Şihab Cemiyeti: “Şu an en büyük sorun emek meselesi!”

Şehir Üniversitesi’nde örgütlü bulunan Şihab Cemiyet’i Soma ve Roboski eylemleriyle adını duyurdu. Bizim dikkatimizi ise Ülker işçilerini üniversitelerine davet etmeleri sürecinde yaşadıklarıyla çekti. Mevcut ortamda Müslümanca bir sözü adalet ve hak ekseninde üretmeye çalışan muhalefet ve mukavemet odaklarına rastlamak nadirattan. Şihab yeni İslamcı gençlik örgütleri arasında, literatür ve referans itibarıyle klasik İslamcı metinlerden beslense de, bundan yeni ve adil bir söylem üretme konusunda epey yaratıcı bir ekip. Belki de meselenin yöntem ve yaklaşımla ilgili olduğunu bize hatırlatan bir örnek. Şihab’tan arkadaşlarla gençlik, örgütlenmek ve eylemlilik üzerine konuştuk…

rob

Şihab nasıl bir ihtiyaçtan doğdu, nasıl kuruldu?

Aslında Güngören İmam Hatip Lisesi’nde bir dergi çıkarılmasıyla başlayan bir serüven. Gayet basit, bir şeyler yapmamız gerekiyor ihtiyacıyla doğdu. Üniversiteye geldiğimizde beş arkadaşımızın tesadüfen Şehir’i kazanmasıyla buraya geldik, başka üniversitelerde de arkadaşlarımız oldu. Yazın yaptığımız okumaları Fatih Camii’nin avlusunda yaptık. Bunu da Müslüman gençlerin okuma ve tartışmalarını kafeleride yapmaları yerine, cami avlularında o geleneği diriltebilir miyiz diye yaptık.; camilerin salt bir ibadethane olmaması için. Hatta kışın caminin içinde okumalarımızı yaptığımızda rahatsız olan teyzeler de oldu cami imamının ikramı da. Ama bir yıl burada dergi çıkarmak ve dağıtmak dışında birşey yapmadık. Daha doğrusu okula alışıp sosyal ortamı anlamaya çalışıyorduk. Birinci sınıfa başladığımızda birşeyler yapmamız gerektiğiyle ilgili kendi aramızda döndürdüğümüz tartışmalar da bizi buraya getirdi.

Neden bir şeyler yapmak lazım ?

Varlığımızın bir amacı var ve bu amacı ispat etmemiz gerekiyor.

Varlığımızın bir amacı var ve bu amacı ispat etmemiz gerekiyor. Bu varoluş sürecinde fikirlerimizle eylemlerimizi birbirinden koparmaktan ziyade aynı yere düşürmek gerekiyor. Aklettiğimiz neyse eylediğimiz de o olsun diyerek. Yaptıklarımız kendi aramızdaydı, okumalar, tartışmalar… Bunu neden herkese çağrıda bulunarak, hep birlikte yapmayalım diye düşündük. İmam-hatipte de derginin editörlüğünü yapan bir hocamız vardı. Daha sonra sosyal şartlar neticesinde hocamızla bağlantımız kesildi. Biz kendimiz burada bir şeyler yapmaya çalıştık. Bu süreçte de ilk yaptığımız Ali Şeriati okumaları oldu.

Neden Ali Şeriati’yi tercih ettiniz?

Ali Şeriati zaten İslami camiada Seyyid Kutup, Mevdudi gibi okunan temel eserlerden, ama daha devrimci bir şekilde görüyoruz onu. Daha harekete yönelik olması bizi daha fazla cezbetti diyebilirim. Bunun toplumsal algıda da birçok şeyi oluşturabileceği aşikardı. Genelde farklı kaynaklardan okumalar yapıyoruz ama başlık olarak bunu belirledik.

Kimseyi kurtarmaya gitmiyoruz. Daha insani ilişkilerle hareket ediyoruz.

Dergiden cemiyete geçişte nasıl bir dönüşüm yaşandı?

Sosyal olarak imam-hatipten geliyorsun, fikri olarak da doldurmuşsun bayağı kendini. Ama üniversiteye gelince eylemsellik açısından bir imkan gelişiyor. Büyüyorsun, dokunman gereken şeylerin farkındasın. Fikri ve ameli birbirinden ayırmıyoruz. Dolayısıyla birşeylerin daha iyi gitmesi gerekiyor. Tatmin etmiyor bir süre sonra. Dergiye çok kıymet versek de çıkaramıyoruz bir zamandır. Üniversiteyle beraber siyasi meselelere ilgimiz daha arttı. Kopmalar da oldu. Dergi daha edebi bir formattaydı, şimdi çıkarsak daha başka olur.

Fikri eylemek noktasında insanımız aşırı hassas. Müslüman olan adam seni kurtarmaya geliyor, ama biz tebliği böyle yukarıdan aşağı anlamıyoruz. Verirken alırım, alırken veririm gibi bir düsturumuz var. Kimseyi kurtarmaya gitmiyoruz. Daha insani ilişkilerle hareket ediyoruz. Birşeyleri aşamıyoruz çok çabalasak da. Emek meselesinin gündemde olmayışı da biraz böyle. Çok fazla set var. Ya da işte islami ilimler, ilahiyat bölümlerindeki arkadaşlar mesela din benim edasındalar, herhangi bir söz üretmemizi meşru görmüyorlar.

Bir kadın örgütü olarak tanımlanabilir mi?

Başta biraz daha ilkesel bir şeydi bu ama şu an değil. Erkekler de isterlerse katılabilirler ama şu anki ekipte yoklar. Ama mesela Cuma namazı kılıyoruz, erkek arkadaşlardan gelip icabet eden, imamlık yapan, hutbe veren arkadaşlar oluyor. Kuran çalışması keza erkek arkadaşların da katılımıyla gerçekleşiyor ama kemik kadroda yoklar. Biraz sosyal şartlarla ilgili sanırım. Muhtemelen Ramazan’da düzenleyeceğimiz tanışma toplantısıyla bunu daha da açmak istiyoruz.

Bu alternatif Cuma namazını açabilir misiniz biraz?

Erkek arkadaşlar gelene kadar da biz kıldırıyorduk Cuma namazını.

Kadınların Cuma’ya katılımlarıyla ilgili bir tartışma var. Bunun yanısıra devletle ilişkilerimiz bağlamında Diyanet’in tağutu koruyan statükocu hutbelerinin yarattığı bir rahatsızlık var. Bizim karşı çıktığımız bir mesele. Okulda da Cuma’da kadınlara yer olmayışından rahatsız olduk ve yeni bir yol yaptık. Diyanet hutbesi okunmamasına rağmen okunan hutbenin içeriği oldukça ona paralel. Hutbenin tek bir kişi tarafından vaaz edilip kimsenin buna müdahil olamayışı bizim algımızda eksik bir tutum. Söylem olarak o haftanın gündeminin orada bir şekilde yer bulması gerektiğini düşünüyoruz. Erkek arkadaşlar gelene kadar da biz kıldırıyorduk Cuma namazını.

İç işleyinişiz, çalışma şekliniz nasıl?

Şihab’a girmek veya çıkmak serbest. Başlangıçta dergiden dolayı bir editör vardı, ama yine de yatay bir yapı arz ediyordu. Başta denedik biri başkan olsun gibi ama yürümedi. Yatay bir şekilde, herkesin insiyatif almasıyla yürüyor herşey. Mesela bildiri yazılacağı zaman, iki arkadaş insiyatif alıp yazıyor, sonra bu gruba atılıyor, diğer arkadaşlar eleştiri ve önerilerini ilave ediyorlar ve bu aşırı vakit alan birşey oluyor. Yayınlandığında görmeyen insan kalmamış oluyor. Bu yavaşlatıyor ama kaliteyi de arttırıyor. Eylem komisyonu kurmayı denedik mesela, eylemlerde sorumlu olmaları için ama o da yürümedi pek. Kuran çalışmasını da aynı şekilde yapıyoruz. Her hafta biri gönüllü oluyor. 15 dakika bir sunum yapıyor sonra hep beraber tartışıyoruz.

apolitiklikten uzak düştüğünde, bir şeye karşı çıkman gerektiği zaman arkanda kimseyi bulamıyorsun.

Nasıl geçmişlerden geliyorsunuz, imam-hatipli olmayan arkadaşlarınız da var mı?

Benim Şihab’a dahiliyetim imam-hatipten değil, daha yeni. Bu senenin başında, yemekhane boykotundan sonra oldu. Şehir Üniversitesi’nde geldiğimde bir şeyler yapma ihtiyacım vardı. Kulüp tanıtımlarını gördüm. Apolitik müslüman öğrenci grupları vardı. Ama bir yerde o apolitiklikten uzak düştüğünde, bir şeye karşı çıkman gerektiği zaman arkanda kimseyi bulamıyorsun. Şehir’de aşırı ılımlı bir ortam var ama karşı çıktığında bir yere ait olamıyorsun. Söylediğin muhalif bir görüşe sadece gülünüp geçiliyor aynı camia içerisinde. Söylediğim şeylerin bir yere denk düşmesi, bir şeyleri düşünüyoruz, aklediyoruz ama eyleme geçtiğimizde yok yani. Eylemlilik açısından Şihab’ın farkındalığı, sonradan gelen arkadaşlar açısından önemliydi.

Eylemlilikten ne anlıyorsunuz?

Aslında hepimiz Şihab’ı bir okul olarak görüyoruz. Başlangıçta imam-hatipten çıkmış, belirli zihinsel kalıplara sahip bir gruptuk. O zamanki kitap tahlillerimiz salt kadınlara yönelikti hatta. Daha sonra sosyal hayatın içerisinde mevcut olurken aslında, bir dava güdüyorsak eğer, ayet-i kerimede “birbirlerinizin velisisiniz” diye belirtiliyor. Bu dava; dertleşmek, ortaklaşmak, birlikte birşeyi yapabilmek… Bunların önemini fark ettik. Zaten eylemlerimize bakınca bu bizde bir çelişki oluşturmaya başladı bir zamandan sonra, bunun üzerine okuma yapıp, tartışıp bir şey yapmamak…Üniversitede de biraz bu var, insanların aşırı derecede okuyup, tartışıp eyleme geçme noktasında çekimserlik göstermeleri. Bu konuda biraz cüretkar davranmış olabiliriz ama sanki her düşünce eylemi doğurmuyor, bazen eylemle birlikte de insanın arayışı da olabiliyor. Roboski’de şöyle bir tepki alındı. Siz Roboski’ye dair söz söylüyorsunuz ama Güneydoğu’da PKK’nin Müslümanlara baskısına sessiz kalıyorsunuz. Daha göz önünde olana, popüler olana yöneliyorsunuz gibi eleştiriler geliyor. Siz iktidara karşı durmak için mi yoksa adalet için bu meselelere odaklanıyorsunuz diye soranlar oluyor. Bu bildiriler çoğu zaman sabahlanarak yazılan şeyler, eylemler okulda kalıp sabaha kadar uğraşılan, halledilen şeyler. Vaktimiz olduğu sürece ve emin oldukça bir şeyler söylemeye çalışıyoruz. Ama bu gibi durumlarda boynumuz bükülüyor. Söylememiz gereken gerçekten çok şey var ama hepsine yetişemediğimizden susmak zorunda kalıyoruz.

Bir de şöyle bir fark var, sözü tüketmemek lazım. Adalet eksenini temele koyunca karşımıza iktidar çıkıyor. Onun için bazen siyasal iktidarı hedef almış oluyoruz. Zulmü ayırmak, ya da öncelikler kurmak yerine alenileşmesine odaklanıyoruz. Devlet öldürünce adil kral, Kürt mücadele verirken ölünce terörist oluyor. Roboski’nin önemi devletin bunu normalleştirmeye çalışması, adeta sıradanlaştırması. Bize Soma eyleminde neden kaderi reddediyorsunuz dendi. Tabii ki yaşanan bir yanıyla kader, Cebriyyeci bir yaklaşımla, ama bir yandan da zulüm ortadayken onunla mücadele etmek ayetlerle sabit olan bir olay.

soma eylem

Emek meselesine gündeme almanız nasıl oldu?

Grup içerisinde emek meselesi herkesin bireysel uğraşı ve ilgisiyle ilk oluştu. Süreç içerisinde şu an göze gelen en büyük sorun emek meselesi. Esas ihtiyaç neredeyse biz oraya yöneliyoruz biraz da. Soma bizim için belki de eylemin fikrimizi geliştirdiği bir süreç oldu. Belki üzerine adamakıllı düşünemedik, okulda böyle bir mesele oldu, hepimizin vicdanı yandı. Bununla ilgili bir söz söylemeliyiz dedik, arkadaşlarla istişare ettik. Zaten sadece Şihab olarak gerçekleştirmemiştik. Mesela kadın meselesi hakkında yazın okumalar yapmıştık, onun sonucunda bir altyapı oluşmuştu, işte Cuma namazı gibi. Soma’da ise bu sefer hareketten yola çıkarak bunun altını doldurmaya yöneldik. Soma eyleminden sonra İslam’da sosyal adalet meselelerini okumaya başladık. Seyyid Kutub’un İslam’da Sosyal Adalet’ini, Sabri Ülgener’in İktisadi Çözülmenin Ahlak ve Zihniyet Dünyası kitabı, Topçu’nun İsyan Ahlakı’nı ve İsmet Özel’in Üç Zor Mesele’sini okuduk. Bir öğrenme sürecindeyiz bu konuda. Şu an en büyük mesele emek meselesi. Hayatın içinde yaşarken gündemimize düştü gibi. Bireysel olarak 1 Mayıs’lara iştirak eden arkadaşlarımız var.

Görüşlerinizi şekillendiren eylemler, pratikler, süreçler?

Açıkçası Ülker eylemimiz tam da bu noktaya düşüyor. İslami camiada zaten işçi meselesi çok gündemde olan birşey değildir. 1 Mayıs tabudur. Kaldı ki bizim için de konuştuğumuz, okuyup takip ettiğimiz meseleler. Bunun için bir şeye çabalamak, bizzat elini taşın altına koyma konusunda daha çekimserdik. DİSK var sonra, bizden olmayana karşı tavrımız ne olacak? Bizim açımızdan gayet kaliteli bir okulda okuyoruz, hocalarımızla diyalogumuz iyi, ortam güzel ama aynı okulun şemsiyesi altında yer aldığı kurumun bir yerde zulüm üretiyor olması bizi rahatsız etti. Burada çalışan temizlikçiler, hizmetliler çok titizdirler, en ince ayrıntısına kadar temizlerler. Buraya gösterilen bu aşırı hassasiyet gözümüzde samimiyetini kaybetti galiba. Eğitim durumuna, paraya göre mi insaniyet değişiyor? Bunun için öncelikle böyle bir mesele gündeme geldiğinde gidip Ülker işçileriyle dertleşelim, görüşelim dedik ve Topkapı’daki Ülker fabrikasına gittik. Gerçekten sıkıntılı olan bir durum aşikar oldu. Ülker’in bunu bulanık bir şekilde, yani DİSK’e geçtikleri için değil de ahlaksızlık gibi, çikolata yerken yakalanmak gibi ifadelerle işten çıkardığını öğrendik. Biz burada okurken eylemeye çalışıyoruz ve Ülker meselesiyle açıkçası bizim yerelliğimize dokunduğunu düşündüğümüz için ilişkilendik. Ülker’in okulunda okunuyor ama Ülker işçilerinin hali biliniyor mu? Kitlesel yemekhane boykotu gibi bir süreç geçirildi ve okulda ciddi bir politikleşme gerçekleşti. Eyleme yüklediğimiz anlam galiba hayata dokunmak.

Şihab’ı insanların gözünde bir yere getiren bizim sürekli bir şeylere dokunmaya çalışmamızdı.

Hayata dokunmayan bir eylem biçimi var mı?

Şihab’ı insanların gözünde bir yere getiren bizim sürekli bir şeylere dokunmaya çalışmamızdı. Yemekhane boykotu mesela çok genel birşeydi. Hatta biz bir süre sonra n’apıyoruz falan diye düşündük. Bir yandan çok uğraşılan, lojistik bir sürü emek sarf edilen ama nihayetinde kendimiz için yaptığımız birşeydi. Bizi okul yönetimiyle karşı karşıya bırakan bir yerlere dokunan ilk eylem buydu sanırm. Nihayetinde bir idare var, tasarruf yetkisi var, sınırlarımız var, çatışabiliriz ve yaptırımları olabilir. Ama boykot şenlik havasında geçti. Rektör de bunu söyledi. Biz onu bir sorun olarak görmedik, belirli bir olgunluğa ulaşınca sorunu kendimiz çözdük, boykot bitsin dedik ve bitirdik dedi, böyle tanrıvari bir edayla. Ülker sürecinde ise soruşturma tehdidiyle karşılaştık. Çok emin konuştular, iyi siyaset biliyorlar, aralarında vekil adayları da var. Siz ne yaparsanız yapın orada slogan atılacak, ortalık karışacak, siz Ülker’in okulunda böyle bir şey çıkartıyorsunuz ve biz bindiğimiz dalı kesemeyiz dedi açık bir ifadeyle. Rektör böyle konuşurken diğer hocalardan böyle bir şey yapmak yerine bize gelseydiniz gerekirse aramızda para toplardık, ben de Ülker’e karşı gerektiğinde boykot uyguladım, gelip benimle konuşsaydınız şeklinde ifadeler kullananlar da oldu.Dokunmayan eylem konusunda da şöyle şeyler geliyor, işte siz solcuları, DİSK’i desteklerken Filistin’de, Gazze’de bir şey yapmıyorsunuz, Saraçhane’deki eylemlerin duyurusunu yapmıyorsunuz. Yapabiliriz ama biz özellikle dokunabildiğimizi önceliğimiz haline getiriyoruz..

ülk

On kişinin yaptığı bir eylemle, bin kişinin gidip bağırması sadece ses tellerinin kısılmasıyla kalması kıyasında bir taraf daha ağır basıyor.

Filistin eylemleri, Rabia eylemleri size bir şeye dokundurduğunuzu hissettirmiyor mu?

Kendi adıma konuşacak olursam gidip orada bağırdığım zaman üstüme herhangi bir sorumluluk almıyorum. Bağırırım, destek olurum, onlar da görüp sevinir ya da sevinmezler. Ama Ülker işçileri gibi burnumun dibinde gerçekten elimi taşın altına soktuğum bir eylem vardı. Okul bizi soruşturmayla tehdit ettiğinde de biz bu eylemi ya öyle ya da böyle yapacağız dedik. On kişinin yaptığı bir eylemle, orada bin kişinin gidip bağırması sadece ses tellerinin kısılmasıyla kalması kıyasında bir taraf daha ağır basıyor.

Bizim birlikteliğimiz daha yerel, daha bize dokunan, daha bizim dokunabileceğimiz meseleler üzerine kurulu.

Aynı şey Ülker için de geçerli değil mi, siz de gidip Topkapı’da yürüdünüz bağırdınız?

Şöyle bir fark var sanırım, birincisi yapılabilir ama her grubun belirli öncelikleri, eğildikleri meseleler olur. Ortaklaştığın bir şey olduğu için birlikte olmuşsundur. Bizim birlikteliğimiz daha yerel, daha bize dokunan, daha bizim dokunabileceğimiz meseleler üzerine kurulu. Gidip Ülker işçileriyle sadece slogan atmak değil hasbihal etmek önemliydi. Bununla ilgili okulu yokladığımızda, okulda kimsenin hiçbir şekilde haberi yoktu. Buna oldukça şaşırmıştık. Bu yüzden bu meseleyi bir şekilde okul içinde de gündem edebilmek için işçi abilerle bir söyleşi yapmayı planladık. Haberdar olanların bir kısmında da zulüm bizden geldiği anda ses çıkaramama hali mevcuttu.

Biz dediğiniz kim?

Müslümanlar, kendini Müslüman kimliğiyle, İslami kimliğiyle tanımlayan kişilerden gelmesi. Buradan geldiği zaman çok daha zorlaşıyor. Mesela boykot sürecinde bir ay gibi bir süre boyunca hiçbir şekilde rektörden resmi bir yanıt alamadık. Ama bu eylemde daha okulda pankart boyarken geceyarısı 1’de bize öğrenci işlerinden telefon geldi, sabah 11’de rektör, rektör yardımcısı ve hocalarla toplantı yapacağımız söylendi. Yani o da kendine dokunduğu anda, bürokrasi, randevu hepsini yıkıp anında karşına geliyor. Bu toplantıda şöyle ifadeler geçti, zulmün bizden olmasıyla kastım da buydu; “Eğer Koç olsaydı biz de size destek verirdik, ama Ülker olunca bunu bin kez düşünmek gerekiyor”

Öğrencilerin ve idarecilerin Ülker eyleminden sonraki tepkisi nasıl oldu?

Rektör ben istemesem de Murat Ülker bunu gördüğünde o soruşturma isteyecek dedi. Emek, işçi meselesinde ben de sizin yanınızdayım ama bindiğim dalı kesemem dedi. Farklı bir hocamız da daha masaya otururken, siz kötü niyetlisiniz, art niyetlisiniz, CHP’nin kandırdığı birkaç gençsiniz dedi. Sürekli olarak öğrencilerin kendi başlarına birşey yapamayacağı, kandırıldıkları, kullanıldıkları söylendi. Biz özellikle işçileri getirip hasbihal ederek insanları süreçten haberdar etmek istiyorduk. Okuldaki bu muhafazakar kitle ise bunun ortalığı karıştırmak olduğunu iddia etti. Mesele biraz da insanların konforunu bozmak istememesine dayanıyor. Bizim okulda kapıda kimlik kontrolü yoktur, isteyen girer çıkar, ama ilk defa kimlik kontrolü başladı Ülker eyleminde.

ülkk

2 Responses

  1. Bülent dedi ki:

    bu arkadaşları herkes gibi kendi emekleri
    ile kazandıktan sonra görmek gerekiyor.
    üniversite ortamında baba parası ile bazı
    şeyler tam oturmuyor.
    tecrübe ile konuşuyoruz 🙂

  2. doğukan dedi ki:

    bu çok ilginç bir psikoloji cidden, kendi pasifliğini başkalarının üzerinden kurulan hayali bağıntılar ile aklamak, bence özel olarak incelenmesi gereken bir husus.
    bülent beye göre şihab’dan arkadaşlar “üniversite ortamında baba parası” ile konuşmak gibi aşağılıkça bir eylem içine girdikleri için yalnızca derslerine çalışmalılar, çok konuşmamaları lazım. çünkü bülent bey çok tecrübeli; kendisi 80 darbesi evvelinde dev-genç liderlerindendi ve baktı ki bu işler böyle yürümüyor. aydınlandı bülent bey.
    yanlış anlamayın bülent bey, size kişisel bir garezim yok, sadece savunduğunuz ve yorumunuzla bir temsilcisi olduğunuzu gösterdiğiniz fikirden hiç hazzetmiyorum.
    sevgiler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir