Kuran’dan Notlar – Cehennem Azabı Sonsuz Değildir (III)

“Kâfirler diyecekler ki: “Ey Rabbimiz! Sen bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Şimdi günahlarımızı anladık. Fakat çıkmaya bir yol var mı?”” Mümin Suresi, 11. ayet

“Onlar (müminler) orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.” Duhan Suresi, 56. ayet

Son üç metinde cehennem azabının sonsuz olmadığının, kişinin suçlarının cezasını çektikten, terbiye olunup arındırıldıktan ve cennet yaşamına layık hale geldikten sonra eninde sonunda cennetteki dostluk kervanına katılacağının Kuran’dan kanıtlarla aktarmaya çalıştım. Ayrıca dokuz yazıdır devam ettiğim cennet-cehennem bahsini bu yazıyla kapatmak istiyorum.

Şimdi yukarıdaki iki ayete bakalım. Bizim geleneksel tefsirimize göre cehennemlik kafirler ilelebet cehennemdedir ve cehennemde asla ölmezler. Cehennem sonsuza kadar sürer. Cennet de…

Oysa yukarıdaki iki ayet bize başka bir tasavvur sunuyor. Yukarıdaki ayetlere göre müminler bir kere ölür ve sonrasında cennete giderler. Kafirlerse iki kere ölür.

Kafirlerin ilk ölümü bu dünyadaki ölümdür, ikinci ölüm ise ayete göre cehennemdeki ölümdür. Yani cehennemlikler, cehennemde suçlarının cezasını çektikten sonra cehennemde de ölürler, bu onların ikinci ölümüdür. Allah’a suçlarını itiraf ederler. Ve sonrasında onlar da cennetteki dostluk kervanına katılırlar.

Şimdi aşağıdaki ayete bakalım. Orada da cehennem azabının mantığı anlatılıyor.

“Bizim ayetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara göğün kapıları açılmayacak ve halat iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir. İşte suçluları böyle cezalandırırız.“ Araf Suresi, 40. ayet

Ayette belirtildiğine göre cehennemlikler halat iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyecektir. Peki bu ilelebet cehennemde kalmak mı demektir? Hayır. Çünkü halatın iğne deliğinden geçmesinin bir yolu vardır. O da şöyledir. Halatı iğne deliğine vura vura onu tel tel hale getirirsiniz, sonra o ince telleri birer birer iğne deliğinden geçirirsiniz ve teller iğne deliğinden geçince halatı yeniden örersiniz.

Ayetin belagati buradadır: Yani halatın iğne deliğinden geçmesi meselesi… Cehennemlikler bu dünyada bütünlüklü bir kişilik geliştirirler. Fakat bu kişilik zalimane bir kişiliktir. Kişi bu haliyle cennete layık değildir. İşte kişinin cehennemden cennete geçiş süreci, kişinin kişilik bütünlüğünün, yani halatın defalarca vurula vurula tel tel hale gelmesi, yani kişiliğin parçalanması ve sonrasında cennete girdikten sonra kişinin kişilik bütünlüğünün cennete layık hale gelmek üzere yeniden bütünleştirilmesidir.

Ki bu da basit bir azap verme deneyimi olarak anlaşılamaz. Zira Nietzsche kişiliğin bu parçalanma ve yeniden bütünleşme sürecine Dionysos sonrası Apollon adını veriyor. Yani Allah celaliyle, Dinoysos adıyla parçalar. Fakat bu parçalanma kişinin iyiliği içindir. Zira onu bu sefer daha yüksek bir bütünlük olarak, yani cemaliyle ve Apollon adıyla yeniden inşa eder. Böylesi azaplar kişinin hayat hikayesini büyüleyen eşsiz deneyimlerdir. Yani Suç ve Ceza’daki Raskolnikov’un paramparça olma ve sonra arınarak daha yüksek bir kişilik haline gelme süreci Raskolnikov’un hayat hikayesini izlenmeye değer bir hale getirir. Cehennemliklerin yaşadığı azabın anlamı da budur.

Şimdi aşağıdaki ayetlere bakalım: 

“Onlara cehennemde ateşten bir beşik, üstlerine de (ateşten) örtüler vardır. Biz zalimleri işte böyle cezalandırırız.” Araf Suresi, 41. ayet

“6 – Onlar için koyunun kuzusuna verdiği sütten (dari’) başka yiyecek de yoktur. 7 – O da ne semizletir, ne de açlığı giderir.” Ğaşiye Suresi

Burada da yine cehennem azabının mantığını veren ayetlerle karşı karşıyayız. Cehennem ateşten bir beşiğe benzetiliyor. Ve cehennemdeki insanların rızkı koyunun kuzusuna verdiği ama semizletmeyen açlığı gidermeyen bir süte benzetiliyor.

Bizim mealcilerimiz Kuran’ın cehennem azabının mantığını anlamadıkları için ‘koyunun kuzusuna verdiği süt anlamına gelen ‘dari’’ kelimesini ‘zehirli bitki’ diye çevirmişler, halbuki doğrusu benim dediğim gibidir.

Buradan bakınca cehennem azabının bir çocuğun yetişmesi ve eğitilmesi süreci olduğunu görürüz. Bu terbiye zorlu bir eğitimdir. Fakat çocuğun yetişmesi içindir.

Eğitim zorludur. Zira bu dünyada olgunlaşmamış çocuklar gibi bencil amaçlar için zulümler işliyoruz. O halde cennete girmek için olgunlaşmamız lazım. Cehennem de bizi olgunlaştırıyor. Orada ateşten de olsa bir beşikte uyuyoruz, bizi semizletmiyor ve açlığımızı gidermiyor olsa da koyunun kuzusuna verdiği bir süt gibi bir nimetle besleniyoruz.

Buradan bakınca da cehennem azabının arkasındaki ilahi merhameti görür hale geliyoruz.

Yani Allah bir yandan adaleti gereği bize suçlarımızın kefaretini ödetiyor. Ama bir yandan da merhameti gereği bu suçların cezasını çekerken bizi çocuk gibi yetiştiriyor, olgunlaştırıyor ve nihayetinde cennetteki dostluk meclisine alıyor.

Aşağıdaki son pasajla dokuz yazıdır devam eden cennet-cehennem bahsini kapatayım. Pasaj şöyle:  

“57 – Rahmetinin önünde müjdeci olarak rüzgarları gönderen O’dur. O rüzgarlar, yağmur yüklü bulutları yüklenince, onu kurak bir memlekete gönderir, sonra onunla yağmur yağdırır ve onunla her çeşit ürünü yetiştiririz. İşte Biz, ölüleri de böyle diriltiriz. Gerekir ki düşünür, ibret alırsınız. 58 – Güzel memleketin bitkisi, Rabbinin izniyle çıkar; kötü olandan ise ancak zorlukla çıkar (illa nekide). İşte biz, şükreden bir toplum için ayetleri böyle açıklarız.” Araf Suresi

Burada uzun uzun çözümleme yapmayacağım. Sadece sonuç cümlelerimi aktaracağım. Bu pasajdaki yağmur ilahi vahye işarettir. Yağmur etkisinde büyüyen bitki ise yağmur suyuyla (vahiyle) kendi ruhunu inşa eden bireye işarettir. Kişinin çiçeğe dönüşmesi eylemiyse kişinin cennet bahçesindeki yerini almasına işarettir.

Güzel memleketin bitkisi kolayca çiçeğe dönüşür. Fakat kötü memleketin bitkisi ancak zorlukla bir çiçeğe dönüşür. Yani mümin ruhlar kolayca çiçeğe dönüşürken, kafir ruhlar ancak zorla çiçeğe dönüşür.

Yani herkes kafir-mümin eninde sonunda güzel bir çiçek olarak açar ve cennetteki yerine kavuşur. Fakat kafirlerin çiçek açabilmesi için onları zorlamak gerekir.

İşte vahyin kafirlere karşı sert dili de burada anlam kazanır. Bu sert dil kafirlere cehennemde ilelebet azab edecek işkenceci bir tanrının nefret dili değil, kafirler de çiçek açabilsin diye onları zorlamak içindir. Yani bu sert dilin ardında ciddi bir merhamet, insan sevgisi ve hümanizm vardır. Kuran kafirleri de sever, ama müminlerden başka yolla sever.

58. Ayetteki ‘nekide’ kelimesini ‘zorluk’ olarak çevirdim. Doğru çeviri budur. Fakat ne yazık ki Kuran’daki cehennem ayetlerinin mantığını anlamamış mealcilerimiz bunu ‘zararlı bitki’ olarak çeviriyor ki öyle olunca ayetin mantığı da anlaşılmaz oluyor. Kuran’daki cehennem ayetlerinin mantığı ve Allah’ın cehennemliklere sevgisi ve merhameti ve onlara verdiği değer görünmez hale geliyor.

Dokuz yazılık serinin son bir not olarak: İbn Teymiye’nin dediği gibi akıl ve vahiy çatışmaz. Bunların çatıştığını görüyorsan ya aklını yanlış kullanmışsındır, dönüp Kant gibi aklını içeriden kritik edersin. Ya da vahyi yanlış anlamışsındır ki bu sefer de dönüp vahyin dilini etüt edersin. Ve Kuran’ın makuliyeti kendini onun edebiyat özelliklerinin ve kendine has dilinin etüt edilmesi sonucu insana sunar.

13. yüzyıldan beridir vahiy akıl temelinde okunmadı. Yaklaşık iki yüzyıldır heceleyerek de olsa bu barışı yeniden yaratmaya çalışıyoruz. Ve Kuran’a yüzeysel bakıp onu akıl dışı sanan okur, biraz derine indiğinde onun her bahsinin, cennet-cehennem dahil her bahsinin akılla barışık olduğunu görmekte tereddüt etmeyecektir. Benim burada Kuran’dan Notlar serisiyle başından beri yapmaya çalıştığım şey de bütünlüklü bir tefsir yazmak değil, modern çağda kafası karışmış ve maneviyat arayan insanların Kuran’da bu maneviyatı bulacakları iddiasıyla kişiyi Kuran’ı kendi başına etüt etmeye ve Allah’la birebir sohbet ederek kendi bağımsız dini kavrayışını inşa etmeye teşvik etmek içindir.

Vesselam.


* Öne çıkan görsel şuradan alıntıdır: https://it.wahooart.com/A55A04/W.nsf/O/BRUE-8BX23K

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.