Emperyalizm Üzerine

Orta Doğu ülkelerindeki kargaşa kısmen merkez ülke devletlerinin müdahalelerinin neticesidir. Bu müdahalelere bölgede demokrasi için mücadele edenler sebep olmaz, ama yol döşer. Bu yazıda maksat merkez ülkelerinin dış siyasetinin bazı gerçeklerini hatırlamaktır.

16. yüzyıldan bu yana kapitalist dünya sisteminde merkez ülke devletlerinde dış siyaset, yerli sermaye biriktirme faaliyetini desteklemek üzerine düzenlenmektedir.

ABD, Almanya, Hollanda, Fransa, İngiltere; Japonya gibi merkez ülke devletlerinin herhangi bir çevre ülkesine yönelik siyasetini şekillendiren saikler şunlardır:

Çevre ülkesinde yer altında, yer üstünde tabiî kaynaklar varsa, kendi şirketlerinin o kaynakları kullanmasını sağlamak.

Çevre ülkesinde düşük maliyetle istihdam edilebilecek işçiler – köylüler varsa, kendi şirketlerinin o ülkede ucuz işgücünden yararlanmasını sağlamak.

Çevre ülkesinde, merkez ülke şirketlerinin mallarına mahreç teşkil edebilecek piyasalar varsa, şirketlerinin ülkeye ihracat yapabilmesini temin etmek.

Bir merkez ülkesinin dış siyasetinde bu üç saikin göreli etkisi, çevre ülkesine göre değişir. Kimi çevre ülkesinde doğal kaynaklar ön plandadır, kimisinde piyasalar, kimisinde düşük maliyetle üretim yapma imkânları.

Bu aslî saiklere bir dördüncü saik eklenebilir: çevre ülkesinin stratejik değeri. Bir çevre ülkesinin doğal kaynak, ucuz işgücü ve mahreç olma açısından cazibesi zayıf dahi olsa, o çevre ülkesinin bulunduğu coğrafî mıntıkada bu açılardan cazip olan başka çevre ülkeleri mevcut ise merkez ülke devleti o çevre ülkesini bölgede askerî üs olarak değerlendirmek isteyebilir. Bu da bir çevre ülkesine merkez ülke devletlerinin dördüncü ilgi sebebidir. 1960’lı yıllarda ABD’nin Güney Kore’ye yardımlarının, ve bu ülkede bağımsız sanayileşme çabasını kösteklememesinin sebebi Güney Kore’nin stratejik işlevi idi.

Çevre ülkelerinde insan hak ihlalleri, azınlıklara veya muhaliflere zulüm sorunları merkez ülke devletlerinin aslî amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik müdahalede bulunmak için birer bahaneden ibarettir. Ancak bir çevre ülkesinde işbirlikçi bir rejimin yarattığı insanî sorunlar merkez ülkelerinde egemen sınıfın yanıltma çabalarına rağmen kamu vicdanını harekete geçirdiğinde, bu devletler dış siyasetinde bazan kamu oyu tepkisini dikkate almak zorunda kalmaktadır. Ama bu nadirattandır.

Merkez ülke devletleri hedeflerine çevre ülkelerinde işbirlikçi rejimler eliyle ulaşır. İşbirlikçi rejimin alâmetleri devleti yönetenlerin yolsuz olması, devletin baskıcı olması, hükumetin darbelerle değişmesidir. Her hâlükârda merkez ülke devletlerinin çevre ülkesinde tercih etmediği, ister demokratik olsun ister müstebit olsun, ülkenin doğal kaynaklarına sahip çıkan, ülkenin ithalatını kontrol eden, yabancı firmaların ülkede faaliyetlerini kontrol altında tutmaya çalışan rejimlerdir. Libya Cemahiriyesi böyle bir rejimdi; Suriye’de Baas idaresi böyle bir rejimdi; İran İslâm Cumhuriyeti böyle bir devlettir. ABD ve müttefikleri bunlardan birini yıkarak amacına ulaştı; ikincisini yıkmaya çalışmakta; üçüncüsüne son vermek için fırsat kolluyor.

Dünya kapitalist sisteminde devletler hiyerarşisi yavaş yavaş çözülürken 2007’de başlayan buhran çözülme sürecine biraz daha ivme kazandırdı. Şimdi Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Brezilya da çevre ülkelerine yönelik siyasetlerini doğal kaynak, mahreç ve işgücü maliyetleri perspektifinden değerlendirmektedir. Artık bu ülkelerin burjuva siyasetçileri düşük gelirli (örneğin Afrika’daki) ülkelere, emperyalizme karşı birlikte direnilecek toplumlar olarak görmemekte; bu ülkelere yönelik siyasetlerini bunun tarım arazisi olarak potansiyeline, kıymetli maden ve fosil yakıt rezervleri açısından potansiyeline ve ihracat yapma potansiyeline göre tespit etmektedir.

Buradan, dünyadaki kargaşanın ve zulmün taraflarını Batı – Doğu kategorileriyle tahlil etmenin dayanağı olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu tespitler sahih ise, sormak lazım: Türkiye’yi 2000’li yıllarda yöneten insanların Asya’da ve Afrika’da diğer çevre ülkelerine yönelik siyasetindeki hedefler ne idi? Ülkemizde NATO’nun Libya’ya müdahalesini destekleyen, Suriye’de muhaliflere silah ve koruma veren siyasetçilerin muradı ne idi?

Bir çevre ülkesinde halk meşru ve haklı taleplerle müstebit bir hükumete karşı nümayiş yapabilir, ayaklanabilir. O ülkede iç siyasî çekişmede ABD ve NATO müttefikleri rejimi desteklemeyip, ayaklananlardan yana müdahil olduğunda bunların hedefi o rejimin yerine işbirlikçi (veya daha işbirlikçi) bir rejim kurmaktır. ABD ve NATO müttefikleri çevre ülkesinde iç siyasî çatışmaya müdahale ettiğinde artık o çatışma içi çatışma olmaktan çıkmakta; demokrasi ve hak – hukuk mücadelesi karakterini kaybetmekte, başka bir şeye dönüşmektedir. Ayaklananlar müdahil yabancı devletlerin bölgesel nüfuz mücadelesinde bunların piyonu hâline gelmektedir.

Bir çevre ülkesinde müstebit bir rejime karşı hak ve demokrasi için çetin bir mücadele veren insanlar, hâliyle başka devletlerin stratejik maksatları üzerine açıklamalar dinlemek istemez.

Ama yine de doğrusunu söylemek lazım: sosyalist sistem çöktükten beri, bir çevre ülkesinde halkın hak ve demokrasi mücadelesine yabancı devletlerin silah vererek veya silahlı güçleriyle yaptığı müdahaleden istikrarlı demokratik bir rejim doğduğu görülmemiştir. Böyle bir şey eşyanın tabiatına aykırıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.