Kuran Atölyesinden Notlar: Şeytan Sorunu – Cemre Hilal Yıldırım

Emeğin karşılığını ve adaletin tesisini mücadelede temel noktalar olarak işaret eden Emek ve Adalet Platformu üyeleri ve çevresinden insanlarla, Kuran’la günlük hikayemizde nasıl ilişkilendiğimizi kavramaya yönelik bir çalışma yürütüyoruz. Politik yahut günlük karşılaşmalarımızda proaktif bir kaynak olarak Kuran’ı nasıl kavrayabileceğimizi birlikte okuyarak istişare etmeye çalışıyoruz. Bu çalışmalardan bizlere kalan önemli notları site için derledik. İlgilerinize sunuyoruz.

Cemre Hilal Yıldırım

Bu yazının konusu, arkadaşımla sohbet ederken bizden önceki nesillerin dini pratik hayatında şeytanın bir yeri varken bizim hayatımızdan çıkıp gitmiş olmasını fark etmemizle başladı. Şeytana ne olmuştu? Bu soruya EAP Kuran çalışmamızda bir yanıt geliştirmeye çalıştık.

Annelerimiz, ninelerimiz, dedelerimiz ve ondan da önceki nesillerin dilinde hep bir şeytan vardır. Zihnine kötü bir düşünce geldiğinde ‘’şeytan düşündürttü’’, namazda bir sure unutulduğunda “şeytan unutturdu’’, yapılan uygunsuz davranışı açıklamak için “şeytan dürttü’’ denir. Oysa bizlerin ahlaksız düşünce ve davranışları, kötülüğün kaynağını açıklamak için psikanalizden krimonolojiye, antropolojiden sosyolojiye kadar bir hayli kuramımız var. Modernleşmeyle birlikte her şeyin rasyonel bir açıklama ile sekülerleştiği dünyada şeytan da sekülerleşmiştir. Bizim sorumuz ise burada başlamaktadır: Bugün şeytanın yerini başka açıklamalarla doldurabiliyor oluşumuz antropolojikleştirilmiş şeytanın ötesinde bir şeytanın var olmadığına mı işaret eder? İslam’da şeytan tarihsellikten ayrı nerede konumlandırılmıştır?  

Şeytan kelimesi, Arapça ş-t-n (شَطَنَ) fiilinden türemiştir. Ş-t-n fiili, uzaklaşmak manasına gelen bir fiildir. Şeytan Kuran’da özel anlamda İblis için kullanılırken (الشيطان); genel anlamda cin ve insanlardan her ferdi kapsayabilecek şekilde kullanılmaktadır (شيطاناً). İblis çok ibadet etme neticesinde melekler arasına giren bir cindir ve İblis isyan etmesi sonucu şeytan olmuştur. Hayatlarımızda şeytanilik ifadesini -ki bu ikinci anlamda şeytana denk düşüyor- kullanırken, İblis’e mukabil bir kişilik olarak şeytandan pek bahsetmeyiz. Dışsallaştırılmış şeytan bizim zihinlerimizde karşılığını bulamazken, sıfat olarak şeytana yer vardır. Bu noktada İslam düşüncesindeki nefs-i emmare ve şeytanın farkına dikkat çekmekte fayda vardır. Nefs-i emmare insanın doğadan kopmamış, sürekli sınırsızca arzulayan kısmını temsil eder. Yani, düşünce tarihimizde dışsal olmayan, içselleştirilmiş kötülük potansiyelini karşılayan bir kavram zaten bulabilmekteyiz. Bu yüzden şeytanın içteki kötülüğe indirgenemeyeceğini düşünüyorum. Bizden önceki nesillerden farklı olarak insanın kendi kötülüğü ile daha sert hesaplaşabiliyor oluşumuz gerekçesi şeytanın dışsal niteliğinin yok sayılması için yeterli değildir. Elbette burada davranışların sorumluluğunun bir başka varlığa atfedilmesi söz edilmemektedir. Şunu belirtmekte fayda vardır ki burada yapılan kötü davranışın failinin insan olup olmaması sorunsallaştırılmamıştır. Kuran’dan hareketle şeytanın vesvese vermek, kandırmak, süslü göstermek gibi bir eylem alanı bulunduğu görülmektedir; şeytanın bir davranışı etken şekilde kontrol edebilme gücü yoktur.

İlk günah, Cennet’ten düşüş kıssasına (Araf 7/11-22) bakarsak bu kıssada Adem ve Havva’nın  yasak ağaçtan yerken İblis tarafından kandırıldığını anlatılır. Allah bu kıssayı yalnızca kendi nefsi ile yasağı çiğnemek arzusundaki insanı anlatabilecekken kötülük fikrinin kendisinden çıktığı dışsal bir şeytana yer vermiştir. İçimizde arzularımızdan gelen kötülük işleme potansiyelinin yanı sıra bu arzunun kötücül tarafından haberdar eden Şeytan’dır. Kötülüğün kaynağını atfedebileceğimiz varlığın insanın içinden olmaması Allah’ın kullarına  merhameti olarak yorumlanabilir. Kötülüğün vesvesesinin faili olarak şeytan, tevbe için alan açılmasına imkan sağlar: kötülük bize içkin değildir ve terk edilebilir. Kötülüğe yabancılaşılmayan aksi söylemde insan ya tamamıyla kötülüğün kaynağı olan kendisinden nefret eder ya da kendi lehine bir iç kargaşa yerine kötülük kabullenip, meşrulaştırılır: her hâlükârda insan kötülüğün içerisine gömülmüştür. Kötülüğün başkalığı kaybedildiğinde Müslüman olmak mücadelesi bir iç savaşın ötesine geçememiş olur.

İlk günah kıssasının hikmetini de göz önünde bulundurarak esasında insanla birlikte ortaya çıkan şeytanın kötülüğün varlığının kaynağı olduğunu söyleyebiliriz. Kötülük, insanla birlikte teşekkül etmiş olan fakat insandan olmayandır/insana içkin olmayandır. İnsanların her birinin gelip geçiciliğiyle birlikte kötülük öteki bir sabit olarak dünyanın sonuna kadar var olacaktır. Şeytanın dışsallığı insanla kötülük arasına bir mesafe koymakta ve bu mesafe bize Müslüman olarak dünyada kötülük ile mücadele edecek imkanı sunmaktadır.


*Öne çıkan görsel: “İblis, tüm kötü ruhların efendisi”, Mehmed ibn Emir Hasan el-Su’ûdî, Matâli ‘al-Su’âda wa Yanâbi’ al-Siyâda, 1582, BnF, El Yazmaları Bölümü, Türkçe ek 242, f. 89

3 Responses

  1. bedri dedi ki:

    yazıyı çok beğendim, Cemre Hanım’ın eline sağlık. Yazıyı yazdıran soru harkulade mühim. Bize unuttuğumuz ve farkında olmadan unutmak istediğimiz bir kavramı, olguyu hatırlatıyor. Şeytanın ortadan kaybolması ile modern zamanların toplumlardan uzaklaştırdığı metafizik arzuyu bir arada düşünmek yerinde olur sanırım. Ruhsuzlaşan ve hayatı dönüştürmeye dair muharriğini, müşevviğini kaybeden bir anlatılar dünyasın içinde saplanıp kaldık sanırım, yazı bu durumu az çok gösteren bir metin olmuş. Karikatürleştirilen bir kötülük figürü olarak “şeytan” yorumundansa, insanları güzele dair bir takım gayretler için hareketlendiren bir “şeytan” temsili bu çağın ihtiyaç duyduğu şeylerden biri olabilir.

    • homo-Qoranicus dedi ki:

      seytanı dahı sekulerlestirmişiz yeni dunya duzeninin mimarlarından olmak arzusunun verdigi hırsla..;)

  2. kafkadanuçan dedi ki:

    şeytan dedikleri şey aslında kendi günahlarını yükledikleri Şeydir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir