İftardan Medyaya Yansıyanlar

TELEVİZYONLAR

İhsan Eliaçık, Murat Menteş ve İsmail Nacar, “Lüks İftara Protesto”, Karşıt Görüş Programı, Balçiçek İlter, HaberTürk, 10 Ağustos 2011, 21:20-23:00

GAZETELER – KÖŞE YAZILARI

LÜKS İFTAR PROTESTOSU VE ‘SOFRA’ KURMANIN ANLAMI

Nihal Bengisu Karaca

(Haber Türk, 10 Ağustos 2011)

TÜRKİYE, tarihin ilk “iftar protestosu”na da tanık oldu. Aslında buna “israf protestosu” demek daha doğru.

Protestoyu dindar ve sosyalist gençlerin oluşturduğu Emek ve Adalet Platformu düzenledi; amaç ramazan ayının zenginlik gösterisine dönüşmesine itiraz etmekti. Platform üyeleri, “Âlem-i cihanın hakkı için israfta olanı insafa çağırıyoruz. Fildişi kulelerinde iftar yapanların dibine yer sofralarımızı seriyoruz” dediler ve Beşiktaş’taki Conrad Otel’in önüne uzun örtüler serip, hurma, zeytin ve evlerinden getirdikleri iftariyelikleri koyarak oruçlarını açtılar. “İftar Menü: 316 TL; Asgari Ücret: 658 TL” yazılı pankart, protestonun resim altı cümlesiydi.

KitPlatformun öncüsü İhsan Eliaçık, hiçbir grup ve kişiden destek almadıklarını, bu etkinliği sponsorsuz bir şekilde yaptıklarını vurguluyordu. Yazar Ümit Aktaş, “Oruç tutmak, insanların yoksullarla empati kurmasını sağlar. İnsanları bir anlamda eğitmeyi amaçlar. Eğer pahalı yiyeceklerle karnımızı doyuruyorsak bu empatiye ulaşamayız. Bu tarz yemekler başlangıçta iyi niyetli başlamış olabilir ama sonrasında amacından uzaklaşmıştır” diyerek bu protestonun neye itiraz ettiğini aydınlatıyordu.

İsraf Değil İnsaf

Son beş ayda 29 bin çocuk açlıktan öldü. Afrika’daki açlık yeniden sınır tanımaz boyutlara geldi. Sadece Afrika’da değil, burnumuzun dibindeki evlerde, mahallelerde kim ne şartlarda yaşıyor, hangi zorluklarla mücadele ediyor, umursamaz hale geldik. “Yardım” yaz, şu numaraya gönder, sevabın cebine gelsin Müslümanlığının tatlı sularında, iftara kadar kafamıza takılan tek soru, “Güllaç fındıklı mı olsun frambuazlı mı” meselesini aydınlığa kavuşturmak oluyor ve bu gerçekten utanç verici…

Oysa Müslüman olanı diğerinden ayıran şeylerden biri de, koşulların adaletsizliğini değiştiremiyorsa bile, o koşullarda sahip olduğu imkânlardan bir nebze de olsa “mahcubiyet duymak” olmalıdır. Oruç gibi nefis terbiyesini amaçlayan bir ibadet, zevku sefa pratiğine dönüşmemelidir.

Bu bakımdan bu eylemi anlamlı buluyorum. Bir aşırılık varsa, mümine düşen, kardeşini bu aşırılık konusunda uyarmaktır.

Ancak…

İftar Sofrasız Olmaz

Ancak bu protestoda sakıncalı bulduğum şeylerde var. İnternet sitelerinden birinde İhsan Eliaçık’ın şöyle bir ifadesi yer alıyordu: “…Vakıfların, derneklerin, belediyelerin salon iftarları vermemeleri lazım.”

Ne kadar doğru yansıdı, cümlelerin ne kadarı makaslandı bilmiyorum. Ama ifade bu haliyle, İhsan Bey’in kastetmediği yorumlara sebep olma potansiyeli içeriyor. Zira ramazanın olmazsa olmazlarından biri de iftar ve sahur sofralarında buluşmak, bir araya gelmektir. Çünkü ramazan, orucu beraberce tutmanın verdiği neşeyi toplumsal ilişkilere dikey ve yatay olarak bölüştürerek ilişkileri onarmayı, hoşnutsuzlukları gidermeyi, bağlar ve bağlılıklar oluşturmayı salık veren bir paketle gelir. Bu iş de her zaman sofra kurarak olur; o sofralara insanları davet ederek olur.

“Sofra” ikram etmenin, paylaşmanın, bölüşmenin tecessüm ettiği yerdir. Bu anlamından yavaşça boşalmasına, “gösteriş”, “iş bağlama aracı”, “adam devşirme yöntemi”ne dönüşmüş olmasına itiraz edelim. Sofranın orijinal anlamını kuşanması için gerekli dinamikleri harekete geçirelim. Müslümanlar arasında her gün biraz daha çoğalan lüks hevesini, israf ve lüks tüketim iştahını eleştirelim, tamam. Ama aynı hassasiyeti ramazan ayının mesaj bütünlüğünü bozmama, iftarda kurulan sofranın, misafir etme ve misafir olmanın ehemmiyetini es geçmeme konusunda da göstermeliyiz. Vakıfların, belediyelerin, sivil toplum kuruluşlarının iftar daveti vermelerine itiraz etmek doğru bir yaklaşım gibi görünmüyor.

Sorun davetli listelerinin sınıfsal mensubiyetlere ya da nüfuz sahibi insanlara göre düzenlenmesi ve mekân olarak seçilen yerlerin konformizmi, şatafatı ve lüksü çağrıştırmasıdır, sofra kurulması değil.

O halde bu davetler, mütevazı mönülerle daha “sade” mekânlarda yapılmalı.

O halde soru şu: Hangi mekân “sade”dir, hangi mönü “mütevazı”?

Kaynak: http://www.haberturk.com/ramazan/haber/657412-luks-iftar-protestosu-ve-sofra-kurmanin-anlami

İFTAR İŞİNİ BİRAZ ABARTTIK MI?

İbrahim Kiras, Star, 9 Ağustos 2011

Bazı dindar aydınlar “Lüks Otel İftarlarını Protesto” için beş yıldızlı lüks bir otelin önünde “sokak iftarı” düzenlemişler.

Tepkiler çeşitli. Kimileri “Size ne oluyor ki. İsteyen istediği yerde iftarını açar” diye eleştiriyor bu protestoyu. Kimileri ise “Müslüman sol duyarlık” diye alkışlıyor. Eleştirenlere de övenlere de uzak bir yerden söyleyeceğim kendi fikrimi: Kanayan bir yaraya parmak basmışlar.

***

Aslında lüks otellerdeki iftarların birkaç boyutu var. Birincisi, özellikle kongre otellerinin kalabalık sayıda davetliye aynı anda yemek ikramı yapılmasına yeterli geniş salonları olduğu için iftar davetleri için tercih edildiğini biliyoruz. Beş yıldızlı otellerde iftar davetleri böyle başladı zaten. Belki bir zorunluluktan. Ama zamanla rahatsız edici bir boyut kazandı bu iş.

Bir de geniş kalabalıklara yönelik davet organizasyonları dışında, hali vakti yerinde olan insanların iftar açmak için böylesi mekânları tercih etmesi söz konusu ki buradaki problemin sosyolojik boyutu da var.

Beş yıldızlı lüks otellerdeki iftarlar olmayacak bir şey yapıp ibadetle şatafatı bir araya getiriyor; ramazanın ve orucun dayanışma mesajına tam ters bir tavır doğuruyor.

Diğer taraftan belediyelerin hazırladığı çadırlarda iftarlarını açan büyükçe bir kitle varken, birilerinin aşırı lüks mekânlarda ve üstelik kamera ışıkları altında iftar açması toplumsal problemlere de kapı açacak bir çelişki doğuruyor.

***

Geçenlerde bana bir “yardım kuruluşunun” iftar davetiyesi geldi. Baktım, iftarın düzenlendiği yer İstanbul’daki beş yıldızlı bir otelin restoranı. Yardım kuruluşları bile iftar davetlerini böyle pahalı mekânlarda düzenlemekte beis görmüyorlarsa problem iyice kökleşmiş demektir.

***

Biliyoruz ki insanların maddi imkânlar bakımından “bir tarağın dişleri gibi” eşit durumda olmaları mümkün olmuyor. Şimdiye kadar hiçbir sosyal düzen böyle bir şeyi gerçekleştiremedi.

İslam da zenginliği yasaklamıyor, ama yoksulların sırtına basarak elde edilen bir zenginliğe cevaz vermediği gibi zenginlerin içinde yer aldıkları toplumdan elde ettikleri zenginliğin hiç değilse bir bölümünü yine o toplumla paylaşmasını istiyor.

Bu paylaşımın zorunlu tarafı çeşitli türlerde “vergi”ler olarak çıkıyor karşımıza. Bir de zorla alınmayan ama verilmesinde ahlaki zorunluluk olan vergiler var. Ramazan ayı bu vergilerin hem zorla alınanlarının hem de gönül rızasıyla verilenlerinin topluma ulaştırıldığı bir mevsim.

Çünkü ramazan “eşitlenme” ayı. Eşitsizliklerin hiç değilse görünmez hale geldiği bir zaman dilimi. Çünkü ibadet insanları eşitler. Mesela camide zenginle fakir için ayrı yerler olmaz. Düzgün bir sıra yapılarak yan yana, omuz omuza durarak oluşturulan namaz safının sembolizminde bu da vardır.

Ramazan bütünüyle ibadet ayı olduğu için “eşitlenme” ayı oluyor. Şimdi böyle bir ayda yoksulların belediye çadırlarında, zenginlerin beş yıldızlı otellerde iftar açması kabul edilebilir mi?

***

Diğer yandan Ramazan ve oruç dini boyutunun bir hayli dışına taşınıp orta oyunu ve kanto gösterileriyle eşleştirilen bir eski zaman eğlencesi çerçevesine hapsedilmek isteniyor. İşte böyle bir anlayış topluma yerleştirildiğinde birilerinin pahalı mekânlardaki şatafatlı sofralarda iftar davetleri düzenlemeleri yadırganmayabiliyor.

***

Beş yıldızlı bir otelin önünde sokak iftarı düzenleyen arkadaşlar hayırlı bir hizmet yaptılar. Ciddi bir probleme dikkatimizi çektiler.

Kaynak: http://www.stargazete.com/yazar/ibrahim-kiras/iftar-isini-biraz-abarttik-mi-haber-373018.htm

SOFRA KURMAK: BİRBİRİMİZE İMAN ETMEK

Ece Temelkuran, Haber Türk, 13 Ağustos 2011

Araba kullanıyordum, iftardan sonraki bir saatti. Ortaköy’de trafik sıkıştı her zamanki gibi ve karşı şeritteki arabayla aramızda 40 santim olduğu halde öylece kalakaldık. Arabanın içinde genç kadınlar, başörtülü hepsi. Sanırım dinledikleri müzik Candan Erçetin’di.

Yüksek sesle, neşeyle dinliyorlar ve hep birlikte şarkıya eşlik ediyorlardı. Çok tatlı ve canlı görünüyorlardı; ben de gayri ihtiyari dönüp gülümsedim. Şoför mahallinde oturan genç kadın da gayri ihtiyari dönüp bana baktı. Tam döndüğü anda hâlâ şarkıyı mırıldanıyordu ama göz göze gelip de benim gülümsediğimi görünce…

Gözlerini mütereddit kaçırdı, mırıldandığı şarkının son hecelerini yuttu ve gülümsemeden önüne döndü. Hayır, surat asmadı, sadece emin olamadı. Benden emin olamadı. Güvenemedi. Acaba “alaycı” mıydı gülümsemem? Ama bunu anlamak için yeterince uzun bakmaya cesaret edemedi, tedirgin oldu. Birkaç saniye ısrar ettim. Benden şüphelenmesi kalbimi kırdı bir an için çünkü.

Birkaç saniye ısrar etmem hiçbir işe yaramadı, dönüp bakmadı bir daha. O, benden vazgeçti. Acaba benim ona, “Pencereler açık şarkılar söylemek de nesi?” diyerek baktığımı mı düşündü? Belki. Belki sadece başı açık bir kadınla öyle bir anlık bir samimiyet, tatlılık yaşamak istemedi. Ya da ben belki yüz ifademle onları öyle görünce bu neşeli, genç resmin hoşuma gittiğini… Sonuç olarak bir an için yoksunlaştık. İkimiz de bir gülümsemeyi, bir an için yaşanacak insani bir teması kaçırmış olduk.

Firevvater’ın Elektrik City şarkısında dediği gibi, “Ölmek için illa şair olmana gerek yok/ O küçük şeylerdir insanı öldüren”. Küçük bir şeydi yani, ben yazmasam buhar olup gitmiş bir andı insanlık tarihi içinde. Ama sanırım o an daha büyük gönül cinayetlerinin, ilişki yıkımlarının, insani yoksullaşmanın göstergesiydi. Canım sıkıldı.

Yoksunluk sofrası

“Bu sofrayı biz sadece yoksulluk yüzünden değil, yoksunluk yüzünden kuruyoruz” diyor Murat Menteş telefonda, “Adam gitsin otelde altın suyuna batırılmış somon yesin iftarda, afiyet olsun, bravo ama yiyen adam olsun! İnsan yediği somondan biraz olsun fiyaka almaz mı arkadaş! Hiç değilse yollarda ot toplayan zavallılar, dilenen çocuklar üzerine düşünecek kadar. Onlarla ilgili bir cümle kuracak kadar” diyor.

Murat Menteş’in, “Yaşayan Kuran” tefsirinin yazarı İhsan Eliaçık’ın da sözcüsü olduğu Emek ve Adalet Platformu bugün saat 20.00’de İstanbul Taksim’de Gezi Parkı’nda buluşuyor. Lüks otellerde yapılan lüks iftarlara nazır yoksulluk ve yoksunluğa karşı iftar açacaklar.

Murat dün telefon edip Aylin Aslım’ı, oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan’ı, Tuna Kiremitçi’yi de davet etti. Çünkü bu sofra “dindarlıkla” ilgili değil. Ya da dindarlığın yeniden tarif edileceği bir sofra. Sadece açların öfkesini anlamak için değil, onların yanında saf tutmak için değil, aynı zamanda “inanmanın” içeriğini yeniden tarif etmek için. Ben böyle anlıyorum.

“İman etmek iyi işler yapmaktır. İyi işler yapan insana da iman etmiyor diyemeyiz” diyen İhsan Eliaçık’ın “mümin/mümine” tanımına daha yakın duran bir sofra.

Öpüşenlere değil dövüşenlere müdahale etmenin ahlaki olduğunu düşünen bir sofra! Zekâtın “herkes eşitlenene kadar verilen” bir şey olduğunu söyleyen İhsan Eliaçık’a daha yakın… Bana göre ise almanın ve vermenin kalmayacağı bir dünya için kurulmalı sofra.

Kibir ve kardeşlik

Ben Londra’da olacağım. Oradaki yoksullara bakmaya gidiyorum. Siz bu yazıyı okurken ve sonra umarım Gezi Parkı’ndaki iftara giderken ben de Londra’nın kuzeyinde yoksulların alev almış öfkesine bakacağım. Yoksa o iftara ben de gelecektim. Çünkü…

Çünkü oruç tutmayan “inançlıları” da kabul edecek bir sofrayı görmezden gelecek kadar kibirli olmamalı insan. Herkesin kendi gibi inandığı, birlikte inanmanın bir örnek inanmak demek olmadığı bir sofra kim bilir nasıl da kardeşçe bir yerdir…

Bir anlık bir gülümsemeyi bile paylaşmakta tereddüt edilen bir yoksunlaşmaya karşı ne güzel bir cevaptır ekmeği bölüşmek. Allah insanı “ilgiden, alakadan ve sevgiden yaratmış” ise eğer, hepimiz bir kan pıhtısından daha fazlasıysak, birbirimize iman etmekten başka çaremiz var mıdır?

Kaynak: http://www.haberturk.com/yazarlar/ece-temelkuran/658554-sofra-kurmak-birbirimize-iman-etmek

GAZETELER – HABERLER

İsrafta olan insafa gelsin

(Radikal gazetesinin haberi, Elif Türkölmez, 8.8.2011)

Emek ve Adalet Platformu ‘lüks otel iftarları’nı protesto etti. İçerideki şaşaalı masalara inat dışarıda mütevazı sofralar kuruldu; çorba, pilav pişirildi.

Lüks otel iftarları ramazan boyunca her cumartesi protesto edilecek.

İçeride şıkır şıkır parlayan ışıklar altında ‘Malezya’ya özgü köri soslu tavuk, Lübnan sofrasından dolma, Arap mutfağının özel karışık ızgarası ve İran pilavı’ sunuluyormuş. Otel yetkilileri böyle anlatıyor. Belli ki ramazan menülerininin ‘zenginliğiyle’ gurur duyuyorlar. Dışarıda kurulan sofraysa çok başka. Üzerindeki zeytin, hurma ve su ile esas zenginliğin ne olduğunu düşündürüyor.

Emek ve Adalet Platformu önceki akşam İstanbul Beşiktaş’taki Conrad Otel önünde buluşup ‘lüks iftar programlarını’ protesto etti. Kaldırıma örtüler serildi, üzerine zeytin, ekmek, hurma, saltalık, domates, ayran, su konuldu.

Lüks iftar 316 TL

Büyük kazanlarda mercimek çorbası ve pilav pişirildi. “Alem-i cihanın hakkı için israfta olanı insafa çağırıyoruz. Fildişi kulelerinde iftar yapanların dibine yer sofralarımızı seriyoruz” diye çağrı yapan Emek ve Adalet Platformu üyeleri ‘İftar menü 316 TL, asgari ücret 658 TL’, ‘ İstanbul için utanç vakti’, ‘İki ailenin bir otel iftarıyla bir aile bir ay doymak zorunda’ ve ‘Burada israf var’ yazılı pankartlar astı. Eylemler devam edecek.

Grup adına açıklama yapan yazar İhsan Eliaçık, platform üyesi gençlerin ramazan ayıyla birlikte her cumartesi lüks otellerdeki iftarları protesto edeceklerini söyledi.

Lüks otellerdeki bir iftar menüsü için bir kağıt toplayıcısının altı gün çalışması gerektiğini söyleyen Eliaçık, “Bugün kağıt toplayıcılarını da, sokak çocuklarını da, Afrikalı kardeşlerimizi de çağırdık. Bu, Türkiye’de bir ilktir” dedi. “Din, bir zengin eğlencesi, iftar bir zenginlik ve gösteriş vesilesi haline geldi. Özellikle salonlarda, otellerde, vakıf binalarında, şaşaa ve debdebenin olduğu yerlerde insanları iftar yapmamaya çağırıyoruz” diye ekledi. “İsraf, gösteriş günahtır” diye bitirdi. Lüks otel iftarları protestosu ramazan boyunca her cumartesi farklı otellerin önünde sürecek.

Kaynak: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&VersionID=85178&Date=08.08.2011&ArticleID=1059184

Hoşgeldin ya Şehr-i Devrimci Ramazan

(Taraf gazetesinin haberi, Kübra Demir, İstanbul, 8.8.2011)

Lüks otellerdeki astronomik fiyatlı ve gösteriş meraklısı iftar sofralarını protesto eden bir grup, Beşiktaş’taki Conrad Oteli önünde yer sofrası kurup, çorba, zeytin ve hurmayla iftar açtı.

Bu belki de dünyanın ilk iftar protestosu. Müslüman sol çizgideki Emek ve Adalet Platformu’nun öncülüğünde önceki akşam İstanbul Beşiktaş’taki Conrad Otel önünde akşam ezanının okunmasıyla başlayan protestodan bahsediyoruz. Lüks otellerdeki ihtişamlı ve pahallı iftar davetlerini protesto için ilki Conrad Otel’in önünde kurulan yer sofrasında oruç açanların sloganı: “Ağzınızın Tadını Bozmaya Geldik”ti. İslam içinden yaptığı kapitalizm eleştirileriyle tanınan yazar İhsan Eliaçık, Murat Menteş, Hidayet Şefkatli Tuksal ve tiyatrocu Ulvi Alacakaptan gibi ünlü isimlerin katıldığı iftarın davetlileri sokak çocukları ve Afrikalı göçmenlerdi. Çorba, peynir, zeytin ve hurmadan oluşan menü otelin içindeki iftar menüyle kıyaslanmaz belki ama protestolu iftara ilgi büyüktü.

Orucunu kapitalizmle açma

Otelin hemen girişine yerleştirilen pankartlar protestonun ideolojisini açıkça ortaya koyuyor: En dikkat çekici pankart: “Orucunu Kapitalizmle Bozma.” Diğer pankartlar da dikkat çekici:”İftar Menü: 316 TL; Asgari Ücret: 658 TL “Conrad’ta Muhteşem İsraf. 80 TL=100 Ekmek Parası”, “İsraf Değil İnsaf”, “1 Milyar İnsan Hangi Suçundan Dolayı Aç”, “İstanbul İçin Utanç Vakti.”

Protestonun öncülerinden yazar İhsan Eliaçık Taraf’a bu etkinliğin Türkiye’de bir ilk olduğunu söylüyor. Çünkü Eliaçık’a göre ilk defa İslamcı ve sosyalist kökenli gençler ortak bir amaç için bir araya geldi. Eliaçık; “İslam’ı zengin gösterisine dönüştürüyorlar. Dünyada açlık var, Somali’de açlık var, Türkiye’de yoksulluk var. Tüm bunlara rağmen buralarda yaşananlar çok büyük bir rezalettir” diyor ve ekliyor: “Bu şekilde oruç tutmak olmaz. Vakıfların, derneklerin, belediyelerin salon iftarları vermemeleri lazım.”

Eliaçık, Emek ve Adalet Platfformu’nun hiçbir grup ve kişiden destek almadan, sponsorsuz bir şekilde bu etkinliği yaptığının altını özellikle çiziyor.

İftar eylemleri sürecek

Yazar Ümit Aktaş da otellerdeki lüks iftar davetlerine tepkili. Aktaş şöyle diyor: “Oruç tutmak insanların yoksullarla empati kurmasını sağlar. İnsanları bir anlamda eğitmeyi amaçlar. Ancak kendimiz aç kaldığımız zaman aç kalanların halini anlayabiliriz. Eğer pahalı yiyeceklerle karnımızı doyuruyorsak bu empatiye ulaşamayız. Bu tarz yemekler başlangıçta iyi niyetli başlamış olabilir ama sonrasında amacından uzaklaşmıştır. Gerçek bir Müslüman oraya kendisini nasıl yakıştırıyor ve oralara neden yoksullar çağrılmıyor?” Emek ve Adalet Platformu’nun lüks oteller önündeki iftar protestoları devam edecek.

Kaynak: http://www.taraf.com.tr/haber/hosgeldin-ya-sehr-i-devrimci-ramazan.htm

İNTERNET SİTELERİ

“Ağzınızın tadını bozmaya geldik” eylemi amacına ulaştı mı?

(Haber: Arzu Erdoğral, On5Yirmi5.com, 8.8.2011)

Lüks otellerdeki astronomik fiyatlı ve gösterişli iftar sofraları Beşiktaş’taki Conrad oteli önünde protesto edildi. Otel önünde yer sofrası kurup, çorba, zeytin ve hurmayla iftar açan grubun eylemi geniş yankı uyandırırdı. Bu yankıların ardından eyleme destek veren İhsan Eliaçık ve oradaki gençlerle “Ağzınızın tadını bozmaya geldik”in çıkış noktasını konuştuk.

1 İFTAR YEMEĞİ İÇİN KÂĞIT TOPLAYICISI 6 GÜN ÇALIŞIYOR

“Ağzınızın tadını bozmaya geldik” eylemine destek veren Yazar İhsan Eliaçık, zengin ve fakirin eşitlendiği ay olan Ramazan’ın, zengin kesimin verdiği lüks iftar davetleriyle amacından saptırıldığını savunarak, Emek ve Adalet Platformu’nun düzenlediği tepki eylemine destek vermeye devam edeceğini söyledi. Eliaçık, “Biz bu eylemleri bir şeye dikkat çekmek için yapıyoruz. Ramazan ayı özellikle dini duyguların zirveye çıktığı aydır. Merhamet, vicdan, fakirlere yardım gibi değerlerin daha çok ön plana çıktığı, gariban ve fakirlerin karnının doyduğu, yüzünün güldüğü aydır. Siz çıkıp da böyle bir ayda 180 TL’ye, 314 TL’ye gösterişli iftar yemekleri verirseniz bu olmaz. Bir kağıt toplayıcısının 180 TL’ye iftar açmak için 6 gün çalışması gerekiyor.” şeklinde konuştu.

“Bu tür eylemlerle Türkiye’de ekonomik olarak en üst seviyede yaşayan insanla en alt seviyede yaşayan insan arasındaki derin çelişkiyi göstermek istiyoruz.” diyen İhsan Eliaçık, Türkiye’nin zenginleşmesine karşı olmadıklarını, zenginliğin eşit ve adaletli bir biçimde dağıtılmamasına tepki duyduklarını söyledi. “Ağzınızın tadını bozmaya geldik” eylemiyle topluma bir mesaj vermeye çalıştıklarını da anlatan Eliaçık, eylemlerin kışkırtıcı özelliğiyle denize atılan taş gibi dalga dalga yayılarak etkisini gösterdiğine dikkat çekti.

Eyleme destek veren gençler ise şunları söyledi:

GELİNEN NOKTAYI HATIRLATTIK!

Emek ve Adalet Platformu Üyesi Emre Kaya (Doktora Öğrencisi)

Bizler Emek ve Adalet Platformunu kurarken bazı hassasiyetlerin daha fazla ön plana çıkarılması gerektiğini düşündük. Farklı görüşlerden birçok insan ortak bir metine imza attık. Burada bulunan ilkelerinde ucunu açık bıraktık ve süreç içerisinde pratikle tamamlanacağını söyledik. Bu gerçekleştirdiğimiz eyleminse açıkçası bu kadar ses getirebileceğini düşünmemiştik. Katılımda oldukça yüksekti. O an biran için telaşlandık. İftara yemek yetecek mi diye… Tabi insan arttıkça sofranın bereketi de arttı. Bununla birlikte eyleme katılan kişilerin farklı görüşlerde olması bazı sorgulamalara neden oldu. Ama önemli olan sağ sol meselesi değil hedefe ulaşılmasıydı. Çünkü sağ ve sol soğuk savaşa ait kavramlar. O nedenle doğru bir noktaya parmak bastığımızı bir kez daha fark ettik. Dolayısı ile onun heyecanını da yaşadık.  İftara Sierra Leone’dan gelip bekar evlerinde kalan ve kağıt toplama işinde kalan göçmen arkadaşlar en kalabalık katılım sağlayan gruptu. Sonuç itibari ile dünyada adaletin sağlanamaması ile birlikte oruç ve iftarların ne noktaya geldiğini de bir kez daha topluma hatırlatmış olduk.

AMAÇ “ZULÜME DUR DİYEBİLMEK”

Emek ve Adalet Platformu Üyesi Rümeysa Çamdereli (Boğaziçi Üniversitesi Öğrencisi)

Bizim çalışmalarımız genel olarak Emek ve Adalet düzlemi dâhilinde zulme karşı durmak. Bu konuda elimizden geldiğince birçok eyleme gitmeye çalışıyoruz. Bu zulme dur diyebilmek için yaptığımız çalışmalardan biriydi. Ramazan ayı dolayısıyla iftarlar düzenleniyor. 5 yıldızlı otellerde iftarlar veriliyor. Bizlerde bu iftarlara cevap vermek istedik. Rahatsızlığımızı onlara da iletmek için bu eylemi gerçekleştirdik. “Ağzınızın tadını bozmaya geldik” sloganı da buradan çıktı.

Bu eyleme birçok tepki aldık. Olumlu ve olumsuz. Birebir insanları hedef almıyoruz aslında. Birçok insan o zümrelere nasıl ulaşacağımızı, sadece bu eylemin tepkisel olacağını söyledi. Bizim amacımız en naif haliyle bu konudan rahatsız olan insanları bir araya getirip dostane yemek yemesiydi. Bu eylem ile birçok kişiye ulaşmak gibi bir amacımız yoktu. Eylemi düzenlerken etraftaki insanların şaşkın bakışlar oldu. Birkaç insanda gelip bizden yemek alıp, alamayacaklarını sordular. Göçmen insanlar, kağıt toplayıcılar ve birçok insan grubumuza katıldı. Zaten o kadar farklı insanın bir arada oturması bile farkındalık oluşturdu.

5 yıldızlı oteller her yerde var. İnsanlara ulaşmak açısından bütün otellerin farklı temsiliyeti ve çok farklı karşılığı var. Beşiktaş bu anlamda çok rahat oldu. Çok fazla kitlelere ulaşabildik.

ORUÇ LÜKS OTELLERDE İFTAR AÇMAK DEĞİLDİR

Emek ve Adalet Platformu Üyesi Özgür Kaya

Eylemi yapmamızın amacı orucun manasını anlatabilmekti. Oruç demek lüks otellerde iftar açmak demek değildir. Oruç açmak; paylaşmayı, birbirimize benzemeyi öğretir. Söylemimizin ana gövdesi de buydu zaten. Fakat o kadar farklı bir dünyada yaşıyoruz ki, ramazan bile bizi bir araya getirmiyor. Bu sınıf çelişkilerini kapatmaya çalışan bir ibadet bile insanlara etki etmiyor. Çok şekilsel kalıyor. Bu konuda tepkiliyiz ve amacımız ilgi çekmeye çalışmaktı. Onları da kendi aramıza davet etmeye çalıştık. Lüks lokantalarda, otellerde yediğiniz yemeği bırakın yer soframıza buyurun gelin, oralara verdiğiniz paraları daha hayırlı işlerde kullanın diyerek, onlara çağrıda bulunduk.

Adalet ve Emek Platformu’nun iftar eylemleri Ramazan boyunca her Cumartesi günü sürecek.

(Kaynak: http://www.on5yirmi5.com/genc/haber.54149/agzinizin-tadini-bozmaya-geldik-eylemi-amacina-ulasti-mi.html)

5 yıldızlı otel karşısında yerde iftar

(Haber7’nin haberi, 7.8.2011)

Emek ve Adalet Platformu üyesi bir grup, israfa dikkati çekmek ve lüks otellerdeki iftarları protesto etmek amacıyla Beşiktaş’taki 5 yıldızlı bir otelin karşısında mütevazı iftar sofrası kurdu.

Gruptakiler, otelin karşısına, ”İftar menü 316 TL, asgari ücret 658 TL”, ”İstanbul için utanç vakti”, ”İki ailenin bir otel iftarıyla bir aile bir ay doymak zorunda” ve ”Burada israf var” yazılı pankartlar astı.

Yanlarında getirdikleri su, ayran, zeytin, hurma, domates, salatalık, helva, börek, pide, bulgur pilavı, yaprak sarması ve tulumba tatlısı gibi iftariyelikleri, kurulan yer sofrasına özenle yerleştiren gruptakiler, büyük kazanlarda da mercimek çorbası ve pilav yaptı.

Grup adına açıklama yapan ilahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, platform üyesi gençlerin ramazan ayıyla birlikte her Cumartesi günü lüks otellerdeki iftarları protesto edeceklerini söyledi.

Eliaçık, lüks oteldeki bir iftar menüsü için bir kağıt toplayıcısının 6 gün çalışması gerektiğini belirterek, ”Bugün biz kağıt toplayıcılarını da, sokak çocuklarını da, Afrikalı kardeşlerimizi de çağırdık. Bu, Türkiye’de bir ilktir” dedi.

Somali’de son 3 ayda 5 yaşından küçük 29 bin çocuğun açlıktan öldüğünü kaydeden Eliaçık, ”Ramazan, sadece aç kalarak tanrıyı memnun etme değil, açlar ve yoksullarla ilgilenerek, onların halini anlayarak Allah’ı hoşnut etme ibadetidir. Bu ibadet son zamanlarda maalesef Türkiye’de unutuldu. Din, bir zengin eğlencesi, iftar bir zenginlik ve gösteriş vesilesi haline geldi. Biz özellikle salonlarda, otellerde, vakıf binalarında, şaşaa ve debdebenin olduğu yerlerde insanları iftar yapmamaya çağırıyoruz” diye konuştu.

Eliaçık, Ramazanın, kendini tutuş ve geriye çekiliş demek olduğunu vurgulayarak, şöyle dedi:

”Lüksten, israftan, gösterişten, yalan ve kötü sözler söylemekten uzaklaşmamız lazım. Ramazanın ibadet olarak zaten özelliği bu. Bu ayda geriye çekilmeyeceksen ne zaman çekileceksin. Bu ayda israf, gösteriş, riya olur mu? Din, insanı dizginlemek, açlarla dayanışmak, lüksü, israfı, ötekini düşünmemeyi ortadan kaldırmak için var. Ama gelin görün ki Ramazan tam tersi bir özelliğe dönüşüyor.”

-”BELEDİYELER, RAMAZANIN RUHUNU YANSITAMIYOR”-

Belediyelerin ramazan etkinliklerini de eleştiren Eliaçık, ”Sultanahmet’te, Eyüp Sultan’da ramazan bir festival, iftar da bir eğlenceye dönüşmüş vaziyette. Biz buna itiraz ediyoruz. Belediyeler Ramazanın ruhunu tam olarak yansıtamıyorlar. Siyasi partilerin iftar programlarını iptal etmesi lazım. Otellerde, vakıflarda, derneklerde değil, mahallelerde, yoksulların evlerinde, sokaklarda iftar edilmesi lazım” diye konuştu.

Protestoya, sosyal ağlardan yapılan çağrıya uyarak, platform üyelerini desteklemek amacıyla katıldığını belirten Adnan Kara da amaçlarını, ”Orucu gerçek anlamıyla gündeme getirmek, insanların bunu algılamasını sağlamak ve kardeşliği, birliği tekrar tesis etmek” olarak açıkladı.

Üniversite öğrencisi Ayşenur Korkmaz da israf edilmemesi gerektiğini Kur’an-ı Kerim’den ve ailesinden öğrendiğini belirterek, ”Bunu hayatımın her noktasında yaşamaya çalışıyorum. Gördüğüm bu kapitalizmin zulmünü kabul etmiyorum, o sebeple buradayım” dedi.

Korkmaz, katılımın bu kadar yoğun olmasını beklemediğini kaydederek, ”Fark edilmeyeceğiz diye korkuyorduk ama hem medya grupları hem de otelin sahipleri, müdürleri gelip gördüler, biz de amacımıza ulaştık. Otel yetkilileri yer isteyip istemediğimizi sordu. ‘İhtiyacımız yok. Biz sadece size bir şeyler anlatmak, rahatsız etmek için buradayız’ dedik. Geldik ve rahatsız ediyoruz” şeklinde konuştu.

Kaynak: http://www.haber7.com/haber/20110807/5-yildizli-otel-karsisinda-yerde-iftar.php

4 Responses

  1. mehmet kamil dedi ki:

    tebrik ediyorum.
    radyoda programa bekliyorum.
    http://www.ozelfm.net

  2. ali dedi ki:

    tepkinizden dolayı tebrik ve teşekkür ediyorum faaliyetlerinizin devamını diliyorum

  3. bedri dedi ki:

    tarafın “müslüman sol çizgi” ifadesi hiç hoş değil.

  4. erim dedi ki:

    iftar organizasyonunun ne kadar başarılı olduğunu anlamak açısından haber çıkan yerleri eklemek istedim.

    Milli Gazete’den Evrensel’e, Vakit’ten Birgün’e birçok kesimde ilgi uyandırdığı belli oluyor.

    on5yirmi5 dışındakiler ajans haberi ama on5yirmi5’te platformdan arkadaşların açıklamaları var, ekleyebilirsiniz.

    Star’da da Ümit Aktaş’ın görüşleri eklenmiş habere.

    http://www.on5yirmi5.com/genc/haber.54149/oruc-luks-otellerde-iftar-acmak-degildir.html

    http://www.aa.com.tr/tr/luks-otellerdeki-iftarlari-protesto-2.html

    http://www.stargazete.com/guncel/-orucunu-kapitalizmle-acma–haber-372884.htm

    http://www.birgun.net/lifes_index.php?news_code=1312739035&year=2011&month=08&day=07

    http://www.evrensel.net/news.php?id=11368

    http://www.milligazete.com.tr/haber/luks-otel-karsisinda-mutevazi-iftar-sofrasi-kurdular-212330.htm

    http://ramazan2011.habervaktim.com/haber/orucunu-kapitalizmle-acma-510.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.