FİLİSTİN’DEKİ SOYKIRIMA DAİR SÖZÜMÜZ VE FİLİSTİN NÖBETLERİMİZ

Emek ve Adalet Platformu olarak, Filistin direnişinin buradaki sesi olmak için direniş örgütlerinin çağrısına kulak vererek, iktidarın ve yerli sermayenin işbirlikçiliğini teşhir etmek, kapsamlı boykota zorlamak ve Filistin’in gündemden düşmesini engellemek için her Cumartesi meydanlarda ya da işgalcilerle ilişkilerini kesmeyen şirketlerin önünde, Filistin halkına ihanet içinde olanları teşhir etmek için bir araya gelmeye söz verdik. Bu yazıda direnişe dair sözümüzü ve 7 Ekim 2023’ten bu yana geçen süreçte yaptıklarımızı derledik.


7 Ekim 2023’te, Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonuyla İsrail genelinde başattığı saldırılar, işgale karşı silahlı Filistin direnişinin güçlenmesinde ve bir sonraki aşamaya taşınmasında önemli bir rol oynadı. İşgal güçlerinin bu saldırı karşısında intikamını Gazze halkını katlederek, hastane okul demeden bombalayarak, beyaz fosfor gazı gibi uluslararası ölçekte yasaklanmış, canice yöntemlerle alması, Filistin’de aslında 75 yıldır süren işgalin ve soykırımın tüm dünyanın gündemine oturmasına, Avrupa ve Amerika da dahil olmak üzere birçok ülkede halkların sokağa dökülüp emperyalizmi ve işgalci Siyonizm’i protesto etmesine yol açtı. Filistin halkının ve halktan doğan direniş güçlerinin silahlı savunusu tüm dünya önünde meşruiyet kazanmış oldu böylelikle. Filistin’de birleşip kahramanca mücadele veren Hamas, İslami Cihad, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ve diğer direniş örgütlerinin oluşturduğu Birleşik Direniş Güçleri, işgalcilerle masaya oturmayı, boyun ve kılıç arasındaki müzakereleri reddederek hem ezilen halklar için bir umut, hem de yenilmez sanılan işgalcilere karşı bir ders olmuştur.

Direnişin sesi tüm dünyada sokaklarda yankılanırken, Yemen deniz hattından İsrail’e sevkiyat yapan gemilerin geçişini engellerken, Barselona’da Liman İşçileri Örgütü, Belçika’da taşımacılık sendikaları, Oakland Limanı’nda Kaliforniyalı protestocular limanları kapatıp, sevkiyatları engellerken veya geciktirirken, yani İşgalin ve soykırımın ekonomik ayağını kırmaya çalışırken Türkiye’de de emekçi halkımız çeşitli protestolar yapmış, 17 Ekim’de İsrail konsolosluğu önüne akın etmiş, kınamaktan başka bir marifeti olmayan iktidarın yapamadığını yapıp İsrail’in elçisini geri çekmesine sebep olmuştur.

1-3. HAFTA: SARAÇHANE NÖBETLERİ

Süreçte yayınladığımız bildiride[1]https://x.com/emekadalet/status/1720395607997554880?s=20 de belirttiğimiz üzere; “beyaz adamlara, Siyonistlere ve patronlara karşı koymanın yegâne yolu pratikte ve eylemde birliktir. Filistin halkı bizlere muktedirlere karşı kültürel bagajlarımızı bir kenara bırakarak mücadele etmemiz gerektiğini göstermiştir. Bugün Filistin topraklarını işgal edenler ile, her gün emeğimizin üzerine çöreklenenler aynı sistemin çıktılarıdır.” Bizler de Emek ve Adalet Platformu olarak, Filistin direnişinin buradaki sesi olmak için direniş örgütlerinin çağrısına kulak vererek, iktidarın ve yerli sermayenin işbirlikçiliğini teşhir etmek, kapsamlı boykota zorlamak ve Filistin’in gündemden düşmesini engellemek için her Cumartesi meydanlarda ya da işgalcilerle ilişkilerini kesmeyen şirketlerin önünde, Filistin halkına ihanet içinde olanları teşhir etmek için bir araya gelmeye söz verdik. Cumhurbaşkanı, Atatürk Havalimanı’nda düzenlediği Filistin mitinginde iktidarın işbirlikçiliğini gizlemek için İsrail’e karşı hamasi nutuklar atarken 28 Ekim’de ilk nöbetimizi gerçekleştirdik. Şehzadebaşı Parkı’nda “Kürecik Üssü İsrail’i Koruyor, İşbirlikçi AKP İhanetten Vazgeç” yazılı pankartımızı ağaçlara asarken, bundan sonra her hafta düzenli sürdüreceğimiz nöbetlerimize çağrı yaptık..

Kalbi Gazze Halkı ve Filistin direnişiyle atan Türkiye halkı, bu hafta içerisinde yüzlercesiyle İncirlik üssüne yürüdüler, yüzlercesi de büyük şeytan ABD’nin siyonist destekçisi dış işleri bakanıyla yapılacak görüşmelere karşı ayağa kalktı, uluslararası markalara karşı boykot ve eylemler düzenlendi. Bunlar halkın hemen yanıbaşında işlenen suçlara karşı gösterdiği önemli tepkilerdi, her ne kadar İHH genel başkanı Bülent Yıldırım, üssü koruyan polisten gaz yiyen, buna rağmen üssün önünden ayrılmayan halkın haklı öfkesini “taşkınlık çıkaran provakatör bazı gruplar” diyerek düşmanlaştırmaya çalışmış, ‘mitingi’ bitirerek kitleyi pasifize etmeye çalışmış olsa da.

STK’lar halktan doğan eylemlilikleri bu şekilde sönümlerken, iktidar ve sermaye birliği arkaplanda İsrail’le ilişkilerine hız kesmeden devam etti, sadece 7 Ekim’den sonra bile işgalcilere gemilerce erzak gönderdiler. Yılmazlar İnşaat, Genel Müdürü Ahmet Arık’ın deyimiyle “İsrail’in TOKİ’si,” işgal karakollarını inşaa ederken Zorlu Holding’in İsrail’de 3 farklı santral projesi bulunuyor. Biz de bir sonraki eylemimizde bunları gündeme getirdik. Polisin müdahalesine rağmen pankartımızı açtık, basın açıklamasında[2]https://x.com/emekadalet/status/1720825581330108494?s=20 tek tek sıraladığımız örneklerle, AK Parti’nin ümmete ihanetini faş ettik:

4. HAFTA: ZORLU CENTER

İsrail işgal örgütünü besleyen Amerika ve işbirlikçilerine karşı Amerika’dan İtalya’ya kadar birçok ülkede liman kapatma eylemleri ve grevler düzenlendi. Dünya emekçilerinin direnişi bu denli sahiplenmesi ve uluslararası düzeydeki tepkiler, direniş örgütlerinin işgal topraklarındaki mücadelesine önemli bir destek oldu ve 24 Kasım itibariyle Netanyahu yönetimi Direniş ile pazarlığa oturmak zorunda kaldı. 7 günlük geçici ateşkeste 240 Filistinli tutsak serbest bırakıldı.

Emperyalizme karşı mücadelenin bir sınıf mücadelesi olduğunu bize gösteren bu örneklerden yola çıkarak, 4. Haftada eylemimizi Zorlu AVM önüne taşıdık. Nitekim Zorlu, İsrail’e olan her türlü ekonomik ve lojistik desteği ile Filistin’deki soykırımın kanlı ortağıdır. Zorlu Holding’e bağlı Zorlu Enerji, İsrail’deki 3 doğalgaz ve 1 güneş santrali ile, işgalcilerin elektriğinin yüzde 7’sini karşılarken, bu enerji işgalin resmi ve askeri kurumlarında, sanayi tesislerinde kullanılıyor. İşgal topraklarındaki yatırımları ile Türkiye ve işgalci İsrail arasındaki ekonomik ilişkilerin kilit bir aktörü olan eli kanlı Zorlu; ülkemizde de emekçileri ağır koşullarda sömürerek servetine servet katan, kamu arazilerine devlet eliyle çöken, AKP iktidarı döneminde cirosunu 2.3 milyar dolardan 5.5 milyar dolara çıkaran yine Zorlu. Önünde durduğumuz Zorlu Center da, Zorlu Holding’in AKP döneminde nasıl palazlandığının bir örneğidir. AKP’nin özelleştirme politikaları ile, 2007’de Karayolları Genel Müdürlüğü’ne ait Zincirlikuyu’daki bu kamu arazisi 800 milyon dolara Zorlu Holding tarafından satın alınmıştır ve üzerine Zorlu Center inşa edilmiştir. Yani Zorlu, bu iktidar döneminde özelleştirmelerden yararlanarak kamu arazilerine çöken, Vestel gibi işçilerin ağır koşullarda sömürüldüğü işyerlerinin sahibi olan bir şirkettir, sınıf düşmanımızdır. Zorlu’nun yatırımlarına büyük destek sunan AKP, Zorlu’nun kanlı eline ortaktır.[3]https://x.com/emekadalet/status/1728426998870290441?s=20
https://x.com/emekadalet/status/1728430413327294737?s=20

5. HAFTA: MANTA DENİZCİLİK

İktidar, ne Zorlu Holding’e, ne Yılmazlar inşaata ne de İsrail’e gemilerle sevkiyatlara devam eden şirketlere herhangi bir yaptırım uygulamamış, onların işgalcilerin soykırımına lojistik destek sağlayan ticari ilişkilerine göz yumarak yardım ve yataklık etmiştir. Üstüne Siyonistler ile onların yerli ortakları arasındaki bağlantıya dair bir skandal haber daha patlak verdi. Gazze’de Şifa hastanesinin bombalandığı gün, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Burak Erdoğan’ın da ilişkili olduğu Manta Denizcilik’in gemisinin işgalciye tonla mal taşıdığı gün yüzüne çıktı. Erdoğan’ın mitinglerinde kılıcının ucuna taktığı dini söylemleriyle Filistinlilerle sözde dayanışmasının ve İsrail’e karşı sahte hamasetinin yalnızca kurdukları sermaye düzeninin ve işgalcilerle iş birliklerinin önüne kalkan yapmak için olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Ayan beyan ortada olan işbirlikçiliklerini, “mevcut ticaret devlet şirketleri değil, özel şirketler üzerinden yapılmaktadır”[4]https://artigercek.com/ekonomi/ticaret-bakanindan-israil-aciklamasi-ticareti-devlet-degil-ozel-sirketler-276964h gibi garabet açıklamalarla, onu da kesemeyiz canımcılıkla, şirket binalarının üzerine astıkları Filistin bayraklarıyla örtemeyecek durumdalarken, biz de 2 Aralık’taki eylemimizi Manta Denizcilik ve MB Denizcilik önüne taşıdık, iktidarın bu çirkin yüzünü Üsküdar halkına teşhir ettik.

Bu utanmaz yüz, katil İsrail hastaneleri bombalarken Hayfa limanına tedarik yapanların, İsrail’e karakol inşaa eden Yılmazlar İnşaatın, İşgalcilerin enerjisini sağlayan Zorlu’nun ve Gazze darmadağın edilirken mitingden başka bir şey yapmayıp, utanmadan Gazze’yi imar etmeye talibiz diyenlerin yüzüdür. Kısacası bu korkunç yüz, halkların bir numaralı düşmanıdır.

6. HAFTA: TÜRKİYE İHRACATÇILAR MECLİSİ (TİM)

Biliyoruz ki iktidarın ve sermaye sahiplerinin Filistin halkına ihanetleri 7 Ekim’de başlamadı. İsrail’in kullandığı çeliğin yüzde 65’i, Türkiye’de üretiliyor; yani Türkiye, savaş sanayiinde de kullanılan demir çeliğin İsrail’deki en büyük ihracatçısı. Çelik İhracatçıları Birliği, Eylül 2022’de iki ülke arasındaki ticaret hacmini artırmak için Tel Aviv’e görüşme yapmaya gitti. Günden güne büyüyen çelik ihracatını nasıl daha fazla artırabileceklerini tartıştılar. Bu görüşme sonrasında Çelik İhracatçıları Birliği, 2002 yılından günümüze İsrail’in en fazla çelik ithal ettiği ülkenin Türkiye olmasıyla övündüğü bir açıklama yayınladı. AKP iktidarı döneminde, İsrail’le başta demir çelik olmak üzere ticaret hacmimiz günden güne büyüdü.

Halkların düşmanı bu çirkin yüz, iktidar desteğiyle palazlanarak büyüyen, depremde bizi betona gömen, bizi asgari ücrete mahkûm ederek gayri insani koşullarda çalıştıran ve İşgalciye yaptığı onca sevkiyatı cami yaparak kapamaya çalışan demir çelik ihracatçısı İÇDAŞ gibi şirketlerin yüzüdür. İÇDAŞ’ın da üyesi olduğu MÜSİAD’ın, 2024’ün ilk gününde Milli İrade Platformu’nun düzenlediği yürüyüşe, “Filistinli kardeşlerimiz için, soykırıma karşı tarihi bir çağrıda” bulunarak gizlemeye çalıştığı bu korkunç yüzdür. İsrail’i mitinglerde kınayıp Filistin’e dua gönderirken, işgalciye gemilerle mal sevkiyatı yapıp silah gönderen iktidar ve sermaye işbirliğinin bu yüzünü ifşa etmek için, 9 Aralık’ta Türkiye İhracatçılar Meclisi önündeydik:

8.HAFTA: ABD KONSOLOSLUĞU

7 Ekim ile beraber, bütün Batılı emperyalist güçleri arkasına almış İsrail’in yenilmezlik mitinde nasıl bir delik açıldığını tüm dünya gördü. Aksa Tufanı işgal altındaki bir halkın nasıl direnebileceğini, zalime karşı nasıl mücadele edileceğini tekrar göstermiş oldu.

Katliam repertuarına bakıldığında emperyalistlerin en mahiri ABD gibi görünmektedir. ABD Ortadoğu’ya Batılı insanın demokrasisini, refahını ve barışını getirmeyi vaat ederken bunun karşılığı milyonlarca insanın canı, evinden edilmesi ve şehirlerin tarumar edilmesi oldu. Biden hükümeti işgalcinin direniş karşısındaki şaşkınlığını gördüğünde, Aksa Tufanı operasyonunun hemen ardından paçaları tutuşarak İsrail’in soykırım girişimini savaş gemileri ve iki binin üzerinde asker ile destekledi. Dünyanın özgür halkları her zaman olduğu gibi işgalciye ve işgalciyi besleyene karşı sesini yükselttiği için kimi devletler İsrail ile ilişkilerini kesti, söylediklerinde geri adımlar attı. Ama Amerikan hükümeti, İngiliz Hükümeti gibi Batı’nın sözcüleri soykırımı seyretmekte, İsrail’in tüm savaş suçlarına gözlerini kapatmaktadır. Nitekim Biden bir Siyonist olduğunu gururla dile getirmektedir. İşgalci İsrail’in katliamlarını başlattığı 1948 Nekbe’den beri Amerika Birleşik Devletleri her zaman İsrail’in bir numaralı sponsoru olmuştur. İşte bu sebeple, Filistin’in onurlu direnişinin çağrısıyla, bir sonraki eylemimizi Yılanın başı ABD başkonsolosluğu önüne taşıdık. NATO üslerinin kapatılması ve Siyonistlerle ilişkinin kesilmesi çağrısını yükselttik.

9. HAFTA: ÜSKÜDAR MEYDAN

Yakın zamanda Malezya, İsrail bayraklı ve İsrail’e ait gemilerin limanlarına girişini yasakladı. Yemen’de İsrail’e sevkiyat yapan gemilere el konuldu, bu gemilerin Kızıldeniz’den geçişi engellendi. Tüm gemiler Ümit Burnunu dolaşmak zorunda bırakıldı. Bunların karşısında İsrail’e karşı en ufak yaptırım uygulamayan Türkiye bu gücü olmadığından değil, işgalciyle ticaretlerinden ettikleri karı gözden çıkaramayan sermaye sahiplerinin işine gelmediği için işbirliğine devam etti. 23 Aralık’ta Üsküdar meydanında yaptığımız basın açıklamasında[5]https://x.com/emekadalet/status/1738610939778211900?s=20 bu şirketleri tek tek sıralayarak işbirlikçileri halka bir kez daha ifşa ettik.

İkiyüzlü iktidarların bir yandan ticareti sürdürürken, bir yandan da İsrail’i kınamaları, halkların halklardan başka dostunun olmadığını pekala göstermiştir. Zorlu gibi, İÇDAŞ gibi, Yılmazlar inşaat gibi birçok şirket soykırımdan beslenmektedir. Nitekim Filistin’e bunca ihracatı yapanların timsah gözyaşları da mitinglerde sel olup akmaktadır. Bu ihanete dur diyecek olan ancak halkların örgütlü gücüdür. FHKC’nin ölümsüz direnişçisi Gassan Kanafani’nin dediği gibi:

“Emperyalizm vücudunu tüm dünyaya yaydı; Doğu Asya’ya kafasını, Orta Doğu’ya kalbini, atardamarlarını Afrika ve Latin Amerika’ya uzattı. Nereye vurursanız vurun, ona zarar verirsiniz ve Dünya Devrimi’ne hizmet edersiniz.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir