Otelde Değil Önünde İftar

9 Responses

  1. ... dedi ki:

    Rahman razı olsun. Bunu yapabilmiş olmak çok büyük, çok umutlu bir fiil. Emekveadalet.org’a, özellikle tüm katılanlara teşekkürler.

    • maşallah dedi ki:

      bu protestoyu yapan tüm adalet ve emek platformunu tebrik ediyorum yapmak istediğimi yaptınız içi n tvden haberdar oldum sizlerden…..

    • rasul amin dedi ki:

      bence bu islam menşeli yaşam tarzı benimsemiş kardeşlerimin gerçek bir uyanışıdır,hepinizi kutlarım allah yar ve yardımcınız olsun,haftaya bende katılıcam.bu hareketin daha geniş kesinlere yayılması en büyük hayalim.
      Mesela önümüzdeki haftalarda sırrı süreya önder ve ertuğrul kürkçü gibi abilerimizide davet etmelisiniz.

      sevgiler.

  2. ömer faruk kapu dedi ki:

    yaptığız şey çok güzel ve vicdani.allah razı olsun.

  3. Vavvan dedi ki:

    Ordaydık, ve orda olacağız…

  4. tufan dedi ki:

    İftarıTV’de görünce aranızda olmadığım için hicap duydum.
    Gönülden teşekkürler fikri ve emeği geçen herkese..

  5. adem gün dedi ki:

    Aslında “sol” biraz belirsiz bir tanımlama. Özellikle de kimi “solcu”ların gayet “aşırı sağcı” pozisyonlar alabildiği ülkemizde… Bazıları “özgürlükçü sol”dan söz ediyor; ama siyasal ideolojiler arasında asıl özgürlükçü olanı liberalizmdir ve çoğu solcu hareket de aslında özgürlük karşıtıdır. Bu da şaşırtıcı değildir, çünkü sol ideolojinin aslında en önemli içeriği olan sosyalizm, hayal ettiği ütopyaya ulaşıncaya dek, bireysel özgürlüklerin “halk yararına” bastırılmasını öngörür.

    Peki bu içerik, yani sosyalizm, İslam’a uyar mı?

    Kuşkusuz Komünist Manifesto’dan bu yana sosyalizmin neredeyse her tonunda Marksist bir öz bulunduğu ve Marx da “din halkın afyonudur” dediği için, ortada çok temel bir uyumsuzluk vardır. Aslında sorun, sadece Marx’ın bu “analiz”inden değil, onun (ve Engels’in) tüm bir felsefi/ideolojik zeminini oluşturan materyalist felsefeden gelir. Bu, elbette, İslam’a tümüyle aykırı ve dahası karşıdır.

    Ama bazı Müslümanlar bu “felsefi ayrılık” bir kenara bırakılırsa, sosyalizmin aslında iyi bir şey olduğunu, çünkü sonuçta fakirlerin ve ezilmişlerin hakkını savunduğunu ve eşitlikçi bir toplum hedeflediğini, bu yönden İslam’ın toplumsal amaçlarına uyduğunu düşünürler.

    Oysa durum pek de öyle değildir. Çünkü fakirler ve ezilmişler konusunda İslam’ın ve sosyalizmin öngördüğü araçlar da taban taban zıttır. “Bilge Kral” Aliya İzzetbegoviç, bunu bir cümleyle özetlemişti: “İslam vermeyi, sosyalizm el koymayı emreder.”

    Bunun anlamı şudur: İslam, toplumsal adaletsizliği, toplumdaki zenginlerin vicdanlarını harekete geçirerek azaltmayı öngörür. Sosyalizm ise, zenginlerin mallarına adına “devlet” denen seküler bir mekanizma ile el koymayı hedefler. İslam’da “zekat ve sadaka” vardır, sosyalizmde “kollektivizasyon”.

    Dahası sosyalistler, Kuran’ın (ve Kitab-ı Mukaddes’in) ısrarla emrettiği hayırseverliği küçümser, hatta sakıncalı görürler. Çünkü onlara göre gereken şey “düzen değişikliği”dir. Marx bu yüzden “Hıristiyan hayırseverliğine” ateş püskürür, “Sosyalizm ve İnsan Ruhu”nun yazarı Oscar Wilde “hayırseverlik, çok sayıda günahın anasıdır” der.

    Peki neden? Niçin sosyalistler, her uygulandığında felaketlere yol açmış bir “düzen değişikliğinin” peşinde koşarken, hayırseverliğe karşı çıkmış, bunun bir “sahte ilaç” olduğuna inanmışlardır?

    Çünkü materyalizm öyle düşünmeyi gerektirir!.. Materyalizme, hele de Marx’ın “tarihsel materyalizm”ine göre, her insan içinde bulunduğu maddi koşulların bir ürünüdür. Eğer burjuva ise, “burjuva bilinci” ile düşünmesi kaçınılmazdır. Hayırseverlik bile yapsa, bunu mutlaka “işçi sınıfını pasifize etmek” gibi hinlikler için yapacaktır. Sınıfsal durumundan bağımsız bir “vicdana” sahip olamaz; ruhun varlığını kabul etmeyen materyalizm, maddi etkenlerden bağımsız bir vicdana inanmaz ki…

    “İslami sol” denince ilk aklıma gelen isim olan Radikal yazarı Sayın Nuray Mert, sosyalizmin bu noktada bir iç çelişkiye düştüğünü vurgularken doğru bir şey söylemiş. “İşçi sınıfından olmayan birinin neden solcu olduğunun/olması gerektiğinin maddecilikle hiçbir zaman açıklanamayacağı”na işaret etmiş ki, çok haklı.

    Ama bu yoldan biraz daha ilerlersek, “burjuva sınıfından” olan birisinin de, yine “sınıf bilinci”ni bir kenara bırakıp, samimi şekilde fakirlere el uzatabileceği sonucuna varırız. Kur’an-ı Kerim’in tanımıyla “mallarında yoksul ve yoksun olanlar için belirli bir hak bulunan” (70/24) ve “ne ticaret ne alışveriş kendilerine Allah’ı anmayı ve zekat vermeyi unutturmayan” (24/37) kişiler, işte böyle “vicdanlı sermaye sahipleri”dir.

    Ne yazık ki bir din olan İslamiyet’in birincil hedefi böylesi ahlaklı bireyler yetiştirmek iken, bir siyasi ideoloji olan İslamcılık “düzen değişikliği” fikrine odaklanmıştır. (”Adil Düzen”i hatırlayın.) İslamcılık’la sosyalizm arasındaki yakınlık oradan gelir.

    Oysa gerçekte, merhum Prof. Sabri Ülgener’in eserlerinde detaylıca analiz ettiği gibi; özel mülkiyeti ve miras hakkını güvence altına alan, ticareti ısrarla teşvik eden, fiyatlara narh koymayıp “serbest pazar”ın önünü açan İslamiyet, ahlaki normlara sahip bir kapitalizmle son derece uyumludur.

    Ve bunun içindir ki İslam toplumlarının geleceği sosyalizmde değil “ahlaki kapitalizm”de aranmalıdır.

  1. 8 Ağustos 2011

    […] […]

  2. 25 Mart 2014

    […] en çok ses getiren eylemi olan Otelönü İftarları ise Ağustos 2011’de Beşiktaş’ta Conrad Otel önünde başladı. O Ramazan Taksim’de Gezi Parkı’nın bitiminde “Lüks Otel Üçgeni”nde iki […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.