Fabrika Terörü 5 Can Aldı

Terör diyorum zira, TDK tanımına gayet uyuyor bu durum artık. Maliyetlerden üç kuruş kısacağım diye nice iş cinayetine mahal veren işveren(lerin) örgütlerinin cinayet istatistikleri çıkarılsa herhalde Avrupa’nın en başarılı(!) örgütlerinden birkaç tanesi Anadolu’nun bağrından çıkar.

Haber sitesinin manşetlerinde gezinirken “Eti Bakır’da kaza” olduğunu görünce üzüldüm ama çok da şaşırmadım, zira bu firmada zamanında yaptığım stajda böyle kazaların yaşanabileceğini anlamıştım. Eti Bakır İşletmeleri 1973’te kurulmuş. Ben 2009’da staja başladığımda (yılda 500 milyon dolar ciro yaparken 33 milyon dolara) Cengiz Holding’e devredileli 5 yıl olmuştu. Eti Bakır’ı devralan Cengiz Holding, Başbakan Erdoğan’ın hemşerisi olan ve yakın zamanda Rizespor başkanlığı yapmış iki ferdi de bünyesinde barındıran, sadece Eti Bakır’ı değil, pek çok altyapı ihalesini de almış olan Cengiz ailesine ait.

Ben staj yaparken tesis yenilenme dönemindeydi, bir çok yeni bölüm entegre ediliyor ve neredeyse 40 yıllık olan işletme biraz daha verimli bir hale getirilmeye çalışılıyordu. Yıllarca özelleştirme kapsamında ha satıldı ha satılacak diye ihmal edilen, muhtarından milletvekiline tüm yerel ve ulusal siyasi güruhun hısım akrabasının doluşturulduğu, sonra da devasa cirosuna rağmen ancak yılda(2003) 5 milyon dolar kâr ettiği söylenerek, yine de sadece 7 senelik kâr bedeline eş bir meblağ ile Cengiz Holding’in eline geçmiş bir işletme söz konusu.

Stajım süresince, staj konum olması sebebiyle de, iş güvenliği konusunda bir hayli gözlem yapmıştım. Baret ve iş ayakkabısı konusunda, yaşanan acı tecrübeler sebebiyle (ki bu tecrübeler işçiler için arkadaşlarının yaşadığı ciddi yaralanmalar ve kayıplar iken, patronlar için ciddi tazminatlar anlamına geliyordu) oldukça titiz bir yaklaşım vardı, bütün staj boyunca 2’şer kiloluk botlarla gezdim. Ancak bunun dışında tesis revizyonları, inşaatları esnasında işçilerin tamamen denetimsiz bırakılmaları söz konusuydu. İş kazaları istatistiklerini istediğimde bu bilgilere ulaşamadım, bu nedenle işçilerle yaptığım ikili görüşmelerde ancak birkaç hatıra dinleyebildim. Kolu kesilenler, üretim hattında borunun içine sıkışanlar vb. vahim vakalar olmuş daha önceleri. Benden bir yıl sonra başka bir arkadaşım fabrika üretime geçtiğinde staj yaptı, onun da gaz maskesi kullanımı başta olmak üzere benzer tespitleri mevcuttu. Dolayısıyla 5 işçinin ölümüyle sonuçlanan son kaza üzücü olduğu kadar sürpriz de değil.

Soruşturma nasıl neticelenir bilemiyorum fakat, işçilerin “bana bi şey olmaz” kafasını terk edip, iş güvenliği ile ilgili önlemleri ısrarla talep eder hale gelmesi, daha da önemlisi idarecilerin ve işverenlerin “işçiyi işçiden daha fazla” düşünerek iş güvenliği önlemlerini, tazminat maliyetleri ile güvenlik maliyetlerinin optimize olduğu noktaya göre uygulayan kapitalist zihniyetten sıyrılması gerekiyor. Yahut tüm bunlardan daha makulü, devletin işverenin tazminat maliyetlerini artırarak, kapitalist zihniyetteki optimizasyon noktasını işçinin hayatı vücut bütünlüğü lehine yaklaştırması olacaktır. Tabi kamu otoritesinin de böyle bir yaklaşım sergilemesi için ciddi bir kamu baskısı gerektiği de aşikar. Bize düşen de bu baskıyı oluşturmak için, kudretimizce sesimizi yükseltmek ve düşenlerin hesabını sormak olacaktır.

Hayatını kaybeden tüm işçilere Allah’tan rahmet diliyor, hayatlarını hiçe sayanların da çetin bir hesapla karşılaşacaklarını hatırlatıyoruz.

http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem22/yil2/bas/b063m.htm

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.