Madencilik Kader Olamaz

“Özelleştirmedeki sarkma işi,
açıkçası canımı sıktı.”
Taner Yıldız (1)

16 Temmuz günü, DİSK’e bağlı bir grup Somalı madenci meclis önünde basın açıklaması yaparak meclis grup başkanlıklarına taleplerini ileteceklerdi. Gündemin ışık hızıyla değiştiği ve değiştirildiği bir memlekette bu hamleyle Soma gündeminin tekrar kamuoyunda aksiseda bulması zordu. Nitekim bütün Türkiye, vahşi kapitalist maden çıkarım tarzının bir sonucu olan Soma’yı ana akım medyanın vicdanların boğazına duracak kılçıklardan arındırarak verdiği haberlerle kavrayacak ve 10 günlük reyting yasına sokulacaktı. Hükumet ölenlerin ailelerine gereken yardımı yapacağını açıklamıştı, halkı gerçekleşenin bir kaza olduğuna, bu ilk aşama başarısız olursa sorumluluğun şirketin işbilmezliğinde olduğuna ikna etmeye çalışıyordu. Bu arada biricik anamuhalefet kısa vadede meselenin üzerine çullanmış, hükumet yetkililerinin kimi arsızlıklarını yüzlerine vurmuş, bir süre sonra Cumhurbaşkanlığı seçimleri, bayrak ve IŞİD meseleleriyle gündemi yakalamanın yolunu tutmuştu. Yani 10-15 günlük sürede ciddi bir sinir harbi yaşanmış ve kapitalist kalkınma modeline temelden bir itirazları olmayan taraflar, sahnede birbirlerini silkeledikten ve biraz cebelleştikten sonra her zamanki mevzilerine geri dönmüşlerdi. Bu süreçte hükumetin, icre ettiği ekonomi-politiğin maden ve inşaat sektörlerinde sistematik yıkımlara neden olduğunu seçmen tabanı nezdinde perdelemede -maalesef- önemli ölçüde başarılı olduğunu da vurgulamak gerekiyor.

O gün gazeteciler meclisin önünde işçilerin gelişini bekler ve kotaracakları haberi düşünürken, bir yandan da Soma’da olanların teknik kısmıyla ilgili tartışmalara tutuşmuşlardı. Daha sonra işçi grubu sloganlarla meclis kapısının önüne yaklaştı, flaşlar patladı, kameralar ve mikrofonlar basın açıklamasını okuyan sendika yetkililerine ve işçilere yöneldi. Gazeteciler akşamki anahaber bültenlerinde eni sonu iki dakika yer bulabilecek bir haber için notlarını aldılar. Daha sonra işçilerden bir grup gelenlerin temsilcisi olarak meclise alındı ve geri kalanlar arkadaşlarının nispeten hayırlı haberlerle çıkmasını beklemeye başladılar. Fırsattan istifade meclis önündeki çimler üzerine bağdaş kurarak bekleşen işçi abilerle, kardeşlerle samimi bir muhabbete daldık. Taleplerinin, şikayetlerinin yanında Soma faciasında ferdi açıdan yaşadıkları üzerine de konuşmuş olduk. 13 Mayıs’tan itibaren Soma’nın hal-i pürmelalini yansıtan birçok elem verici tanıklığın medyaya yansıdığını bilmekle beraber konuştuğum işçilere verdiğim sözün bir gereği olarak o günkü muhabbetten, dertleşmeden hafızamda kalanları işçilerin isimlerini belirtmeden, kısaca paylaşmak istiyorum.

Bir işçi uzun uzun Soma’da madenlerin kapatıldığını, hükumetin madenler açılmasa da en az 7-8 ay maaşlarının ödeneceğini taahhüt ettiğini, Haziran ayının maaşını ancak topluca eylem yaparak alabildiklerini, Temmuz ayı maaşı için ise yollara düşüp meclise geldiklerini anlattı. Bunları anlatırken gözü yere koyduğum cep telefonuma takıldı ve tedirginlikle “bunları kaydetmiyorsun değil mi” diye sordu. Kaydetmediğimi ifade edince rahatladı ve gülüştük. Hükumet tarafından ölenlerin ailelerine yardımlar yapılarak kamuoyunda Soma’daki meselenin halledileceği algısı oluşturulmasına karşı çıkıyorlardı, sadece kendileri için değil Soma’daki ve ülkenin diğer madenlerindeki işçilerin sesini duyurmak için geldiklerini ifade ediyorlardı. Gerekli iş güvenliği önlemlerinin bir an önce alınarak Soma’daki madenlerin açılmasını talep ediyorlardı çünkü tarımdan koparılıp işçileştirilen Soma yerlisinin kader ortağıydılar (2) ve hükumetin maaş güvencesine –iki aylık tecrübelerinin de etkisiyle- güvenmiyorlardı.

Başka bir işçi, uzun süredir madende çalışamayacak durumda olduğuna ve yer üstünde çalışması gerektiğine dair sağlık raporu olduğu halde madene inmesi için ısrar edildiğini ve inmezse işten çıkarılmakla tehdit edildiğini söyledi. (3) Ayrıca abisinin göçükten son anda kurtulanlar arasında olduğunu ve yaralandığını belirtti ve kavi bir inançla ekledi; ‘Bizde işletme maliyetlerinin indirilmesini hep işçi ödüyor ama bu dünyada hesaplaşılmazsa bunun ahireti de var’. Laf arasında devletin özelleştirmeyle madenleri satın alan ve maksimum kâr düşüncesiyle hareket eden şirketlerden daha ihmalkar olamayacağını öne sürerek yeniden kamulaştırmanın elzem olduğundan bahsettiler. Türkiye Kömür İşletmeleri’nin tonunu 130-140 dolara çıkardığı kömürün tonunu 23.8 dolara çıkarma hedefi koyan Soma Holding’in hangi iş güvenliği maliyetini düşürerek bu rakama ulaştığı büyük bir facia yaşanmasına rağmen halen merak konusudur ve medya Soma faciası için açılan davalara yeterli rağbeti göstermezse kamuoyunun bilgilenmesi de pek mümkün olmayacaktır.

Söze giren genç bir işçi, yeterli denetlemelerin hiçbir zaman gerçekleşmediğini, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişlerinin madenleri denetlemek bir yana Soma ilçesi merkezinde kağıt üzerinde ‘iş’lerini hallederek, günlerini gün ederek geri döndüklerini ve bu gerçeğin bütün maden işçilerince bilindiğini anlattı. Buna rağmen yaşanan vakıanın siyasi sorumluluğunu üstlendiğine dair hükumetten beklenen sembolik adım bir türlü gelmedi, hiçbir bakan istifa etmedi. Hatta kimileri faciadan sonra yalnızca işini yapan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’ndan bir kahraman çıkarmak için epey uğraştılar.

İşçilerce anlatılanların hepsi alt alta konulduğunda, hükumetin sermayenin fincancı katırlarını ürkütmemek ve düşük işletme maliyetleri adına yaptıkları ‘çeşitli’ kesintileri görmezden gelmek için elinden geleni yaptığını gösterir bir tablo oluşturuyor. Hükumet açısından Soma’daki sorun bu kez işçi zayiatının niceliksel açıdan ‘ihmal edilebilir ve görmezden gelinebilir’ sınırları bir seferde epey aşması olarak ortaya çıkıyor. Bir senede ortalama 1200 işçinin iş cinayetlerinde öldüğü, yani dört Soma’nın yaşandığı bir ülkede neoliberalizmin mızrağının artık çuvala sığmadığına dair kritik bir göstergeydi Soma. Görmeyi bilen gözler için büyük ibretler ve cari iktisadi düzenin çürümüşlüğüne dair karineler barındırıyor. Asıl dramatik olan ise, ülkece gündemin yoğun akıntısına kapılmamız nedeniyle medyadaki bir kaç duyarlı gazetecinin çalışmaları dışında Soma’yla ve açılacak davalarla ilgili gelişmelerin gün geçtikçe haber değeri bile taşımayacak, halk vicdanı tarafından sıhhatli bir takibinin yapılamayacak olmasıdır.

“Türkiye yasta” mıydı?

Dipnotlar:
(1) Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın Yatağan özelleştirmesi sürecinin gecikmesi üzerine kullandığı ifade.
(2) Soma’da tarımla geçinen köylere ‘kız bile verilmediğinden’ bahseden bir gözlem; http://bianet.org/biamag/toplum/157534-soma-da-yeniden-tarim-mumkun-mu
(3) Konuyla ilgili 10 Temmuz tarihli bir haber; http://www.radikal.com.tr/turkiye/somada_iscisine_simdi_de_pnomokonyoz_kabusu-1201076

2 Responses

  1. Alp Çıracı dedi ki:

    Güzel yazmışsın Ali eline sağlık.

    http://www.youtube.com/watch?v=czAPVwuSGK8

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.