleme verilebilecek başka bir örnekse örneğin liberalizm ya da Marxizm gibi seküler bir ideolojiyi temel alıp İslam’ı ona göre yontma ve İslam’ı Marxizm’i esas alarak yeniden şekillendirme girişimidir.

Her şeye dair bir misal barındıran Kuran Marxizmden de liberalizmden de hakikatleri bünyesinde taşır. Kuran’ın bu boyutlarının ortaya çıkarılması, yani Marxizm’in ya da liberalizmin Kuran’ın gölgesi altında sahiplenilmesi çabasının zemmedilmiş bir eylem olduğuna inanmıyorum. Fakat temel ile gölgenin yerini değiştirip seküler bir ideolojiyi mutlak hakikat olarak ele alıp İslam mesajını ona göre eğip bükme eylemi, sanıyorum Kuran’ın Samiri örneği üzerinden zemmettiği bir iş olmaktadır.


* Öne çıkan görsel Nicolas Poussin’in “Altın Buzağı’ya Hayranlık” adlı tablosudur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir