Anti-emperyalizm Üzerine

Türkiye’de anti-emperyalizm bazı çevrelerde rağbet gören bir kavram. Güçlü devletlerin zayıf devletlere askerî müdahalelerine, uluslararası kuruluşların kredi verirken iktisat politikası dayatmalarına karşı çıkanlar “anti-emperyalist” olduğunu söyler.

Şu sıra emperyalizm kavramını irdelemek gerekir. Çünkü AK Parti’de Cumhurbaşkanı kim olacak türünden, istikbale matuf mevki mansıp manevraları yoğunlaşırken, alenen veya zımnen bu parti içindeki bazı zevata anti-emperyalist sıfatının yakıştırılarak kavramın suiistimal edilmesi ihtimali vardır. Zira bu yakıştırmada “anti-emperyalist” olmak, sistemin merkez ülke devletlerinin bazı çevre ülkelerdeki rejim değiştirme gayretlerine karşı çıkmaya indirgenmektedir.

Emperyalizm kavramı 19. yüzyılda müstemleke imparatorluğu kurma politikası anlamında meydana çıktı. 20. yüzyılın başlarında bazı yazarlar (Lenin, Luxemburg), “gelişmiş” kapitalist ülkelerde burjuva sınıfının menfaatlerinin emperyalist politikaları, emperyalist savaşları gerektirdiğini söyledi. Buna mukabil başka yazarlar (Schumpeter) aslında kapitalistlerin savaştan bir şey kazanmadığını, kapitalistlerin çıkarının barış içinde yatırım ve ticaret yapmakta olduğunu; emperyalist politikaların hamasî kafalı siyasetçilerin ve askerlerin eseri olduğunu iddia etti.

20. yüzyılın ikinci yarısında, müstemlekelerin çoğu bağımsızlığına kavuştuğunda, bazı yazarlar zengin ülkelerin fakir ülkeleri serbest ticarete zorladığına dikkat çekti. Bu kişiler, piyasalarda ortaya çıkan fiyatları ve döviz kurlarını inceleyerek, neticede fakir toplumların zengin toplumlardaki servet birikimini tek taraflı beslediğini öne sürdü. Para birimleri dışında muhasebe ölçüleri geliştirerek, zengin ülkelerle dış ticaretinde dolar olarak açık veren bir fakir ülkenin aslında ithal ettiğinden daha fazla kaynak veya değer ihraç ettiğini öne sürdüler. Bu yazarlara göre emperyalizm, zengin toplumların ülkeler arası ticaretle fakir toplumları sömürmesiydi.

Dış ticaret yoluyla sömürüyü hesaplamanın bir yöntemi, malların içerdiği emeği esas alır. Arghiri Emmanuel ve Samir Emin [Amin] gibi bazı yazarlar, fakir ülkelerle zengin ülkeler arası ticarette, fakir ülkelerin ihraç ettiği malların üretiminde harcanmış toplam emeğin, aynı parasal değerdeki ithalattaki emekten fazla olduğunu gösterdi. Ticarette bu hakkaniyetsiz emek transferine yol açan, fakir ülkelerde işçi ücretlerinin zengin ülkelerdekinden çok daha düşük olmasıdır. Bu ücret farkı fiyatlara yansımaktadır. Onun için fakir ülkenin ihracatı ile ithalatı parasal olarak aynı değerde olmasına rağmen, ihracatında saklı alın teri ve göz nuru, ithalatındakinden fazladır.

Fakir ülkelerde devletin ihracata dayalı büyüme stratejisi, sendika politikası, asgari ücret politikası vs. bu sömürüyü artırmaya yaramaktadır.

Dış ticaret yoluyla sömürü hesaplamanın ikinci yöntemi döviz kurlarında gözlenen bir acayipliği esas alır. Piyasalarda gözlenen kurlarda, fakir ülkelerin paralarının dolar kurları, hemen daima fakir ülke parasının mal satın alma gücüne kıyasla yüksektir. Öyle ki, bir kişi, bir dolarla cari kurla Türkiye parası satın alındığında, bu para ile Türkiye’de bir maldan, doların ABD’de aynı maldan satın alabileceğinden daha fazla miktarda satın alabilir. Onun içindir ki zengin ülkelerin işçisi, esnafı, memuru bizim gibi ülkelerde tatil yapabilmektedir. Aynı sebeple fakir ülkelerin ihraç ettiği malların dolar fiyatı, aynı malların zengin ülkelerdeki dolar maliyetinden düşüktür. Fakir ülkelerle zengin ülkeler arasındaki ticarette, fakir ülkeler zengin ülkelere mallarını ucuz ucuz ihraç ederek zengin ülkelerdeki refaha katkı yapmaktadır.

Dış ticaret yoluyla sömürü hesaplamanın son yöntemi, malların üretimindeki çevre tahribatını esas almaktadır. Çevre mühendisleri, herhangi bir iş kolunda bir mal üretilirken yüzolçümü olarak ne kadar tarlanın, ne kadar meranın, ne kadar ormanın tahrip edildiğini; ne kadar deniz ürün stokunun yok edildiğini hesaplayabilmektedir. Araştırmalar fakir ülkelerin ihracatının çok doğa tahribatı içerdiğini, zengin ülkelerin ihracatının az doğal tahribat içerdiğini saptamaktadır. Zengin ülkelerde adam başına tüketimin yaptığı büyük doğa tahribatı, zengin ülkelerde değil, fakir ülkelerde gerçekleşmektedir. Fakir ülke halklarının fert başına tüketimi zaten az olduğundan, kendi ülkelerinde doğayı en çok tahrip eden, kendi tüketimleri değildir. Fakir ülkelerdeki doğal tahribatın büyük kısmı, zengin ülkelerdeki tüketim talebinden kaynaklanmaktadır. Bu da zengin ülkeler ile fakir ülkeler arasındaki ticarette sömürünün başka bir boyutudur.

Uluslararası ticaret, dünyada coğrafî zengin-fakir farkını sürdüren ve artıran önemli bir mekanizmadır.

Kanımca günümüzde Türkiye’de anti-emperyalist duruş, sistemin merkez ülke devletlerinin Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da, Suriye’de vs. rejim değiştirme gayretlerine karşı çıkmaktan ibaret olamaz. Rejim değiştirme gayretlerinin nihaî ve asıl maksadı, dünyadaki doğal kaynaklara ve piyasalara hâkim olmaktır. Anti-emperyalizm, merkez ülke devletlerinin amacına hizmet eden bütün politikaları teşhir etmek ve bunlara gerçekçi bir programla karşı çıkmaktır.

AK Parti iktidarı, yurdumuzda ihracata dayalı büyüme stratejisiyle, ülkemizi AB’ye tam üye yapmak için verdiği iktisadî tavizlerle ülkemizde emperyalizme yani zengin ülkelerin iktisadî emellerine hizmet etmiş ve hâlen de bu politikayı sürdüren bir heyettir. AK Parti, Orta Doğu’da ve Kuzey Afrika’da ekonomisini Batılı şirketlere açmayan devletlerde dışarıdan rejim değiştirme müdahaleleri desteklemesiyle; İncirlik askerî tesisini kapatmaması ile, NATO’nun füze kalkan tesislerini ülkemizde konuşlandırması ile bölgemizde zengin ülkelerin iktisadî ve siyasî emelleri doğrultusunda iş gören bir heyettir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.